Bu karanlık suikastlerle ilgili BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu’na, partisine ve Alperen Ocaklarına iftiralar atıldığını; iç ve dış mihrakların organize ettiği bu suikastlerden İstihbarat ve Emniyetin önceden haberi olduğu halde önlemediklerini ve bu karanlık cinayetlerde devlet içine sızmış bazı kriptoların da yer aldığını; bu suikastlerle BBP’nin hedef alındığını, Muhsin Yazıcıoğlu’na istihbarat tarafından Trabzon’da “resimli komplo” kurulduğunu, polis ve istihbarat muhbirlerinin bu işte kullanıldığını iddia etti.

BBP liderinin sistemle bağlantılı çevrelerce yapıldığı öne sürülen suikastlere bakışını, lanetleyişini ve bu suikastlerin arkasında istihbarat servislerinin olduğunu, amaçlarının ülkeyi istikrarsızlaştırmak olduğunu “Ben bu filmi görmüştüm” diyerek ifade ettiğini de yaptığı açıklamada belirtti.
Öznur açıklamasında “Hrant Dink, Danıştay, Rahip Santoro, Zirve Yayınevi vb. menfur olayları hareketimize, partimize yıkmaya çalıştılar; şehit liderimizi kurgulanmış senaryolara bulaştırmak istediler" sözlerini sarf etti.

Hakkı Öznur’un yayınladığı açıklamanın Üçüncü Bölümü:
MENFUR SUİKASTLERLE TÜRKİYE İSTİKRARSIZLAŞTIRILMAK İSTENDİ
Türkiye 2006-2007 arası planlı bir istikrarsızlaştırma operasyonu içerisine girdi. 2006-2007 yılları arasında ülkemizde çeşitli suikastlar meydana geldi. 5 Şubat 2006 tarihinde Trabzon Santa Maria Katolik Kilisesi Rahibi Andrea Santoro öldürüldü. 17 Mayıs 2006'da Danıştay saldırısı oldu. 19 Ocak 2007'de Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'e suikast düzenlendi. Dink'in öldürülmesinden üç ay sonra 18 Nisan 2007 tarihinde Malatya'da misyonerlik yapıldığı iddia edilen Zirve Yayınevi basıldı ve biri Alman vatandaşı olmak üzere üç kişi öldürüldü.

Hrant Dink, Danıştay, Rahip Santoro, Zirve Yayınevi vb. menfur olayları hareketimize, partimize yıkmaya çalıştılar; şehit liderimizi kurgulanmış senaryolara bulaştırmak istediler.
Liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu, Partimiz BBP ve Gençlik teşkilatımız Alperen Ocaklarımız; bizimle alakası asla olmayan, hareketimizle uzaktan yakından ilişkisi olmayan, tamamen ülkeyi kaos ortamına sürüklemek isteyen, istikrarsızlaştırmaya çalışan iç ve dış mihraklar tarafından planlanan, organize edilen ve yaptırılan bu menfur suikastlar ile ilişkilendirilmeye çalışılmıştı.

Milli, Yerli, Sivil ve Demokrat olan; daima milli iradeyi, demokrasiyi, hukuk devletini savunan; otokrasiye ve oligarşiye karşı çıkan, “Türkiye’nin Milli Güvenliği Kırmızı Çizgimiz” diyen Partimiz, kurulduğu 29 Ocak 1993 gününden itibaren sistemli ve planlı bir şekilde küresel güçler ve onlarla iş birliği yapan karanlık odakların saldırılarına uğramış ve hedef olarak seçilmiştir.
Kurulduğu tarihten itibaren birçok komplo ve oyunla karşı karşıya kalmıştır. BBP’nin millî ve yerli duruşu, egemen güçlere ve çıkar çevrelerine karşı mücadelesi, ilkeli ve seviyeli siyaseti iç ve dış odakları rahatsız etmişti. BBP’nin demokrasiden yana taraf koyuşu, demokrasi dışı odaklara karşı net tavrı darbe peşinde koşan militarist güçleri tedirgin ediyordu. BBP engellenmeli ve yolu kesilmeliydi. Bunun için de birtakım karanlık oyunların içine BBP’yi çekmek istediler.
TRABZON’DA KURULAN HAİN KOMPLO
Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nu ve partimizi itibarsızlaştırmak için akla hayale gelmedik iftiraları attılar. Milletimizin gözbebeği olan Nizam-ı Âlem Ocaklarımızı ve onun devamı olan Alperen Ocaklarımızı bu karanlık olaylarla irtibatlandırmaya, itibarsızlaştırmaya çalıştılar.
Hrant Dink 19 Ocak 2007 tarihinde göz göre göre öldürüldü. Devletin güvenlik güçlerinin bu cinayetin işleneceğinden haberi vardı. Ama önlemediler. Maşalara ve kullanılan tetikçiye yol verdiler.
Liderimiz, BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, 18 Ocak 2007 günü Trabzon’a geldi. Yazıcıoğlu, önce partisinin il başkanlığını ziyaret ederek partililerle sohbet etti ve olaylarla ilgili bilgi aldı. Yazıcıoğlu daha sonra Trabzon Atatürk Alanı’nda bir basın toplantısı düzenledi. Yasin Hayal’e talimat verdiği ileri sürülen KTÜ İktisat Bölümü öğrencisi Erhan Tuncel, bu toplantı sırasında Yazıcıoğlu’nun arkasında duran partili grubunun içinde basın mensuplarınca görüntülendi.
24 Ocak 2007 tarihli Sabah gazetesinin manşetinde “İşte Büyük Abi” varken haberin altına kocaman bir fotoğraf konmuştu. Fotoğrafta Muhsin Yazıcıoğlu’nun Trabzon’da bir toplantı esnasında arkasına yerleştirilen Erhan Tuncel vardı. Kumpasçıların amaçladığı şuydu: Erhan Tuncel ile Muhsin Yazıcıoğlu arasında ilişki var, Tuncel Muhsin Yazıcıoğlu’nun yakın koruması.
