Ülkücü hareketin önde gelen isimlerinden Hakkı Öznur ve Metin Turhan her yıl 12 Eylül darbesinin yıl dönümünde Ulucanlar Cezaevi Müzesi'nde hatıra ve değerlendirme panelleri düzenlemektedirler. Bu etkinliklerde 12 Eylül döneminde yaşanan acılar, cezaevi süreçleri ve darbenin siyasi etkileri kamuoyuyla paylaşılmaktadır.

Ülkücü Hareketin tarihini yazan Ülkücü Camianın önde gelen isimlerinden araştırmacı yazar Hakkı Öznur, ve arşiv çalışmalarıyla bilinen ve tanınan araştırmacı yazar Metin Turhan’ın öncülüğünde bu yıl 15. yapılan “12 Eylül ve Ulucanlar Etkinlikleri”ne geleneksel buluşmalara, çok büyük katılım vardı.

Hakkı Öznur: Kahrolsun 12 eylül cunta rejimi kahrolsun emperyalizm - Resim : 1

Bu yılki programa da Ulucanlar, Mamak başta olmak üzere bir çok cezaevlerinde yatan ülkücüler ve kalabalık bir ülkücü gençlik topluluğu katıldı. Etkinlik, 12 Eylül darbesinin 46. yıl dönümünde, müzede yer alan koğuşların gezilmesi ve hatıra fotoğraflarının çekilmesiyle başladı. .İlk olarak, 12 Eylül 1980 öncesi ve sonrası bu cezaevinde kalan Ülkücülerin kaldığı koğuşlar, kısımlar ziyaret edildi.

Ulucanlar Cezaevi’nin birinci kısmı, ikinci koğuş Ülkücülerin yattığı koğuştu. 1975 başlarından itibaren üniversitelerden, liselerden, semtlerden çok sayıda Ülkücü genç, cezaevine girmiş ve yatmıştır. 197-1988 yılları arasında 3000 civarında Ülkücü bu cezaevinde yatmıştır.

Hakkı Öznur: Kahrolsun 12 eylül cunta rejimi kahrolsun emperyalizm - Resim : 2

Ulucanlar Cezaevi’nde yatan ülküdaşlarımızın büyük çoğunluğu daha sonra Mamak Cezaevi’nde yatmışlardır. 12 Eylül cuntası tarafından idam edilen Ülkücülerden Ali Bülent Orkan, Fikri Arıkan, Mustafa Pehlivanoğlu, Ulucanlar Cezaevi’nde yatmıştır.

Etkinlik, 3 Ülkücü yiğit , Mustafa Pehlivanoğlu, Fikri Arıkan ve Ali Bülent Orkan’ın idam edildiği darağacının önünde devam etti. İlk olarak , idam edilen ülküdaşlarımızın, Başbuğ Alparslan Türkeş ve Şehit Lider Muhsin Yazıcıoğlu’nun ve çok sayıda ülkücünün hem 12 Eylül öncesi hem sonrasında avukatlığını yapan, Ülkücü Avukatlardan Şevket Can Özbay yaptı.

Hakkı Öznur: Kahrolsun 12 eylül cunta rejimi kahrolsun emperyalizm - Resim : 3

Avukat Şevket Can Özbay idam edilen ülküdaşlarımın şehadete giden süreçlerini ve idam sehpasına çıkarken sergiledikleri o yiğit tavırları, ülkücü duruşlarını ve onların idama giderken , idam edilirken cesur duruşlarını, dik duruşlarını, cellatlara bırakmadan sehpayı kendilerinin nasıl tekmelediklerini ve getirdikleri tekbirleri anlatırken dinleyenler gözyaşlarını tutamadılar:

Özbay şunları söylemiştir: "Cumhuriyet tarihinin en büyük yanlışlarından biri, devleti için mücadele eden ülkücülerin yıkıcı ve bölücü komünistlerle bir tutularak, hatta onlardan daha çok cezalandırılarak hepsinin perişan edilmesidir. Türkiye Cumhuriyeti için varlığınızı feda edeceksiniz, Türk bayrağı için yaşayıp göğsünüzü kurşunlara siper edeceksiniz; ondan sonra birileri sizi sırtınızdan hançerleyecek. Kenan Evren ve arkadaşlarının en büyük ihaneti buydu."

