Beyoğlu davasının birleştirilmesiyle, tutuklu sanık sayısının 92'ye, toplam sanık sayısının ise 414'e yükseldiği İBB davasına bugün Silivri'de bulunan 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 18. celse ile devam ediliyor.
Dün 4 kişinin savunması tamamlanmıştı. Bugün kürsüye ilk Orhan Gazi Erdoğan çıkacak. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yönelik 'Veri Uygulaması' soruşturması çerçevesinde gözaltına alınan CHP Bilgi İşlem Sorumlusu Orhan Gazi Erdoğan 7 Kasım 2025'ten bu yana tutuklu.
Dünkü oturumda İBB HANEM uygulamasına ilişkin Eylem 13 kapsamındaki isimler savunma yaptı. Bugün de aynı çerçevede devam edilecek ve veri sızıntısına ilişkin iddialara yanıt verilecek.
Dün bu kapsamda kürsüye çıkan ve savunma yapan isimler hem savunmalarında hem de çapraz sorgularında Eylem 13 kapsamındaki veri sızıntısı iddialarını kanıtlar ve verilerle çürüttüler.
Orhan Gazi Erdoğan'ın ardından İBB Dijital Yayınlar Koordinatörü Ulaş Yılmaz kürsüye çıktı. Yılmaz savunmasında şunları söyledi:
Benim burada olmam, altı aya yakındır hapiste olmam, Hukuk Güvenliği ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Özgürlüğümden mahrum bırakılmamın tek nedeni özensiz bir soruşturma, varsayımlara dayalı bir iddianamedir. Ailemden, sevdiklerimden, 2,5 yaşındaki kızımdan uzak bırakılmak vicdana sığmamaktadır. Bana en çok ihtiyaç olduğu bir zamanda kızıma babalık yapamamak bir zulüm, manevi bir işkencedir. Peki ben neden işimden ve ailemden ayrıldım? Günlerce tahtakuruları dolu, pislik içinde yerlerde bekletildim? Aylarca cezaevinde yer yatağında yattım? Neden 28 kişilik koğuşta 55 kişi dip dibe kaldım? 10 metrekarede 10 kişinin neredeyse üst üste yaşadığı, leğende çamaşır yıkadığı, 55 kişi aynı tuvaleti, banyoyu kullandığı bir yerde hangi gerekçeyle tutuldum?
Ben neden sadece haftada 10 dakika telefonla ailemle görüşebiliyorum? Büyümekte olan kızımla 1 dakika daha geçirmek için neden onlarca dilekçe vermek zorunda bırakılıyorum? İçinde bulunduğumuz durumda, bu soruların hiçbirinin ikna edici bir yanıtı olamadığını biliyorum.
Altı aya yaklaşan esaretin telafisinin mümkün olmadığının ben de herkes gibi farkındayım. Hakkımdaki mesnetsiz isnatlara karşı yaptığım savunmalar göz önüne alınarak, adaletin tecelli etmesini; Adil Yargılanma Hakkı ve Hukuk Devleti ilkesinin hukuk kitaplarında yazılı kavramlardan ibaret kalmamasını istiyorum. Aileme ve işime kavuşmayı diliyorum. Bu çerçevede tahliyemi ve beraatımı talep ediyorum.
"SAVCI BEYİN KAFASINDA BİR KURGU VAR"
Veri sızıntısı talimatını verdiği öne sürülen Murat Ongun'un avukatı Rahşan Sertkaya Danış da Ulaş Yılmaz'a bazı sorular sordu. Ulaş Yılmaz'ın yanıtı çok çarpıcıydı:
Savcı Bey'in kafasında bir kurgu var. Her şeyi bir yerlere bağlamaya çalışıyor ve ona uygun bir yanıt aldığında ilerliyor ama konuyu anlamaya yönelik tavrı daha zayıf. Bir konu anlatıyorsun; misal Google Tag Manager'ın nasıl bir işlevi olduğunu anlatıyorum, bu konuya çok odaklanmadı ve "Bu talimatı kimden aldın?" diyor. "Bu talimatlık bir şey değil, ben normalde kendim koydurturum bunu" diyorum. Bundan bir talimat almama, herhangi bir yerden bir şey alıp bir yere vermeme gerek yok ki. Ama ısrarla bir talimat, bir zincir, başka bir şey kurmaya çabası söz konusuydu.
Murat Bey ile de benzer sorular sordu. Yani "Murat Bey'in talimatıyla mı bu kodlar konuluyor?" vesaire. Murat Bey'in talimatla ilgileneceği bir konu değil, o çok basit bir şey yani. Öyle bir ilişki, öyle bir yapılanma söz konusu değil diye ben kendisine de anlattım. Yani zihninde bir kurgu var, o kurguya doğru şey yapmaya çalışıyor. Bilimde şöyle bir şey vardır; tümevarım, tümdengelim yöntemleri vardır. Kafanızda bir tez vardır, o tezin örneklerini buldukça o tezinizi güçlendirirsiniz. Ama örnekler uymuyorsa tezinizi değiştirirsiniz. Savcı Bey tezini değiştirmiyor, örnekleri bükmeye çalışıyor.
Tutuklular alkışlarla salona girdi. Tahliye edilen İBB Anadolu Yakası Zabıta Müdürü Nazan Başelli de duruşma için salonda yerini aldı.
Dün kürsüye çıkan Iraz Bayrak salona girerken izleyiciler arasında olan babasına "Baba, telefon bozuktu arayamadım, akşam arayacağım" diye seslendi. Yakınları sevdiklerine seslendi, herkes birbirine el salladı, öpücük gönderdi.
Günün ilk savunması için Orhan Gazi Erdoğan kürsüye çıktı:
Sayın Başkanım, olmayan bir veriyi gönderdiğim iddiasıyla 5 ayı aşkın bir süredir, 6. aya girecek şekilde dört duvar arasında günlerimi geçiriyorum. Tabii bu 5-6 ay dışarıda çok fazla anlam ifade etmeyebilir; ancak dört duvar arasında, özellikle belli bir yaştan sonra, buradaki 5 ay dışarıdaki 15 aya, 6 ay ise 18 aya tekabül ediyor.
Yani ömrünüzden bunun 3 katı gidiyor. Dışarıda yapmak istediğim birçok şey var. Bu olaylar yaşanmadan önce planladığımız en yakın tarih, evladımın nikahıydı. "Bu ay çıkarsın, öbür ay çıkarsın" diyerek bu tarihi sürekli ertelemek zorunda kalıyoruz. Bu tarihi alabilmek için sizin kararınızı beklemeye devam ediyorum.
Neticede tahliyemi ve sonrasında beraatimi talep ediyorum. Sanırım Türkiye'de iddianamesi en kısa sürede hazırlanan kişi de benim. 7 Kasım'da tutuklandım, 11 Kasım'da iddianame çıktı. Avukatım iddianameyi getirdiğinde orada "ikrar" ibaresini görünce şok oldum.
Ben neyi ikrar etmişim? Olmayan bir şeyi gönderdiğimi nasıl ikrar edebilirim? Hala anlayamıyorum. İlk şokum buydu.