Hrant Dink cinayetine BBP’yi bulaştırmak isteyen küresel iblisler ve işbirlikçileri, Liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun kalabalık grupla çekilmiş bir fotoğrafını gazetelere servis yaptılar.
Neydi o fotoğraf karesi? Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu partimizin Trabzon’da yaptığı bir basın toplantısında konuşurken arkasında bulunanlar arasında bir kişi vardı. Bu kişi, polis muhbiri olduğu ortaya çıkan, Emniyetin kullandığı Erhan Tuncel’di.
Cinayetin hemen ardından harekete geçen Türkiye düşmanı çetelerin elemanları karanlık odaklar, Muhsin Yazıcıoğlu’nun fotoğrafını AKP yandaşı başta Sabah gazetesi olmak üzere birçok gazeteye servis ettiler.
Emniyet içinde kurulan daire ve onun kullandığı elemanları vasıtasıyla Muhsin Başkana “fotoğraflı kumpas” kurmaya kalktılar. Açıkça şehit liderimize “şantaj” yapmaya kalktılar.
Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu bu haber kendisine geldiğinde parti genel merkezindeydi, odasında bazı basın mensupları da vardı. Olayı öğrenince ilk tepkisi; “Bırakın yayınlasınlar, biz açık bir hareketiz, kendimizden şüphemiz yok. Karanlık, derin, kirli ilişkilerimiz yok. Nasıl olsa bunun bana ve partime karşı hazırlanmış bir komplo olduğu ortaya çıkacaktır. Ben bir siyaset adamıyım. Binlerce insanla çekilmiş fotoğrafım var. Fotoğraf çektirmek isteyenlere 'Savcılıktan temiz kâğıdı getir.' diyemem.” şeklindeydi.
MUHSİN YAZICIOĞLU: BİR FOTOĞRAF YAYINLAYIP BENİ HEDEF YAPMAK İSTİYORLAR. BİZİ YILDIRMAK İSTİYORLAR
Muhsin Yazıcıoğlu, gazeteci Hrant Dink cinayetine ilişkin gözaltına alınan Erhan Tuncel ile aynı fotoğraf karesinde yer almasıyla ilgili olarak “İnsanlarla arasında koruma duvarı bulunmadığını, yanında, yöresinde, arkasında kim vardır diye bakmadığını” belirtti.
Hürriyet gazetesinde 24 Ocak günü yayınlanan açıklamasında Yazıcıoğlu şunları kaydetti:
“Şimdi ne olmuş yani? Beraber fotoğraf varsa ne olmuş, nereye varılmak isteniyor? Soruşturmanın gizliliğine rağmen sanki soruşturmanın içinden bir bilgi almış gibi davranarak suçlu ihdas etme gayretleri görüyorum. Kişi ile ilgili özel bir araştırma yapmadım. BBP üyesi değil. Söz konusu fotoğrafın yayınlanmasının iki nedeni var: Birinci nedeni soruşturmayı yönlendirerek bir yere varmak, ikinci nedeni ise soruşturmanın içinde varmış gibi göstererek bizi baskı altına almak ve susturmak.”
Bir gazetecinin sorduğu “Erhan Tuncel’i tanıyor musunuz?” sorusuna şöyle cevap vermiştir:
“Ben Anadolu’yu 1974 yılından beri geziyorum. 12 Eylül öncesinden beri geziyorum. ÜOD ve ÜGD gibi yüz binlerce mensubu olan teşkilatların Genel Başkanlığını yaptım. Ülkücü Gençlik lideri olarak 1980 öncesi bütün Anadolu’yu gezdim, Ocak binaları açtım, basın toplantıları yaptım. Ülkücü şehitlerimizin cenazelerine katıldım, konferanslar verdim, mitinglerde ve yürüyüşlerde kitlelere hitap ettim, konuşmalar yaptım.
Dolayısıyla her kesim tarafından da o dönem tanınan biriyim. Her yerde tanıdığım binlerce dava arkadaşım ve tanıdıklarım var. 8 Nisan 1987 yılında Mamak Cezaevinden tahliye olduktan sonra da 29 Ocak 1993’te BBP’yi kurduktan sonra da Anadolu’yu karış karış geziyorum.
Benden fazla Türkiye’nin dört bir yanını gezen bir siyasetçi yoktur! Gittiğim il, ilçe, kasaba ve köylerde vatandaşlarımızla bir araya geliyor ve onların sorunlarını dinliyorum.
Partimizin fikirlerini ve iktidara geldiğinde yapacaklarını anlatıyorum. Ben illere giderken koruma ordusu ile gitmem, dava arkadaşlarımla giderim. Biz açık ve şeffaf bir hareketiz. Vatandaşlarımızla sohbet ederiz ve onlar isterse topluca veya tek resim çektiririz.
Ben toplantı yaparken arkamda kim var diye ona mı bakacağım? Gittiğimiz yerlerde görevleri icabı orada olan güvenlik güçleri var. Suçlu biri varsa onu bulup çıkartmak onların görevi. Ben nereden bileceğim? Ben basın toplantısı yaparken yanımda gittiğimiz yerin parti yöneticileri veya beraber geldiğimiz Genel Merkez yöneticilerimiz olur.
Arkamda fotoğrafa giren kişileri ben nasıl kontrol ederim? Bu Erhan Tuncel denilen, polis muhbiri olduğu ortaya çıkan genci ben ya da teşkilatım görevlendirmemiş. İyi ki fotoğraf çektirmek istenen, sevilen biriyim. İnsanları nasıl kırayım?”
