AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın başkanlık ettiği MKYK toplantısından sonra sözcü Ömer Çelik konuştu. Söylediklerinin Erdoğan’dan onaysız olduğunu düşünmek eşyanın tabiatına aykırı bir durum olur.

AKP sözcüsü Ömer Çelik’in ABD-İsrail’in İran saldırısını değerlendirirken sarf ettiği sözler, acınacak derecede ibret vericiydi. Siyasetçilerin gaflet ve dalâlet dönemlerine örnek olsun diye üniversitelerde ders konusu olacak türdendi. Acı itiraflardı!.. Ömer Çelik şunları söylüyordu;

"Bir ülkenin rejiminin bahane edilmesi demek son derece sübjektif kriterlerle her isteyenin önüne gelen ülkeye müdahale etmek için bir bahane üretmesi demektir. Rejim değişikliği gibi konuların ne kadar büyük facialara yol açtığı, çeşitli ülke örneklerinde de görülmüştür. Bu yanlışın ısrarla tekrar edilmesi, savaşların bitirilmesinden bahsedilirken bütün bölgeye kapsayacak savaş mekaniğinin çalıştırılması son derece yanlış bir yaklaşım olmuştur. Müzakere süreçleri sürerken böyle bir saldırının olması, 'Müzakere masasının kurulması demek sizin kafanıza düşecek bomba ya da ülkenize yapılacak saldırı konusunda teyakkuz durumundan uzaklaşmanız için bir taktirdir' manasına gelecek. Müzakere süreçleri devam ederken saldırının gerçekleşmesi tüm dünya açısından olumsuz sonuçları olabilecek bir tablo ortaya çıkarmıştır.”

AKP MKYK toplantısının içinde nasıl bir hava estiyse, hangi tedirginlikler ve korkular dile getirildiyse… Ömer Çelik gaz kesmeden devam ediyordu;

"Bir ülkenin devlet mimarisini çökertmek üzere hareketlenmek, İsrailli yetkililerinin ifade ettiği şekilde, toplumu ayaklanmaya çağırarak çökertmeye çalışmak çok daha büyük faciaların tetikleyicisidir, bu başlı başına bir suçtur. Herhangi bir şekilde kimsenin, hiçbir ülkeye rejim değişikliği dayatma gibi bir hakkı yoktur. Hele o ülkelerin devlet mimarisinin hedef alınması çok büyük facialara davetiye çıkartmak anlamına gelecektir"

***

Aynı Ömer Çelik, Suriye’de Beşar Esad'ın (2024) devrilmesinin ardından ekranlarda boy gösterip şu değerlendirmeleri yapıyordu;

“Hitler'le ilgili filmlerde görürsünüz. Brifing verirken 'Şu ordu harekete geçsin' der, 'emredersiniz' derler, dışarı çıkıp 'Yahu böyle bir ordu kalmadı' denir. 'Niye söylemediniz' denince 'söyleyemedik' derler. Esad halka dayanan bir ülke kurması gerekiyordu. Halka rağmen bir iş yaptı. Arap Baharı başladığında büyük dalga oluşturup bölge ülkelerini altüst edeceğine dair değerlendirme yaptık. Sayın Cumhurbaşkanı birtakım telkinlerde bulundu; 'reformlar yapın, bu dalgayı kırılmalar, dağılmalar, çökmeler olmadan halledin' diye. Sayın Cumhurbaşkanımız Esad'a da bu telkinde bulundu. Esad bunların bir kısmını kabul etti. Türkiye'den oraya heyetler gidip gelmeye başladı.

Türkiye'nin Colani ile görüşmesi, Suriye Milli Ordusu ve küçük gruplarla görüşmesi bugün değil ki. İstihbarat örgütleri hep görüşüyordu. Amerika'nın bu şekilde nitelemesine rağmen istihbarat örgütleri Amerika'nın onlarla hiç görüşmüyor mudur? İstihbarat örgütleri herhangi şekilde görüşmezse sahada ne olup bittiğini bilemez. Bizim istihbarat örgütlerimiz sahadan hiç çekilmedi. Sahadaki gerçeklik ile masadaki duruşumuz arasında senkronize bağlantı var.”

***

Şimdi sormazlar mı adama; Irak’ta, Suriye’de rejimlerin yıkılması için küresel güçlere taşeronluk ederken aklınız neredeydi” diye..

“Emevi Camii’nde namaz kılacağız” deyip sonrada çok büyük iş yapmış gibi bu fotoğrafı dünyayla paylaşıp güya caka satarken aklınız neredeydi?

Bu hassasiyetinizi neden daha önce göstermediniz de şimdi çıkıp, “Herhangi bir şekilde kimsenin, hiçbir ülkeye rejim değişikliği dayatma gibi bir hakkı yoktur” diye feryat figan ediyorsunuz. Hayırdır!.. Sizin bilip de milletimizin bilmediği değişen bir şeyler mi oldu?.. Başka ülkelerin içişlerine karışılmayacağı yeni mi aklınıza geldi?.. Ne oldu da birden bire hidayete erdiniz?..

AKP MKYK’sında esen havadan sonra, bir zamanlar Başbakan Başdanışmanı Cüneyd Zapsu’nun ABD’de sarf ettiği “bu adamı delikten aşağı süpürmeyin, kullanın” sözleri mi aklınıza geldi?..