Biz iktisatçılar olarak, ekonomik ve sosyal istikrar politikalarını boşuna tartışıyoruz. Zira, bu politikalar artık siyasetin gölgesinde kaldı. Faiz, kur gibi araçlar, kısa dönemde iktisadi gidişatı etkiler, ancak orta ve uzun dönemde, demokrasi, kurumsal yapı, hukukun üstünlüğünde iyileşme ile yargı bağımsızlığını sağlamadan hiçbir hükümet güven yaratamaz.

Yine, siyasette popülizm, iktidar partilerinin muhalefeti susturma politikaları, her zaman ve her ülkede rasyonel iktisat politikalarını engellemiştir.

Bu durumlarda istikrar politikaları kısa dönemde kısmen etkili olabilir ve fakat orta ve uzun dönemde dönüp dolaşacağı yer, kriz çıkmazıdır.

  1. Türkiye’de yapılan güven anketleri

Her ekonomide güven sorunu, politikalardan önce gelir. Güven duymayan yabancı sermaye gelmez, yerli sermaye yatırım yapmaz. Dış borçlarda risk pirimi yükselir ve dış borçlanma maliyeti artar. Beklentiler bozulur. Panik kaynaklı enflasyon yaşanır.

Türkiye de güven sorunu var mı? “Vatandaş ve uluslararası kuruluşlar var” diyor.

TÜİK ve MB’nın açıkladığı, üretici ve tüketici güvenini gösteren, ekonomik güven endeksi 100 eşiğinin altındadır. Nisan 2026’da 96,4’e geriledi.

İSO Satınalma Yöneticileri Endeksleri (Purchasing Managers Indices - PMI), ekonomik faaliyet koşullarının ölçümü konusunda küresel piyasalar tarafından yakından izlenen göstergelerden biridir. Bu endekste 50 güven sınırıdır ve Nisan 2026 ayında 45,7'ye gerilemiştir.

Bu demektir ki, son aylarda imalat sanayi faaliyet koşullarında kayda değer bir yavaşlama yaşanıyor.

MetroPoll araştırma Mart 2026 anketine göre, ekonominin iyi yönetildiğini düşünenlerin oranı yüzde 27, güvenmeyenlerin oranı ise yüzde 69’dur.

  1. Güven konusunda uluslararası kurumların görüşleri

OECD, Türkiye de daha ihtiyatlı makroekonomik politikaların sürdürülebilir büyümeyi yeniden tesis etmeye ve dengesizlikleri azaltmaya yardım ettiğini söylüyor; fakat kalıcı yakınsama için “güvenilir ve istikrarlı makroekonomik duruş” ile yapısal reformların kritik olduğunu vurguluyor.

Kredi derecelendirme kuruluşlarının tamamı, Türkiye’yi “spekülatif – yatırım yapılamaz” olarak değerlendiriyor.

  1. CHP’li belediyelerde seçilenlerin ve gazetecilerin tutuklu yargılanması, bazı belediyelere kayyum atanması, demokratik dünyada ve kurumlarda tepki yarattı, Türkiye’ye karşı güven sorunu oluştu.

Almanya İmmanuel Kant Vakfı, Ekrem İmamoğlu ve Dilek İmamoğlu’na dünya vatandaşlık ödülü verdi.

Avrupa Birliği Dış İlişkiler Komisyonu, Avrupa Konseyi, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi tüm raporlarında, İmamoğlu’nun gözaltına alınması ve seçilmiş yetkililer, aktivistler, gazeteciler ve iş dünyası temsilcilerine yönelik tutuklamaların ve suçlamaların, Türkiye’nin demokratik standartlarına ilişkin soru işaretleri doğurduğunu, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na aykırı olduğunu, yargılamanın “siyasi saikli göründüğünü”, muhalefeti sindirme ve çoğulculuğu sınırlama girişimi izlenimi verdiğini yazıyor.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları, BM İnsan Hakları Ofisi, İmamoğlu dahil en az 92 kişinin gözaltına alınmasından endişeli olduğunu açıkladı; gösterilere getirilen geniş yasakları ve protestolara müdahaleyi eleştirdi.

İnsan hakları örgütleri: Human Rights Watch, İmamoğlu’nun ve yaklaşık 106 belediye yetkilisi ile siyasetçinin gözaltına alınmasını “hukuki siyasi faaliyeti bastırmaya yönelik siyasi saikli bir hamle” olarak niteledi.

AP, Guardian, Le Monde, Al Jazeera gibi medya kuruluşlarının analizi, “muhalefete baskı”, “Erdoğan’ın en güçlü rakibinin hedef alınması” ve “CHP’li belediyelere genişleyen operasyonlar” olduğu şeklinde oldu.

Eğer CHP için mutlak butlan kararı çıkarsa, Türkiye de sıcak para da kalmaz, döviz krizi çıkar, Dünya demokratik ülkeleri ve AB karşı çıkar.

Dünyaya kulak vermek zorundayız. Aksi halde dış güven sağlayamayız, vatandaşa kulak vermeliyiz, aksi halde üretici ve tüketici rasyonel karar veremez, dahası iktisat politikaları, teknik bir çözüm aracı olmaktan çıkar.