MUHSİN YAZICIOĞLU: ERHAN TUNCEL POLİS TARAFINDAN KULLANILAN BİR MUHBİRDİR
24 Ocak 2007 tarihinde düzenlediği basın toplantısında hakkında yapılan itibarsızlaştırma yayınlarına yine şu tarihi sözlerle cevap vermiştir:
“Beraber fotoğraf varsa ne olmuş, nereye varılmak isteniyor? Arkamda kim var yok, kim yok ona mı bakacağım? Ben topluma açık basın toplantıları yapıyorum, konuşmalar yapıyorum, büyük kalabalıklara hitap ediyorum. İşim gücüm yok da tek tek insanların kim olduğuna mı bakacağım?
Bu fotoğraf Trabzon ziyaretimde çekilmiştir. O ziyarette esnaf kardeşlerimizin dertlerini dinlemek için arkadaşlarımla çarşıyı gezdim.
Basın açıklaması yaptım, bütün medya oradaydı. Ben hep milletimin içinde oldum, yanında oldum. Halkın içinde olan bir siyasi lider olarak beni bir sürü insanla konuşurken, sohbet ederken, onlarla bir arada olurken görmeniz mümkündür. Olayın büyütülecek bir tarafı yok, ben sözü edilen şahsı tanımam. Bakın; devletin, kolluk güçlerinin, yargının yapacağı görevleri siyasetçiler yapmaz.
Erhan Tuncel denen kişi BBP üyesi değil. Her yere giren çıkan biri. Durduğu yeri tayin etmekte herkes zorlanıyor. Bu kişinin operasyon elemanı mı yoksa haber elemanı mı olduğunu zaman gösterecek. Muhbirlik yapmış, birkaç yerle çalışmış. Devlette görevliyse bordrosu, kaydı vardır; ortaya çıkarılsın. Devlet örgüt gibi çalışamaz. Kimdir bilmiyorum, tanıdığımız biri değil. Camiamızın da tanımadığı bir tip.
Bu ülkenin dağında, ovasında, tarlasında, çarşısında varım. Anadolu’nun her köşesini bilirim. Güzel Anadolu’nun her yerini gençlik yıllarımdan beri gezerim. Biz millete mal olmuş, milletine hizmet eden yüce ve şerefli bir hareketin mensuplarıyız. Biz kamuya açık bir hareketiz. Bir suç varsa gereği yapılır.
Erhan Tuncel’in muhbir olarak kullanıldığı açık. Artık bunun tartışılacak tarafı yok, bu kesin. Muhbir kullanmak suçtur. Bir siyasi partinin içine muhbir yerleştirmek suçtur. Eğer o siyasi partiden bilgi almak istiyorsanız devletin resmi kurumları aracılığıyla, kurallar, yasalar çerçevesinde kalınarak bu bilgi edinilebilir. Çok özel bilgi edinilmek isteniyorsa da biz açık bir hareketiz. Bu noktada herhangi bir rahatsızlık duymayız. Ancak bir muhbir mi, bir operasyon elemanı mı olduğu belirsiz bir kimlik var karşımızda. Operasyon elemanı olarak mı kullanılıyor? O noktada eğer devletin resmi kurumlarıyla ilişkiliyse SSK ya da Emekli Sandığı sicilinin olması lazım. Değilse o zaman gayriresmi olarak kullanılıyor demektir. Bu takdirde ağır bir suçtur!
Nereye kadar giderse oraya kadar götürülsün. Yazılı ve görsel medyanın büyük bir kısmının yaklaşımını ahlaki bulmuyorum. İftiralarla, yalan dolu yayınlarla bir yere varılmaz. Kimseye diyet borcumuz yok. Allah bizimledir, millet bizimledir. Biz ilkeli, seviyeli, açık, şeffaf, demokrat bir hareketiz. Bizim yolumuz hak, hukuk, adalet yoludur.”
MUHSİN YAZICIOĞLU: ALPEREN OCAKLARI ÜLKEMİZİN GELECEĞİ, MİLLETİMİZİN YARINLARI VE GÖZBEBEĞİDİR
Büyük Birlik Partisi, çok dinamik bir tabana ve iyi yetişmiş kadrolara sahiptir. Birçok araştırmada, eğitim seviyesi en yüksek parti olarak BBP çıkmaktadır; o bakımdan ülke sorunlarına, dünyadaki gelişmelere karşı duyarlı bir harekettir. İnsan kaynağı olarak partimizle aynı değerleri paylaşan gençlik hareketi olan Nizam-ı Âlem Ocakları ve sonradan kurulan Alperen Ocakları da milliyetçi, vatansever, manevi değerlere bağlı, demokrat kişilikli, hukukun üstünlüğüne inanan ve bir sevgi medeniyetinin peşinde koşan bir gençlik hareketidir.
Bu gençlik hareketi de ülke ve dünya sorunlarına çok duyarlıdır, refleksleri çok yüksektir. Ondan dolayı da çok gündeme gelmiştir. Protesto gösterileri, yürüyüşler, etkinlikler yapmışlar; ama hep demokratik çerçevede kalmışlardır. Pankart ve afişler asarlar, dergi çıkarırlar, internet sitelerinde görüşlerini ifade ederler, panel düzenlerler; ama şiddet kullanmazlar. Onların sınırı şiddete kadardır. Dolayısıyla BBP, bu dinamizmi ve duyarlı yapısıyla gelişen ve gittikçe daha fazla gündeme giren bir harekettir.