Ardından 15 yaşında cezaevine düşen Ulucanlar ve Mamak ve cezaevinde yatan Ülkücü şehitlerin aileleri ile yakından ilgilenen, ülkücü şehitlerini kabirlerini yaptıran, Taş medreselilerden Hakverdi Satılmış Yusufiyeli Ülkücüler adına bir bildiriyi okumuştur. Satılmış, 12 Eylül darbesinin Ülkücü Harekete karşı yapıldığını söylemiş, Ülkücü yolda yürümeye ve Ülkücü mücadeleyi sürdürmeye devam ettiklerini söyleyerek “12 Eylülü unutmadık unutmayacağız 12 Eylül’ü ne unuturuz ne affederiz “demiştir.

Hakkı Öznur: Kahrolsun 12 eylül cunta rejimi kahrolsun emperyalizm - Resim : 4

“9 Ciltlik Ülkücü Hareket” kitabının yazarı, Ülkücü Hareketin tarihini yazan Ülkücü Fikir ve siyaset adamı , Ülkücü Camianın önde gelen isimlerinden Hakkı Öznur da bir konuşma yapmıştır konuşmasında şunları söylemiştir:

“Bugün beş kuşak Ulucanlar Cezaevi’ndeyiz. 58 kuşağı, 68 kuşağı, 78 kuşağı, 88 kuşağı ve 98 kuşağı, hepimiz buradayız. Biz Türk milliyetçileri, dik durmayı, zulme, kötülüğe ve kötü olana karşı direnmeyi, hak ve adalet uğrunda mücadele etmeyi haksızlıklara karşı çıkmayı, zalimlere başkaldırıyı, Atsız Hoca’dan, Başbuğ Türkeş’ten, Muhsin Başkan’dan, şanlı tarihimizden, kahraman şehitlerimizden ve Ülkücü geleneğimizden öğrendik.

12 Eylül askeri cuntasının işbaşına getirilmesi başta ABD emperyalizmi olmak üzere emperyalizm ve işbirlikçilerinin taleplerinin gerçekleştirilmesi için yapılmış bir darbedir.

12 Eylül darbesi Ülkücü Harekete karşı yapılmıştır. Darbe olmasaydı. MHP tek başına iktidara gelecek, devleti yönetecekti. 12 Eylül 1980 tarihinde darbe yapıp, yönetime el koyanlar tarafından, hareketin lideri Başbuğumuz Alparslan Türkeş, MHP ve Ülkücü kuruluşların yöneticileri dâhil 50 binden fazla ülküdaşımız, gözaltına alınmıştır. Binlercesi, uydurulan senaryo, tertip, düzmece belge ve yalancı şahitlerle haksız yere suçlanarak, tutuklanmıştır.12 Eylül askeri müdahalesiyle, MHP ve Ülkücü kuruluşların lider kadroları başta olmak üzere on binlerce Ülkücü tutuklanmıştır.

C-5, Harbiye, Hasdal gibi askeriyeye ve emniyete ait olan viranelerde işkencelerden geçirilmişlerdi. Dava Arkadaşlarımız işkencelerle şehit ettiler intihar süsü verdiler. Mamak’ta C-5’te, Zincidere’de Malatya’da, Bursa’da, Eskişehir’de; Türkiye’nin dört bir yanında işkencehanelerde Ülkücüler şehit edildi. Dava arkadaşlarımızı şehit ettiler intihar süsü verdiler

Bir kez daha 12 Eylül cuntasını ve işbirlikçilerini lanetliyoruz!

Hakkı Öznur , 12 Eylül’ün 46 .yıldönümü ile ilgilide yazılı bir açıklamada yapmıştır. Öznur, Türk demokrasi tarihinin kara lekesi 12 Eylül darbesinin 46. yıldönümünde Bir yazılı açıklama yayımladı. Açıklamadan özet bir bölüm:

BAŞBUĞ’UN LİDERLİĞİNDE 500 BİN ÜLKÜCÜNÜN KATILDĞI TARİHİ, 15 NİSAN 1978 TANDOĞAN MİTİNGİ SİSTEMİ , EGEMEN GÜÇLERİ, ÇIKAR ÇEVRELERİNİ VE AMERİKAYI KORKUTTU

15 Nisan 1978’de, Ankara’da, yüz binlerce Ülkücü, her türlü küresel emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine karşı tarihi bir yürüyüşe katılmıştı. MHP lideri Başbuğ Türkeş’in liderliğinde yüz binlerce Ülkücünün katıldığı tarihi miting ve yürüyüş, CHP iktidarını ve sistemi korkutmuştu. “Savaşımız vurguncu düzenedir”, “Kanımız aksa da zafer İslam’ın” diye yürüyen yüz binler, ABD ve NATO’yu da tedirgin etmişti. MHP’nin “Anadolu’nun şahlanışı” adıyla düzenlediği büyük mitingler, egemen güçleri, çıkar çevrelerini rahatsız ediyordu.

