Türkiye’de sağlık sektörü, ekonomiyle doğrudan bağlantılı devasa bir krizin eşiğinde. Döviz kurlarındaki durdurulamaz yükseliş ile ilaç fiyatlamasında esas alınan sabit kur arasındaki makasın iki katına çıkması, küresel ilaç devlerinin Türkiye pazarından birer birer çekilmesine ya da arzı kısıtlamasına neden oluyor. Bir zamanlar çevre ülkelerin "ilaç deposu" olan Türkiye, bugün kendi vatandaşına en temel tedavi ve takviye ürünlerini dahi sunmakta zorlanan bir tabloyla karşı karşıya.

Fatih Altaylı’nın sahadaki gözlemleri ve bir eczacıyla yaptığı çarpıcı görüşme, bu gerilemenin boyutlarını gözler önüne seriyor.

Altaylı'nın köşe yazısı şu şekilde:

"Gerçek kur ile Sağlık Bakanlığı’nın belirlediği ilaç kuru arasında makas açıldıkça firmalar pek çok ilacı Türkiye’ye getirmez oldular. Bugün piyasadaki euro kuru 53 TL, bakanlığın ilaç ödemeleri için kullandığı kur ise 29,11 TL.

Bu yüzden de ilaç şirketleri özellikle yeni ve popüler ilaçlarını getirmiyor, daha doğrusu piyasada talep edilenin çok altında sayıda getiriyor. Bu yüzden de artık Türk halkı iyi ilaca erişemiyor. Önceki gün bir eczanede bu konuyu konuşuyorduk.

Eczacı hanımefendi “Fatih Bey, eskiden özellikle Türki cumhuriyetler ya da güneyimizdeki ülkelerden gelenler bavulla ilaç alırlardı. Çünkü bizdeki ilaçlar onların ülkelerinde bulunmazdı. Dünyanın en iyi ilaçlarını satardık. Artık biz o ülkeler gibi olduk. Hiçbir ilacı bulamıyoruz. Müşterilerimiz kaçak ilaç arıyor.” dedi.

Bu arada benim dizimdeki arıza için kullandığım bir takviyeyi sordum. “Artık o da gelmiyor” dedi. Orada da sorun olduğunu ve pek çok gıda takviyesinin de Türk pazarından çıktığını aktardı. “Yerli firmalar vitamin üretiyorlar Allah’tan ama sizinki gibi bazı özel ürünler de artık gelmiyor. Giderek 3. dünya ülkelerinin eczanelerine döndük” dedi.

Türkiye ne yazık ki, bir yandan giderek sınıf düşen bir ülke haline geliyor. Bir yandan da fiyatlar artıyor, bir yandan her alanda kalite düşüyor.

Ancak belli ki bu durum kimsenin umurunda değil. Ne yönetenin, ne de yönetilenin.”