Aslında BBP son günlerdeki olaylarla değil; katılımlarla güçlenen bir parti olduğu için gündeme geldi. Bunun üzerine, derhal bir kısım olaylarla ilişkilendirilmek suretiyle; eski fotoğrafları yeni bilgilerle, eski davranışları yeni olaylarla birleştirerek, mizansenlerle kamuoyunda farklı bir imaja oturtulmak istendi. Bence bu bir projedir. Türkiye’de iktidarlar dışarıda kurgulanıp içeride uygulanıyor, diyorum. Hep konjonktüre göre iktidarlar çıkarılıyor. BBP bu oyunu bozan bir hareket olarak ortaya çıkıyor. Hiçbir iç ve dış güç odağından icazet almayan, doğrudan millete dayanan özgün yapısı ve kendine ait duruşuyla iktidara yürüyen bir hareket BBP. Bu özgün yapısıyla Meclis’e girme ve iktidar olma ihtimali kimi çevreleri rahatsız etmiş, kaygılandırmış olabilir. Ama biz onların kaygılanmasını istiyoruz zaten.
Muhsin Başkan, 11 Şubat 2007 yılında Manavgat’ta düzenlenen bir toplantıda yine çok önemli açıklamalar yapmış ve şunları söylemiştir:
“Bu fotoğraflar sözde aile fotoğrafıymış, asıl aile fotoğrafımız buradaki aile fotoğrafımızdır. Bizim aile fotoğrafımız içinde devleti soyan, bankaları batıran ve soyan, Türkiye’nin topraklarını satanlar, küresel sermayeye uşaklık yapanlar, bankalarımızı satanlar, peşkeş çekenler yok. Hırsızlar, hortumcular, soyguncular yok, vatan hainleri yok.
Bir cinayet oldu, şiddetle kınıyorum. Üzerine kararlılıkla gidilmeli ve kapatılmamalıdır. Ancak bunun arkasında Emniyet, Jandarma, MİT her şeyi birbirine karıştırdı; sonra da işin içinden çıkamayınca partimizi bu işe bulaştırmaya kalktılar.”
MUHSİN YAZICIOĞLU: FOTOĞRAF İÇİN PAZARLIK TEKLİF ETTİLER
13 Mart 2007 Salı günü Ankara Sürmeli Otel'de Alperen Ocaklarının düzenlediği istişare toplantısında Sabah gazetesine şiddetli bir tepki göstermiştir. Toplantıda konuşan Muhsin Yazıcıoğlu, Hrant Dink cinayetinde ismi geçen Erhan Tuncel ile kendisini aynı karede gösteren fotoğraf yayınlanmadan önce kendisiyle pazarlık yapılmak istendiğini açıklamıştı.
Liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu kirli ve karanlık tezgahı şu sözlerle ifşa etmiştir:
“Akşam bilgi geldi bana, 'Fotoğraf servis edilecek.' diye. 'Hrant Dink’in katil zanlısının azmettiricisiyle senin fotoğrafın yayınlanacak.' dediler. 'Patronu ararsın, bu fotoğraf yayınlanmaz.' dediler. Ben de dedim ki: 'O fotoğraf patronun çantasında duracağına gazetede yayınlansın daha iyi.' Kimsenin çantasında yarın bizi tehdit edecek, önümüze konulacak bilgi, belge olamaz.
Bizim alnımız ak; ne yaparsak millet için, devlet için yaparız. Bir bedeli olursa da öderiz. Efendim, arkanızda durarak çektirilmiş, özel olarak poz verilmiş fotoğrafların niye çekildiği, neden özellikle poz verildiği, hiç zaman kaybetmeden servis yapıldığı açık değil mi? Tezgah gayet açık değil mi? Önümüzdeki günlerde benzer tezgahların olacağını, buna yönelik hazırlıklar olduğunu biliyorum. Ocaklarımızı istismar edecek, bilinçli olarak yönlendirilmek suretiyle Ocaklarımızın önünü kesme çabaları olduğunu biliyorum. Ama önümüze konulmuş hiçbir taş bizi tökezletmeyecek. Uyanık olun, dikkatli olun, tedbir alın, bilinçli hareket edin, kanun ve hukuk çevresinden ayrılmayın, demokratik yollarla yüksek refleksinizi ortaya koyun. Ancak sınır şiddete kadardır. Şiddet kesinlikle bizim metodumuz değildir.”
Muhsin Başkan 1 Nisan 2007 günü Altındağ ilçemizin 7. Olağan Kongresi'nde kurulan “fotoğraf komplosu” ile ilgili şunları söylemiştir:
“Kimse bana 'Elimde dosya var ha!' dememiştir, bunu diyemez de. Bu yanlış. 'Bir fotoğraf ele geçmiş, yayınlanmak isteniyor; acaba patronlara telefon etseniz de yayınlatmasanız, bunu yayınlamasınlar.' denildi. Böyle bir fotoğraf olduğunu, gazetelere servis edildiğini gece haber verdiler bana. Gazete patronlarını aramam için ricada bulunmamı istediler. 'Hayır' dedim, kim olduğunu, ne olduğunu bile sormadım.
Ben de dedim ki: 'Çantalarında gezdireceklerine yayınlasınlar. Birinin çantasında dolaşacağına gazetede yayınlanması daha doğrudur.' Çünkü benim hayatımda hiçbir zaman karanlık bir nokta olmadı; hiç kimsenin çantasında beni tehdit edecek bir tek bilgi, bir tek belge bulunamaz.
Bunlar kurgulanmış senaryolardır. Olay, bir provokasyonun alenen sergilenen bir sahnesidir. Anlaşılıyor ki yeni perdeler açıldıkça yeni senaryolar da uygulanacaktır, bekleyip göreceğiz.”