Tandoğan’da düzenlenen “zam, zulüm ve işkenceyi” protesto mitingine 500 bin ülkücünün katılması, topluluğun coşku ve heyecanı siyasal görünümünün ötesinde sosyolojik bir olaydır. 12 Eylül darbesi yapılmasıydı ve 1981’de genel seçimlere gidilebilseydi TBMM’nde oluşacak yeni tabloda MHP çok güçlü olacaktı MHP’nin büyümesi seçmen tabanının hızla yaygınlaşması egemen güçleri ciddi şekilde tedirgin ediyor, seçimleri takiben kurulacak Hükümet içinde etkili konuma gelmesinden endişe duyuluyordu. 12 Eylül müdahalesini MHP’nin iktidar yürüyüşüne öldürücü bir darbe vurduğu sosyal ve siyasal bir gerçektir.

ABD emperyalizmi ve NATO merkezli Gladyo, Türkiye’yi iç savaşa sürüklemek istiyordu. Türkiye’yi istikrarsızlaştırmaya çalışıyordu. CIA istasyon şefleri, Türkiye’den çıkmıyordu. Bu süreçte MHP, küresel emperyalizme ve işbirlikçilerine meydan okuyor, Washington’un, CIA istasyon şeflerinin oyunlarını bozuyordu.

MHP GENEL MERKEZİ’NE SİLAHLI, BOMBALI SALDIRI DÜZENLENMİŞTİR

1977-12 Eylül 1980 tarihleri arasında, sadece İstanbul’da şehit edilen MHP yöneticisi 250’den fazladır

30 Haziran 1979 günü, MHP Genel Merkezi, Ankara’da polis üniforması giymiş Sol örgüt militanlarının silahlı, bombalı saldırısına uğradı. Alper Demirci ve Ömer Yüce adlı iki Ülkücü genç, şehit edilmişti.

MHP’nin doğudaki belediye başkanlarından Hikmet Tekin, 12 Ağustos günü PKK militanları tarafından pusuya düşürülmüş, annesi ve kardeşi ile birlikte hunharca şehit edilmişlerdi. Bombaların patlamadığı, insanların sokak ortasında, bürosunda, evinde katledilmediği yer yoktu... Her gün birkaç Ülkücü şehit ediliyordu. CHP’nin iş başına geldiği 22 aylık iktidarı döneminde, 1200 Ülkücü, komünist terör örgütleri tarafından şehit edilmişti.

DARBE ŞARTLARINI OLGUNLAŞTIRMAK İÇİN ÜLKEYİ KAN GÖLÜNE ÇEVİRDİLER

1980 yılının Nisan, Mayıs, Haziran ayında düzenlediği “Gönül Seferberliği” mitingleri, Genelkurmay karargahında darbe planlarını yürüten ABD/NATO’ya bağlı Evren-Saltık ikilisi tarafından (SALTIK ÇALIŞMA GRUBU) yakından takip ediliyordu. Amerikancı, NATO’cu Kenan Evren, Haydar Saltık ve onlarla birlikte darbe çalışmalarını yürütenlerin tamamı Türkeş ve MHP düşmanlarıydı. Ankara’dan Washington’a, MHP aleyhine raporlar gönderiyorlardı. ABD emperyalizmi ve NATO merkezli gladyo, Türkiye’yi iç savaşa sürüklemek istiyordu. Türkiye’yi istikrarsızlaştırmaya çalışıyordu.

