CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, 7-8 Temmuz'da Ankara'da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi öncesinde sosyal medya hesabından dikkat çeken bir değerlendirme yaptı. Güvenlik önlemlerinden medya kuruluşlarına uygulanan akreditasyonlara, tutuklamalardan NATO'nun Türkiye yaklaşımına kadar birçok başlıkta iktidarı ve NATO yönetimini eleştiren Günaydın, "Demokrasi, hukuk ve çoğulculuk yerine tek adam rejimine yaslanılıyor" dedi.

Günaydın sosyal medya hesabından şu paylaşımı yaptı:

"7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi, Türkiye’nin yönetim biçimi ve NATO’nın işlevi tartışmalarını birlikte gündeme getirmelidir.

6-12 Temmuz tarihleri arasında Ankara merkezdeki tüm kamu görevlilerinin idari izinli sayılması ve 70 bin güvenlik görevlisinin sahaya sürülmesini not etmekle yetinelim.

Yoksul mahallelerin NATO’cuların gözlerinden, önlerine konulan devasa açık hava reklam panoları ile kapatılarak kaçırılması, geçilecek güzergâhlara antik vazoların yerleştirilmesi: Bari duvarları da kireçle badana yapsaydınız.

Medyaya uygulanan akreditasyon sansürü ise tam bir rezalet. Toplantıları izlemelerine, soru sormalarına izin verilmeyen medya kuruluşlarının Cumhuriyet, Halk TV, Sözcü, BirGün, Evrensel, Nefes, ANKA, İlke TV, Medyascope ve T24 olması, sansürün “niteliğini” gözler önüne seriyor.

Eleştirilerin ulaştığı NATO yetkililerinin savunması ise evlere şenlik: Beyler bu alanı, ev sahibi ülke otoritelerinin takdir yetkisine bırakırlarmış…

Böylece NATO, Türkiye’yi Cumhur ittifakından ibaret gördüğünü saklama zahmetine katlanmadığını bildirmiş oluyor. Demokrasi, hukuk, çoğulculuk gibi “tehlikeli” kavramlar yerine, tek adam rejimine yaslanmanın dayanılmaz hafifliği..

Ve elbette bütün bunların üzerine tüy diken skandal tutuklamalar. Eylem yapma ihtimaline binaen hapse atılan akademisyenler, gazeteciler, avukatlar, doğa severler..

Yaşları 50 ila 80 arasında değişen TEMA gönüllülerine emniyet ifadelerinde TKP/ML’ye üye olup olmadıkları, kod adlarının olup olmadığı ve silah eğitim alıp almadıkları yönünde sorular soruluyor, absürtlük bununla bitmiyor, bu insanlar tutuklanıyor.

TEMA Ankara Temsilcisi Nevzat Özer çeyrek asırlık dostumdur. Doğa, insan, yurt sevgisiyle yaşamış, düşüncesinden ödün vermemiş, karıncayı da ezmemiş bir adamdır. Şimdi Nevzat Özer tutuklu öyle mi.. Kadın istihdamı, yoksulluk, toplumsal cinsiyet eşitliği çalışmalarıyla tanınan Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Emel Memiş cezaevine atıldı öyle mi..

Yüzlerce insan.. Sizin gibi düşünmedikleri için, herhangi bir suç işlemedikleri halde, sizin gözünüzde potansiyel suçlu oldukları için cezaevindeler öyle mi..

Bu soruları şaşırdığım için sormuyorum. Memleketin cezaevlerinin olağan şüpheli siyasi suçlularla dolu olduğu zaten herkesin bildiği bir sır..

Diğer taraftan, Anayasa’nın 25 inci madde hükmü açık; “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz”

Bir suçun oluşabilmesi için, ceza kanununda belirtilen tipe uygun bir eylemin yapılması ve bunun dış dünyada bir sonuç yaratması gerekir.

“Önleyici kolluk tedbiri” kavramı üzerinden konuya yaklaşmak, hürriyeti bağlayıcı cezaları bu kavramla açıklamaya çalışmak abesle iştigal..

Nihayetinde yeni dünya düzenine ilişkin de birkaç not bırakmak gerekir.

Birleşmiş Milletler 1945, NATO 1949 tarihinde kuruldu. Yani her ikisi de, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Batı İttifakı’nın kurumları. Sosyalist dünya seçeneğine karşı kapitalizmin bir taraftan refah devleti (wellfare state) uygulamalarıyla ekonomik bir duvar örmesi, diğer taraftan BM ve NATO aracılığıyla askeri ve idari bir blok kurması..

Sonra dünya defalarca değişti. Soğuk savaş dönemi sona erdi, refah devleti uygulamalarını ortadan kalktı, neoliberalizm büyük bir gürültüyle geldi ve kendi krizini yaratmakta gecikmedi.

Buzul çapından kalma BM hiçbir küresel krize çözüm yarat(a)mıyor, öyle bir niyeti olduğuna inanan da kalmadı.

NATO ise ‘parasını ben veriyorum’ diyen Amerika’nın güdümünde, devre dışı kalan Avrupa kendi ordusunu kurma tartışmalarının içinde kayboluyor..

20 inci yüzyıla “Aşırılıklar Çağı” diyen Hobsbawm yaşasaydı bugünleri “zorbalık çağı” olarak tanımlar mıydı acaba..

Gramschi alıntısıyla bitirelim: Eski olanın ölmekte olduğu, yeni olanınsa henüz doğmadığı kriz sürecinde, dünyayı canavarlara bırakmamak erdemdir."