Yeni Şafak yazarı Abdülkadir Selvi 31 Ocak 2011 tarihli yazısında Dink suikastı ve Muhsin Yazıcıoğlu ile ilgili şunları yazmıştı:
“Bunu ilk kez burada açıklıyorum. Dink suikastıyla ilgili fotoğrafı ona ilk haber veren kişi bendim. Dink cinayeti nedeniyle Trabzon'a gönderdiğimiz muhabirimiz Yakup Bulut aracılığıyla bir fotoğrafa ulaşmıştık. Genel Yayın Yönetmenimiz Mustafa Karaalioğlu, 'Muhsin Bey'le bir görüş. Onu incitmeyelim ama haberi kullanalım. Olay neymiş, anlayalım.' demişti. Gece yarısıydı. Fotoğrafı anlattım. Kısa bir sessizlik oldu. Sesi hafif karıncalandı. Önce hatırlayamadı, inkar da etmedi. Bunun üzerine, 'Siz bir soruşturun. Sizden haber gelmeden kullanmayız. Rahat olun.' dedim. 'Gardaş inceleyip sana döneyim.' dedi. Yarım saat geçti. 'Doğruymuş. Trabzon'a gittiğimde meydanda partililerle sohbet ederken yanımda durmuş, fotoğraf çektirmiş.' dedi. Biraz konuşunca, 'Elazığ'daki arkadaşlara sordurdum. İlk başlarda gelir giderdi ancak daha sonra karışık ilişkilere girdi dediler. Yanıma girmeye çalışıyordu. Dikkatimi çekti, arkadaşlara "Yanımdan uzaklaştırın." dedim.' diye izah etmişti. O kişi Erhan Tuncel'di.”
BBP TRABZON’A SUİKASTİN ARAŞTIRILMASI İÇİN HEYET GÖNDERDİ
Hrant Dink suikastının ardından Liderimizin talimatıyla önce BBP MKYK üyesi Metin Gündoğdu Trabzon’a gönderildi. Arkadaşımız ön incelemeler yaptı. Daha sonra Başkanlık Divanı üyemiz bir Genel Başkan Yardımcımızın başkanlığında parti heyetimiz; cinayette isimleri geçen Yasin Hayal ve Erhan Tuncel gibi isimlerin Alperen Ocakları ve parti çevresiyle olan ilişkilerini araştırmıştır. Bu ismi geçen şahısların Trabzon Emniyeti ve Jandarma İstihbarat tarafından kullanıldığını tespit etmiştir.
23 Şubat 2007’de Trabzon’a giderek hazırlanan raporu açıklayan liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu oynanan karanlık oyunu görmüş, Hrant Dink cinayeti üzerinden sadece kendi partisine değil Türkiye’ye büyük bir komplo kurulduğunu açıkça ilan etmişti. Trabzon’da düzenlediği basın toplantısında: “Amatör bir görüntü içerisinde profesyonelce hazırlanmış uluslararası bir operasyon...” tespitinde bulunmuştu.
MUHSİN YAZICIOĞLU: BEN BU FİLMİ GÖRMÜŞTÜM
Menfur Danıştay saldırısı sonrası Muhsin Yazıcıoğlu, bu saldırıyı duyduğunda ilk tepkisinin ne olduğunu soran bir gazeteciye şunları söylüyordu:
" 'Ben bu filmi görmüştüm.' dedim. Üstelik kimse de 'Türk adaleti bunu çözer.' diye düşünmüyor. Evet, yine bir kirli ve karanlık tezgâhla karşı karşıyayız. Domino etkisi yapan olaylar zinciri devam edecek diye yaygın bir kanı var. Hiç temenni etmememe rağmen şiddet sürecek. Laik-anti laik çatışması daha da alevlenecek. 12 Eylül öncesi çeşitli istihbarat örgütleri sağ-sol akımları provoke ettiler. Şimdi ise laik-anti laik, Türk-Kürt çatışmasını gündeme getirmeye çalışıyorlar. Gerilimi öyle artırıyorlar."
Hrant Dink suikastı üzerine ise "Hrant Dink'e sıkılan kurşunlar ülkemizi karıştırmak için sıkılmıştır." demiştir. 21 Ocak 2007 tarihinde yapılan Sivas BBP 7. Olağan İl Kongresinde yaptığı konuşmada, kendisini hedef gösteren kirli ve karanlık yayınlara sert bir şekilde tepki göstermiş, Hrant Dink’e yapılan suikastla ilgili olarak "Gerçekleri ortaya çıkarmalıyız." diyerek şunları söylemiştir:
"Hrant Dink'e yapılan saldırıyı nefretle kınıyorum, katil zanlısının yakalanması dolayısıyla duyduğum memnuniyeti ifade etmek istiyorum. Ancak katil zanlısının yakalanması yeterli değil. Olayın arkasındaki iç ve dış bağlantıların da ortaya çıkarılması gerekir. Bu sadece cinayetin aydınlatılması için değil, gelecekte Türkiye üzerine uygulanmak istenecek yeni provokasyonların da önlenmesini sağlayacaktır.
Hrant Dink'e sıkılmış olan kurşun Türkiye'nin birliğine, dış itibarına, ülkemizin huzur ve güvenliğine, demokrasiye sıkılmış bir kurşundur. Bu bütün milletimizin ortak duygusudur. Bu cinayetle aslında Türkiye hedef alınmıştır.
17 yaşındaki bir çocuğu tetikçi olarak bulanlar ve onlara bu menfur suikastı yaptıranlar iç ve dış odaklardır. Bu cinayet kimin işine yaramaktadır? Türkiye'nin işine yaramamaktadır. Türkiye'yi seven, ülkesine bağlı, ülkesinin itibarını düşünen hiçbir vatandaşımız böyle bir eylemin yanında, arkasında olamaz. Çünkü bu olay Türkiye düşmanlarının işine yaramaktadır. Bu cinayetin arkasındaki bağlantıların hiçbir şüphe ve tereddüde meydan vermeyecek berraklıkta ortaya çıkarılması gerekmektedir."