17-18 Nisan 1978 Malatya, 3-7 Eylül Sivas, 19-26 Aralık Kahramanmaraş, 1980’in Mayıs-Temmuz ayları Çorum vb. yerlerde yapılan kışkırtmalar sonucu çok sayıda vatandaşımız öldü, canlar yandı, yürekler dağlandı. Milletimiz acılara boğuldu. Ülkemizi acıya boğan olaylar, ne sağ ne sol ne Alevi-Sünni çatışması idi. Provokasyonların amacı, ülkeyi iç savaşa sürükleyip, darbe şartlarını olgunlaştırmaktı. 12 Eylül dökülen kanlar üzerinden geldi. Akan kanların bizzat sorumlusu, ABD ve NATO’ya bağlı, ordu içindeki derin, karanlık yapı ve onların sivil iş birlikçileriydi

27 Mayıs 1980 Günü MHP Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak Dev-Sol adlı terör örgüt tarafından Ankara da şehit edildi. Ülkücülerin elinde olan Ankara’daki Ziraat Mühendisleri Birliği, 2 Eylül 1980 günü bombalı ve silahlı saldırıya uğradı. 4 Ülkücü şehit edildi. Türkiye’nin her yerinden buna benzer haberler gelmeye devam ediyordu..

TSK’DA “SALTIK ÇALIŞMA GRUBU” SON HIZLA DARBE ÇALIŞMALARINI SÜRDÜRÜYOR

Temmuz 1978’de Genelkurmay Karargâhı’nda Kenan Evren’in talimatıyla oluşan “Darbe Çalışma Grubu” çalışmalarını sürdürüyordu. Haydar Saltık ve ekibi NATO merkeziyle birlikte çalışıyor. (SALTIK ÇALIŞMA GRUBU) Ankara’dan Washington’a, MHP aleyhine raporlar gönderiyorlardı. Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Haydar Saltık’ın başında bulunduğu, adına “SALTIK ÇALIŞMA GRUBU” denen karanlık yapı, ihtilal şartlarını olgunlaştırmak için her şeyi planlamış ve uygulamıştır. Ülkücü düşmanı Haydar Saltık’ın başkanlığındaki “DARBE ÇALIŞMA GRUBU”nda bulunanlar, Washington’un “Bizim Çocukları”dır.

Türkiye’nin birliğini ve bütünlüğünü savunan MHP’nin demokrasiye, ülkeye, vatana sahip çıkışı karşısında, CIA istasyon şefleri, “Bizim Çocuklar” dedikleri, ABD yanlısı generallere “elinizi çabuk tutun, darbe çalışmalarını hızlandırın” talimatını vermişlerdir.

Türkiye 12 Eylül’e hızla sürükleniyordu. 11 Eylül 1980 günü Ankara’da sokakları, terör örgütleri almıştı. Dört bir yana Sol örgütlerin bombalı pankartları asılmıştı. Ankara, bir harp sahası gibiydi. Bakanlıklarda, Genelkurmay’ın önünde, Meclis’in önünde, sayısız Dev-Yol imzalı bombalı pankartlar asılıydı. Silahlar, bombalar, Ankara’dan Diyarbakır’a, İstanbul’dan Kars’a, Edirne’den Van’a her yerde patlıyordu. Ülke, savaş alanına dönmüştü.

Sıkıyönetimin sadece adı vardı. Güvenlik güçleri, adeta inzivaya çekilmişti. Şehirler, sokaklar, Sol terör örgütlerine teslim olmuştu. Sanki bütün bunlar “darbe şartlarının olgunlaşması” içindi. Askerlerse o gün Genelkurmay’ın yeraltında darbe hazırlıklarının son rötuşlarını yapıyor, darbe için geriye sayımı başlatıyorlardı...

ABD/NATO ile ilişkili, gladyoyla bağlantılı, devletin kılcal damalarına kadar girmiş ajanlar, kriptolar, uzantıları, ihtilal şartlarını olgunlaştırmak için sansasyonel cinayetler, bombalı katliamlar ve kitlesel provokasyonlar meydana getirmişlerdir. Abdi İpekçi suikastı, Gün Sazak’ın şehit edilmesi, MHP Genel Merkezi baskını ve daha yüzlerce vb. olayları sıralayabiliriz.

Cunta rejiminin başı, Kenan Evren’in Konya’da bir konuşması var. “Biz 3 yıl sabrettik, muradımıza erdik” diyor. İhtilal şartlarının olgunlaşması için Türkiye’nin kan gölüne dönmesine, oluk oluk kan akmasına, binlerce insanın ölmesine bilerek göz yumduklarını söyleyen Evren, sabrederek muradına erdi. Bu, tarihin cevap arayacağı büyük bir itiraftır. Evren ve konsey üyeleri ölümlere, çatışmalara ve ülkenin kaosa sürüklenmesine seyirci kaldıkları ve ihtilal şartlarını olgunlaştırmak için darbeye zemin hazırladıkları ve planladıkları için sorumludurlar suçludurlar.

