Ekonomim yazarı Alaattin Aktaş’ın dikkat çeken analizine göre, resmi enflasyon hedefleri ile devletin uzun vadeli borçlanma maliyetleri arasındaki makas giderek açılıyor. Hükümet 2026 yılı için yüzde 15, takip eden yıllar için ise tek haneli enflasyon (yüzde 5 seviyeleri) hedeflerken; piyasa gerçekleri Hazine'nin uzun vadeli borçlanmalarına ağır bir faiz faturası olarak yansıyor.

AĞUSTOS İHALELERİNDE DİKKAT ÇEKEN RAKAMLAR

Hazine’nin ağustos ayı içinde gerçekleştirdiği sabit faizli borçlanma ihaleleri, faiz yükünün geldiği boyutu ve piyasanın enflasyon beklentisini gözler önüne serdi. Altı ayda bir kupon ödemeli olarak gerçekleştirilen üç ihalenin sonuçları şu şekilde gerçekleşti:

581 gün vadeli tahvil: Yıllık bileşik faiz yüzde 41,68.

1708 gün vadeli tahvil: Yıllık bileşik faiz yüzde 39,29.

3304 gün vadeli (5 Eylül 2035 bitişli) tahvil: Yıllık bileşik faiz yüzde 35,12.

7 AYDA FAİZ YÜKÜ KATLANDI

Özellikle 10 yıl vadeli 2035 bitişli kağıdın maliyeti piyasalar açısından kritik bir gösterge niteliği taşıyor. Aktaş'ın aktardığı verilere göre; aynı tahvilin yılın başında, ocak ayında yapılan ihracında faiz oranı yüzde 29,09 seviyesindeydi. Ağustos ayına gelindiğinde ise "dezenflasyon sürecine girildiği" söylemlerine rağmen aynı kağıdın faizi yüzde 35,12’ye sıçradı.

BÜTÇEYE "10 YILLIK İPOTEK" TEHLİKESİ

Finans çevrelerinde yapılan değerlendirmelere göre, enflasyonun ekonomi yönetiminin planladığı gibi önümüzdeki yıllarda tek hanelere düşmesi durumunda dahi, Hazine 2035 yılına kadar her yıl yüzde 35 oranında katı bir faiz yükü ödemeye devam edecek. Özel sektörde herhangi bir şirketi iflasa sürükleyebilecek olan bu devasa maliyetin, ilerleyen yıllarda genel bütçedeki hareket alanını ciddi şekilde daraltması bekleniyor.

Uzmanlar, böylesine yüksek maliyetli uzun vadeli borçlanmaların, mevcut ekonomik sıkışıklığı aşmak adına faturanın doğrudan gelecek yönetimlere ve "torunlara" bırakılması anlamına geldiği uyarısında bulunuyor.