Muhsin Yazıcıoğlu, 28 Nisan’da da bir açıklama yaparak BBP’nin Hrant Dink cinayetiyle ilişkisine dönük haberleri yalanlamıştı. Şiddet ve terörün her türlüsüne karşı olduklarını, terörün uluslararası güçlerin elinde kullanılan bir silah olduğunu çok iyi bildiklerini ifade eden Yazıcıoğlu, şöyle konuşmuştu:
"Hrant Dink cinayeti de kimler kullanılarak, hangi duygular istismar edilerek yapılmış olursa olsun millî menfaatlerimiz ve uluslararası imajımız bakımından son derece olumsuz olmuştur. Kimse böyle bir cinayeti millî menfaatlerimiz ya da ulusalcılık adına savunamaz. Bunun ulusal çıkarlarımıza hizmet eden hiçbir yanı yoktur. Kimse öküz altında buzağı aramaya kalkışmasın. BBP'nin kesin tavrı başından itibaren böyledir."
MUHSİN YAZICIOĞLU: "SUİKASTLARIN ARKASINDA DARBE ŞARTLARINI OLGUNLAŞTIRMAK İSTEYEN VESAYETÇİ ÇEVRELER VE ONLARIN İŞ BİRLİĞİ YAPTIĞI KÜRESEL ODAKLAR VAR"
2008 yılının Aralık ayında Birlik Akademisinde verdiği “Türkiye Üzerinde Oynanan Oyunlar” adlı konferansta ise şunları söylemiştir:
"Ülkemizde asimetrik ve psikolojik savaş yöntemleri uygulanıyor. Terör örgütlerinin arkasında yabancı istihbarat servisleri var. Türkiye’nin dış dayatmalara boyun eğmesini isteyen küresel güç odakları var. Yabancı istihbarat servisleri ülkemizde cirit atıyor. Bunların kullandığı taşeron örgütler ve kullandıkları tetikçiler var.
Türkiye üzerinde birçok ülkenin menfaat çatışması var. Ülkemizi istikrarsızlaştırmak isteyen emperyalist güçler ve onların iş birlikçileri, 12 Eylül öncesinde olduğu gibi suikastlar yaptırarak ülkemizi kaosa sürüklemek istiyorlar. Laik-anti laik, Alevi-Sünni, Türk-Kürt çatışması çıkartarak ülkemizi iç savaşa sürüklemek istiyorlar. Çok dikkatli olmak zorundayız.
Psikolojik harp yöntemlerine karşı öngörü sahibi olmak ve krizi gelmeden görebilmek çok önemlidir; çıkacak krizleri soğukkanlı bir şekilde çözmek ve yönetmek önemlidir. Bu da ülkeyi yöneten siyasi iktidarların işidir. İktidar olmak da budur.
Özellikle son 2 yılda meydana gelen, karanlık odaklar tarafından yaptırılan suikastlar üzerimize yıkılmaya çalışılıyor. Bunlar algı operasyonlarıdır. Türkiye’nin birliğini ve beraberliğini savunan, bölücülükle ve bölücülerle mücadele eden, iç savaş tahrikçilerinin oyunlarını bozan, oyunlara gelmeyen, Türk milletinin güvendiği partimiz ve Türk milletinin gözbebeği ve yarınlarımız olan Alperen Ocaklarımız sistematik olarak, bilinçli olarak hedef alınıyor.
1978 yılında Malatya, Sivas, Kahramanmaraş; 1980 yılında Çorum; 1993 yılında Sivas; 1995 yılında Gazi Mahallesi nasıl bilerek seçilmiş ise Trabzon da iç ve dış odaklar tarafından bilerek seçilmiştir. Çünkü Trabzon, milliyetçi ve manevi duyguları çok yüksek olan, bayrak ve vatan konusunda son derece hassas olan bir şehrimizdir."
MUHSİN YAZICIOĞLU: HEP HASSAS İLLER VE İLÇELER SEÇİLMİŞTİR
Aziz dava arkadaşlarım: Türkiye 12 Eylül’e nasıl sürüklendi ise, ihtilal şartlarını olgunlaştırmak için nasıl kanlı provokasyonlar sahneye konduysa, suikastlar yaptırıldıysa bugün de benzer şeyler sahneye konmak isteniyor.
12 Eylül 1980 öncesi darbe şartlarını olgunlaştırmak isteyen TSK içindeki Amerika ve NATO ile bağlantılı karanlık odaklar Genelkurmay karargahında darbe planları yapıyordular.
ABD/NATO’ya bağlı Evren-Saltık ikilisi Genelkurmay karargahında gizli bir ekip oluşturmuşlardı. Amerikancı, NATO’cu Kenan Evren, Haydar Saltık ve onlarla birlikte darbe çalışmalarını yürütenlerin tamamı Ülkücü Hareket düşmanlarıydı.
Bu arada 12 Eylül öncesi CIA elemanları, Amerikan elçilik görevlileri Malatya, Amasya, Sivas, Kahramanmaraş, Çorum vb. illeri gezerek Sağ-Sol, Alevi-Sünni çatışmaları üzerine çalışmalar yapıyorlardı.
Alevi-Sünni vatandaşlarımızın birlikte yaşadığı Malatya, Sivas, Maraş, Çorum gibi yerlerde çıkan olaylar, CIA elemanlarının hassas yerleri ziyareti ve karanlık temasları sonrasındadır.
Malatya, Kahramanmaraş, Çorum vb. yerlerde çıkan olayları “Sağ-Sol çatışması, Alevi-Sünni çatışması” olarak göstermeye çalıştılar. Ancak ülkemizi acıya boğan olaylar ne Sağ-Sol ne Alevi-Sünni çatışması idi.
Provokasyonların amacı, ülkeyi iç savaşa sürükleyip darbe şartlarını olgunlaştırmaktı. 12 Eylül dökülen kanlar üzerinden geldi. Akan kanların bizzat sorumlusu ABD ve NATO’ya bağlı, ordu içindeki derin, karanlık yapı ve onların sivil iş birlikçileriydi.