12 EYLÜL 1980’DE CIA’NIN “BİZİM ÇOCUKLARI” DARBE YAPTI

Kenan Evren-Haydar Saltık ikilisi ve onlara bağlı merkezin hazırladıkları plana uygun olarak bu faşist darbe yapıldı. Darbe gecesine saatler kala bir kısım siyasetçilerin az çok bildikleri darbeyi, Washington çoktan haber almıştı. 27 Mayıs ve 12 Mart’ta olduğu gibi sözde Amerikan yardım heyeti JUSMAT, çok önceden hazırlıklarını bildikleri darbeyi Pentagon’a, Washington’a bildirmişlerdi. 12 Eylül haberi “Situation Room”a, Balgat’taki Jusmat’tan gelmişti. “Türk ordusunun komuta heyeti yönetime el koydu. Herhangi bir kuşku ve kaygıya gerek yok. Müdahale etmesi gerekenler etti”.

JUSMAT’ın başındaki General Thompson, CIA İstasyon Şefi Paul Henze, ABD Elçisi James Spain gibi isimler, darbeyi yapanların ABD ve NATO’nun dostları olduğunu söylüyorlardı. Darbenin şefi Kenan Evren, her şeyi ABD ile el ele ve NATO’nun amaçları doğrultusunda yapmıştır. Pentagon için Amerikan yanlısı darbeci generaller, “Bizim Çocuklar”dı. ,

MHP LİDERİ TÜRKEŞ MHP VE ÜLKÜCÜ KURULUŞLARIN YÖNETİCİLERİ TUTUKLANDI. MHP KAPATILDI. 50’BİNDEN FAZLA ÜLKÜCÜ GÖZALTINA ALINDI

12 Eylül 1980 tarihinde de darbe yapıp, yönetime el koyanlar tarafından, hareketin lideri Başbuğumuz Alparslan Türkeş, MHP ve Ülkücü kuruluşların yöneticileri dâhil 50 binden fazla ülküdaşımız, gözaltına alınmıştır. Binlercesi, uydurulan senaryo, tertip, düzmece belge ve yalancı şahitlerle haksız yere suçlanarak, tutuklanmıştır. 9 Ülküdaşımız idam edildi. Mamak’ta C-5’te, Zincidere’de Malatya’da, Bursa’da, Eskişehir’de; Türkiye’nin dört bir yanında işkencehanelerde Ülkücüler şehit edildi. Dava arkadaşlarımızı şehit ettiler, intihar süsü verdiler.

Türkiye’nin dört bir yanından Ankara Mamak Askeri Cezaevi’ne C-5 adlı özel işkence merkezine getirilen Ülkücülere, Başbuğ Türkeş ve Muhsin Başkan başta olmak üzere Ülkücü hareketin önde gelen isimlerinin aleyhine ifade vermeleri için büyük baskı ve işkenceler yaptılar. 82 yıl önce 23 Türk milliyetçisi, “tek parti diktatörlüğünde” tabutluklara kondu. 1500-2000 mumluk ampulleri tabutluklarda başlarına koydular. 36 yıl sonra bu sefer Amerikancı Kenanist rejim, yine Türk milliyetçilerini, Ülkücüleri tabutluklara koydu,

Ülkücü hareket düşmanı bazı askeri savcı ve hâkimler, işkenceli sorgulara bizzat eşlik ediyordu. Asker ve polis karışımı özel işkence ekibi Ülkücülere işkence ederken, Mamak Cezaevi komutanı Raci Tetik ise zevkle seyrediyor ve kimi zaman işkencecilere nezaret ederek “Gerekirse ölsünler, sakat kalsınlar, hiç önemli değil. Devam edin” diyordu.

12 EYLÜL DARBESİ JUSMAT TARAFINDAN WASHİNGTON’A’ “ENDİŞE DUYMAYIN HERŞEY YOLUNDA DARBECİ GENERALLER DOSTLARIMIZ” DİYE BİLDİRİLDİ

Darbe gecesine saatler kala bir kısım siyasetçilerin az çok bildikleri darbeyi Washington çoktan haber almıştı. 27 Mayıs ve 12 Mart’ta olduğu gibi sözde Amerikan yardım heyeti JUSMAT, çok önceden hazırlıklarını bildikleri darbeyi yine ordu içindeki bir takım kaynaklardan anında haberdar olmuşlar ve üstlerine bildirmişlerdi. JUSMAT’ın başındaki General Thompson, CIA İstasyon Şefi Paul Henze, ABD Elçisi James Spain gibi isimler, darbeyi yapanların ABD ve NATO’nun dostları olduğunu bir kez daha beyan ediyorlardı.