Olayların bir iç savaşa doğru derinleştirilmesi için Malatya-Elazığ, Sivas, Kahramanmaraş ve Çorum olaylarını çıkardılar. Suikastler meydana geldi.
MUHSİN YAZICIOĞLU: GÜN SAZAK AĞABEYİMİZİ TAŞERON ÖRGÜT DEV-SOL ŞEHİT ETTİ
27 Mayıs 1980 günü MHP Genel Başkan Yardımcısı, dava büyüklerimizden, büyük bir siyaset ve devlet adamı olan ağabeyimiz Gün Sazak; Dev-Sol adlı taşeron örgüt tarafından Ankara’da şehit edildi. Ardından eski Başbakanlardan Nihat Erim 19 Temmuz 1980 tarihinde İstanbul Maltepe Dragos’taki Deniz Kulübü önünde Dev-Sol militanlarının düzenlediği silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti.
İhtilal şartlarını olgunlaştırmak için sansasyonel cinayetler, bombalı katliamlar ve kitlesel provokasyonlar meydana getirmişlerdir. Abdi İpekçi suikastı, Gün Sazak’ın şehit edilmesi, MHP Genel Merkezi baskını ve daha yüzlerce vb. olayları sıralayabiliriz.
Türkiye kanlı provokasyonlarla, suikastlerle darbeye sürüklendi. 11 Eylül 1980 günü Ankara’da sokakları terör örgütleri almıştı. Dört bir yana Sol örgütlerin bombalı pankartları asılmıştı. Ankara bir harp sahası gibiydi. Bakanlıklarda, Genelkurmay’ın önünde, Meclis’in önünde sayısız Dev-Yol imzalı bombalı pankartlar asılıydı.
Sıkıyönetimin sadece adı vardı. Güvenlik güçleri adeta inzivaya çekilmişti. Şehirler, sokaklar Sol terör örgütlerine teslim olmuştu. Sanki bütün bunlar “darbe şartlarının olgunlaşması” içindi.
Küresel emperyalist güçler 12 Eylül sonrasında da ülkemizde çalışmalarını aksatmadan devam ettirmiştir. 1993 sürecinde karanlık suikastlar, Sivas olayları (Madımak) ve Başbağlar katliamı, Gazi Mahallesi olaylarıyla laik-anti laik, Alevi-Sünni çatışması çıkarıp toplumu cepheleştirmek ve kamplaştırmak istemişlerdir.
Her Türk genci yakın politik tarihimizi iyi okumalı ve yaşananları çok iyi bilmesi lazım.
MUHSİN YAZICIOĞLU: BİZİM YOLUMUZ HAK, HUKUK, ADALET YOLUDUR
Bu menfur cinayetlerin bir kez daha söylüyorum: Bizimle ilgisi ve alakası yoktur ve olamaz da. Şiddeti reddeden bir siyasi hareketiz. Ben 12 Eylül öncesi ÜOD ve ÜGD‘nin Genel Başkanlığını yaptım. Yüz binlerce Ülkücü gence önderlik ettim.
Her zaman her yerde aziz Türk gençliğine şiddetten, silahtan, çatışmalardan uzak durmalarını söyledim. Provokasyonlara ve kışkırtıcı ajan-provokatörlere karşı daima onları uyardım. Konuşmalarımda, yazılarımda iç savaş tahrikçilerine karşı gençliğin dikkatli olmasını, kirli ve karanlık odakların tezgâhına düşmemelerini söyledim. “Eller silah değil, kalem tutmalı” dedim.
12 Eylül öncesi ülkemizin en büyük gençlik teşkilatının liderliğini yaptım, Genel Başkanlığını yaptım. Gençlik liderliği yapmış biri olarak biz bu oyunu 12 Eylül öncesinden biliyoruz. Ülkenin en karanlık ve fırtınalı yıllarında gençlik liderliği yapmış, tecrübeli ve birikim sahibi bir siyaset adamı olarak söylüyorum: Yine ülkemiz üzerinde kirli ve karanlık oyunlar oynanıyor. Menfur suikastlarla Türkiye istikrarsızlaştırılmaya çalışılıyor.
12 Eylül öncesinde olduğu gibi darbe şartları olgunlaştırılmaya, demokrasi ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Bütün bu menfur cinayetlerin amacı ülkeyi kaotik ortama sürüklemek ve demokrasiyi ortadan kaldırmaktı.
Karanlık odaklar Trabzon ilimizi bilerek seçtiler. Çünkü milliyetçi duyguları yüksek olan bir şehrimiz. Buradaki gençlerin hassasiyetlerini çok iyi bildikleri için bazı gençleri tuzaklarına düşürdüler. O gencecik çocukları kendi kirli, karanlık emelleri için kullandılar.
MUHSİN YAZICIOĞLU: BU TEHLİKELİ SÜREÇTE PARTİ TEŞKİLATLARIMIZ VE OCAKLARIMIZ KIŞKIRTICI AJAN PROVOKATÖRLERE VE PROVOKASYONLARA KARŞI ÇOK DİKKATLİ VE UYANIK OLMALIDIR
Parti teşkilatlarımız ve Alperen Ocaklarımız bu kirli ve karanlık süreçte çok dikkatli olmalıdır. Partimize, Ocaklarımıza gelen gidenlere dikkat etmeliyiz. Hâl ve hareketlerinden şüphelendiğiniz, tavırları ve davranışlarıyla bunu belli eden tipleri teşkilatlarımıza, ocaklarımıza sokmayın; hemen, derhâl uzaklaştırın. Bize haber verin. Provokatörlere ve provokasyonlara karşı daima uyanık olun.
Şiddete eğilimli, maceraperest, kullanılan ve kullanılmaya müsait olan kişilerin saflarımıza sızmasına izin vermeyin. Bunlar istihbarat ve kriminal yapılar tarafından kullanılmaktadır. Hareketimizi kurdukları kumpaslarla, oyunlarla itibarsızlaştırmak istiyorlar, suça bulaştırmak istiyorlar.