ABD, batı dünyası, TÜSİAD, egemen çevreler memnundu. Türkiye ise bir askeri müdahale ile yeniden karanlığa bürünmeye mahkûm bırakılmıştı. Ankara’daki CIA görevlisinin gönderdiği kriptolu mesaj opera seyretmekte olan Amerikan Başkanı Jimmy Carter’e hemen ulaştırılmıştı darbe haberi verildiğinde “Kimler?” sorusuna “our boys”, “bizim çocuklar” cevabı verilmişti. ABD Başkanı da biliyordu kimler olduğunu ancak bilmemezlikten geliyordu.

12 EYLÜL 1980’DE CIA’NIN “BİZİM ÇOCUKLARI” DARBE YAPTI

Pentagon için Amerikan yanlısı darbeci generaller “Bizim Çocuklar”dı. Onlar Ortadoğu’da, Asya’da, Latin-Amerika’da ABD çıkarlarını savunan herkes için “Bizim Çocuklar” tabirini kullanırlardı. 12 Eylül haberi “Situation Room”a Balgat’taki Jusmat’tan gelmişti. Zaten 27 Mayıs darbesi, 12 Mart muhtırası da buradan anında Washington’a bildirilmişti.

.O gün ABD Başkanı Carter Dışişleri Bakanı Muskie ve karanlıklar prensi darbe ile ilgili gelişmeleri konuşmuşlardı. Sadece onların beklediği Ankara’dan “bizim çocuklardan” gelecek haberdi. ABD Başkanı Carter, Damdaki Kemancı müzikalini seyrederken locasının hemen dışındaki telefonu sinyal verdi. Beyaz Saray santralı Dışişleri Bakanı Muskie’nin acele görüşmek istediğini söylüyordu. Muskie Carter’e Ankara’dan gelen müjdeli haberi şöyle veriyordu:

“Türk ordusunun komuta heyeti yönetime el koydu. Herhangi bir kuşku ve kaygıya gerek yok. Müdahale etmesi gerekenler etti.”

Carter sevinçliydi. Muskie talimat vererek “Ankara’daki gelişmeleri saat saat öğrenmek istiyorum” komuta heyetine de “Amerika’nın yanlarında olduğunu bildirin” diyordu. Carter, Beyaz Saray’a giderken iyice rahatlamıştı. Nasıl rahatlamasın ki; bir yıl önce Ortadoğu’da en güvendikleri Şah rejimi yıkılmış İran düşmüştü ve tek güvendikleri ve tutunacakları dal Türkiye kalmıştı. Jeopolitik ve jeostratejik öneme sahip olan Türkiye’nin bölgedeki önemi büyüktü. Türkiye’nin de kaybedilmesi Ortadoğu’da ABD’nin bölgeden tasfiyesi demekti. Türkiye’deki gelişmeler iyi gitmiyordu. Derhal müdahale edilmesi lazımdı ve güvendikleri “bizim çocuklar” Washington’un imdadına yetişti. Yer Ankara-Etimesgut, tanklar çoktan yola çıkmıştı. Herkesin aylar öncesinden beklediği darbenin yürüyüşü başlamıştı. Tank ve postal sesleri gecenin sessizliğini yırtıyordu.

ABD ANKARA ELÇİLİĞİ : “DARBECİLER DOSTLARIMIZDIR İYİ TANIRIŞIZ”

12 Eylül 1980 darbesinin 46. yıldönümünde, o dönem ABD’nin Türkiye’deki temsilciliklerinden Washington’a gönderilen belgeler yayımlandı. Dönemin ABD Büyükelçisi Spain’in notunda, “Mevcut askeri liderlerin tamamını iyi tanıyoruz” deniyor İngiliz yayın kuruluşu BBC’nin Türkçe servisi, 2011 yılında bilgi edinme yasası kapsamında yapılan bir başvuru üzerine gizliliği kaldırılan ABD Dışişleri Bakanlığı belgelerine ulaştı. İlk kez kamuoyuna açıklanan belgeler arasında 12 Eylül darbesi sırasında ABD’nin Türkiye’deki diplomatik temsilcilikleriyle Dışişleri Bakanlığı arasında yapılan yazışmalar da yer alıyor.