Biz bu şer oyunlara gelmeyiz ve oynanan kirli ve karanlık oyunları bozarız. Biz açık, şeffaf, demokrat bir hareketiz. Demokrasi dışı arayışlarda bulunan milli irade ve demokrasi düşmanlarıyla mücadelemiz sürecektir.
Biz BBP olarak her zaman demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü savunduk, savunmaya sonuna kadar devam edeceğiz. Dediğim gibi Hrant Dink, Danıştay cinayeti vb. menfur eylemleri yapanlar demokrasiye, hukuka, adalete kurşun sıkmışlardır. Bu karanlık suikastların arkasında bir kez daha ifade ediyorum: Yabancı istihbarat servisleri ve onların iş birlikçileri vardır.”
Muhsin Yazıcıoğlu’nun bu menfur cinayetlere karşı yapmış olduğu tarihi konuşmalar, açıklamalar ve tarihî uyarıları o yılların basını tarandığında görülecektir.
Muhsin Başkanın 40 yıllık siyasi yaşamında yazmış olduğu yazılar, açıklamalar, beyanatları ve kendisiyle yapılan röportajlar 3 ciltlik Muhsin Yazıcıoğlu Külliyatı'nda yazmaktadır.
ERHAN TUNCEL RAMAZAN AKYÜREK TARAFINDAN (YİE) ELEMANI YAPILMIŞTIR
2004 yılında Trabzon’da McDonald’s’ın bombalanması eyleminde bombayı hazırlayan kişi olan ve Dink cinayeti planlayıcılarından olan Erhan Tuncel, polis muhbiriydi. Erhan Tuncel, McDonald’s dosyasının dışında bırakılmış ve Muhittin Zenit’in ve İstihbarat Şube Müdürü Engin Dinç’in önerileri, Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek’in teklifi ile Yardımcı İstihbarat Elemanı (YİE) yapılmıştı. Kod adı ise Mehmet Kurt’tu.
Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü yaptığı dönemde Hrant Dink cinayeti sanıklarından Erhan Tuncel’i yardımcı istihbarat elemanı yapan Engin Dinç, İstihbarat Daire Başkanlığı’na atandı. Dinç, Hrant Dink’in öldürülmesinde planlayıcı olarak yargılanan Erhan Tuncel’i de Trabzon İstihbarat Müdürlüğü görevini yürüttüğü sırada yardımcı istihbarat elemanı yapmıştı.
Hrant Dink davasında sanık olarak yargılanan Erhan Tuncel’i yönlendiren polis memuru Muhittin Zenit, mahkemede Dink’in öldürülmemesi için aldığı cinayet tasarısını amirlerine aktardığını söyleyen Zenit şöyle devam etti: "Yasin Hayal’i McDonald’s eyleminden sonra tanıdık. Yasin Hayal’in faaliyetlerinin ortaya çıkarılması için Erhan Tuncel’in kullanılabileceği düşüncemi Aralık 2004’te yazdım. Erhan Tuncel’in yardımcı istihbarat elemanı yapılması suç değil başarıdır. Erhan Tuncel’in istihdam edilmesi sonuçlarına göre başarılıdır."
BBP’YE KUMPAS KURMAK İSTEYENLER RAMAZAN AKYÜREK VE ALİ FUAT YILMAZER CEMAAT MENSUBU İSTİHBARATÇILARDI
BBP'ye kumpas kurmaya çalışanlardan biri olan İstihbarat Dairesi Başkanı Ramazan Akyürek'in imzasını taşıyan üst yazıyla gönderilen 2 sayfalık bilgi notunda, Tuncel'in "Trabzon'da McDonald's'a bombalı saldırı düzenleyen Yasin Hayal'in faaliyetlerini kontrol altında tutmak, izlemek amacıyla 17 Kasım 2004'ten itibaren Yardımcı İstihbarat Elemanı (YİE) olarak emniyette kayıt altına alındığı" belirtiliyordu.
Ramazan Akyürek, Emniyet içindeki Fethullahçı yapılanmanın başta gelen isimlerinden biri olarak tanınıyordu. Ancak Akyürek’in Trabzon’a atanmasıyla başlayan süreç, aslında AKP ve cemaatin de Türkiye’yi dönüştürme yolunda düzenlenecek kapsamlı operasyonların düğmesine basıldığı döneme denk düştü. Böylece “gizemli” bir yükseliş hikâyesi başladı. Akyürek, Trabzon Emniyeti’nin başına getirildiğinde 2004 yılında McDonald’s bombalandı.
Ramazan Akyürek’in başında bulunduğu Emniyet, çok daha fazlasını biliyordu. Rahip Santoro, Trabzon Emniyeti’nin yasal teknik takibi altındayken öldürülmüştü. İlk suç olan McDonald’s bombalaması eyleminin faillerinden Erhan Tuncel ise altında Akyürek’in imzasının bulunduğu bir belgeyle polis muhbirliğine alınmıştı.
Dink cinayetinin azmettiricisi olarak yargılanan Erhan Tuncel’in suçlu olduğunu Emniyet biliyordu. Tuncel’e “Sen bize muhbirlik yap, biz senin hapse girmeni engelleyelim” dediler. Tuncel kabul etti.
Yine karanlık odakların ağına düşen Yasin Hayal de 2004'teki Trabzon McDonald's'ın bombalanmasını Tuncel ile birlikte planladıklarını, onu koruduğunu, polis muhbiri olduğunu da cinayet sonrası tutuklandıktan sonra öğrendiğini söylüyordu.
Ramazan Akyürek, bunlara rağmen 9 Mayıs 2006 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanı olarak atandı.