Belgeler dönemin Amerikan yönetiminin darbeye yaklaşımını gözler önüne seriyordu.12 Eylül 1980 askeri darbesi sırasında ABD’nin Ankara Büyükelçisi olan James Spain’in, darbeden birkaç saat sonra ABD’ye gönderdiği diplomatik notta askeri lideri iyi tanıdıklarını ve Türkiye’nin gerek dış politika gerekse de savunma politikalarının değişeceği yönünde endişe yaratacak bir neden olmadığını söylediği ortaya çıktı. Ankara Büyükelçisi Spain imzasını taşıyan “Gizli” yazıda, şu ifadeler yer alıyor:‘

“Endişeye gerek yok’ ABD ve NATO ile ilişkiler iyi bir zeminde devam edecektir. Yönetime el koyan generaller ABD dostudur. Yeni kurulan kabine de Amerika’ya bağımlıdır. “ İ

İngiliz yayın kuruluşu BBC’nin ulaştığı belgeler, 12 Eylül ile 5 Kasım tarihleri arasını kapsıyor. Türkiye'deki Amerikan diplomatik temsilciliklerinden gönderilen 10 adet yazışmayı içeriyor. Yazışmalar, 12 Eylül darbesinde dönemin Amerikan yönetiminin tutumunu gözler önüne seriyor.

Dönemin ABD Ankara Büyükelçisi James Spain’ in imzasını taşıyan bir belge, “Ordunun yönetime el koymasının ardından ABD-Türkiye ilişkileri” başlığını taşıyor. Yazıda, Türkiye’de ordunun yönetime el koymasının daha köklü ve daha kabul edilir bir durum olduğu ifade edilerek, Bu bir Latin Amerika cunta darbesi değil deniliyor.

ABD ELÇİSİ JAMES SPAİN: “EĞER ABD YANLISI GENERALLER DARBE YAPMASAYDI ÜLKÜCÜLER İKTİDARA GELECEKTİ”

ABD’nin 12 Eylül öncesi en çekindiği ve nefret ettiği hareketlerden biri “Ülkücü Hareket” idi. Türk milliyetçilerinin anti Amerikancı tavrı ABD’nin tepkisini çekiyordu. MHP ve ülkücülerin yükselen toplumsal dalgası ve kitleselleşmesi ABD çıkarlarının tehlikeye girmesi demekti. 12 Eylül’e az bir zaman kala Washington MHP dışı bir yönetim istiyordu, Ankara’dan. Washington MHP’siz bir hükümet teklifini Ortadoğu’da görevli diplomatları ve CIA istasyon şefleri aracılığıyla başta Demirel olmak üzere birçok siyasiye iletti. Hatta 12 Eylül darbesini gerçekleştiren askerleri de devreye soktular. Washington MHP’yi aşırı milliyetçi buluyor. İzlediği politikaların bölgedeki dengeleri bozacağından kuşkulanıyordu. ABD, AP-CHP koalisyonu istiyordu. 12 Eylül döneminde (1980-1981) ABD Ankara Büyükelçisi olan James Spain, emekli olduktan sonra Cumhuriyet Gazetesi yazarlarından Ufuk Güldemir ile yapmış olduğu röportajda MHP’ye olan düşmanlıklarını o açıkça söylüyordu. Cumhuriyet Gazetesi’nin 30 Aralık 1984, 3 Ocak 1985 tarihli sayılarında yayınlanan röportajında 12 Eylül generallerine övgüler düzerken “Türkiye ülkücülere teslim edilmediği” için adeta zil takıp bir oynamadığı kalmıştı.

Buhranlı ve zor dönemlerde Türk milletine istikamet veren, yol gösteren iki büyük lideri, rahmetli Başbuğ’umuz Alparslan Türkeş’i, şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nu, tüm Ülkücü şehitlerimizi ve Hakk’a yürüyen aziz dava ve yol arkadaşlarımızı rahmetle, minnetle, saygıyla, sevgiyle anıyoruz. Ruhları şâd, mekânları cennet olsun. Onları asla unutmadık ve unutmayacağız. Bu aziz millet, kendisine hizmet edenleri, şehitlerini, kahramanlarını asla unutmaz