Mart-Nisan aylarında dünya yıllık enflasyon ortalaması yüzde 4,3, OECD ortalaması ise yüzde 4’tür.
Bizde mayıs yıllık enflasyonu yüzde 32,61 oldu. Dünya ortalamasının çok üstünde. Bunun adına ister kriz diyelim, ister ağır bir istikrar sorunu diyelim, değişmez. Son 4,5 yıldır yaşamakta olduğumuz yüksek enflasyonun ekonomik ve sosyal tahribatı ağır oldu ve anlaşılan odur ki olmaya da devam edecektir.
Yüksek enflasyonu yalnızca dezenflasyonist politikalarla çözmek hem uzun zaman alır hem de bir yerden sonra, söz gelimi Türkiye için enflasyon yüzde 20 üstünde sonra kronikleşebilir.
Bu nedenle Türkiye için istikrarlı kalkınma modeli hazırlamak ve uygulamak gerekir.
- Demokrasi, hukuk ve yargı bağımsızlığı ve yapısal reformlar.
Cumhuriyetin 100 yılı içinde çok sayıda ekonomik, siyasi kriz yaşandı. Darbeler oldu. Ama demokrasi ve hukukun üstünlüğü, devletin kurumsal yapısı, aksamalar olsa da korundu.
Son 20 yılda ekonomik ve siyasi krizlere ilave olarak; demokraside düşüş yaşandı, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve eğitimde kurumsal yapı zedelendi.
Bu nedenle, bu defa istikrarlı kalkınma denklemi içine, yeniden demokrasiye geçiş ve kurumsal yapıların onarılmasını da ilave etmek gerekir.
- Planlama ve İstikrar programı
Türkiye’nin istikrarlı kalkınması için önce kalkınma planları yapmak gerekir. Bu planlamada kalkınma için yapısal dönüşüm politikaları yer almalıdır. Aynı şekilde Oligopol piyasa yapısı, düşük verimlilik, üretimde ithalat payının düşürülmesi gibi yapısal reformlar, orta ve uzun dönem gerektirir. Bu plan içinde yer almalıdır.
Plana uygun, üç yıllık istikrar programı yapılmalıdır. Bu kapsamda;
İMF ile işbirliği yapılmalı ve kredi alınmalıdır.
- Dalgalı kur yerine yarı sabit kur rejimi gerekir.
İMF kredisi bir süre döviz krizi riskini erteler, bu süre içinde Dalgalı Kur Sistemi Değişmeli ve Yarı Sabit Kur Sistemine geçilmelidir.
2021 de faiz nas olayı TL’nin aşırı değer kazanmasına neden olmuştu. Şimdi de MB ve Bankalar döviz satarak kuru baskıladı. TL aşırı değer kazandı. Kur dengesi sağlamak için yarı sabit kur rejimine geçmeliyiz.
- Bütçede tasarrufa gitmek gerekir.
Bütçeden popülist harcamalar kaldırılmalı ve bu fonlar kamu altyapı yatırımlarına ayrılmalı. Popülist harcamaların çarpan etkisi ve toplam talebi artırıcı etkisi, cari harcamalar ve yatırım harcamaları çarpan etkisinden daha yüksektir. Ayrıca popülist harcamalar ile mal ve hizmet üretimi yapılmıyor. Arz – talep dengesi bozuluyor.
Bütçeden “Hane Halkına Yardımlar (I)” ve “Hane Halkına Yardımlar (II)” kaldırılıp bu ve benzeri yardımlar, engellilere yardımlar, yüksek öğrenim kredilerini, halka daha yakın olan mahalli idareler tarafından bütçeden aktarılacak fonlarla yapmak gerekir.
- Kamu Bankalarını özelleştirmek gerekir.
Halen devletin elinde 10 banka var. 2020 itibariyle devlete ait bankalar;
- Ziraat Bankası
- Ziraat Katılım Bankası
- Vakıfbank
- Vakıf Katılım Bankası
- Halk Bankası
- İller Bankası
- Türk Eximbank
- Türkiye Kalkınma Bankası
- Birleşik Fon Bankası ve
- Adabank’tır.
Kamu bankalarından Ziraat Bankası ve Halk Bankası gibi sosyal görevi olan bankalar yerine, diğer bankalardan alınan kredilerde düşük faiz farkını Hazine karşılamalıdır.
Vakıfbank’ın kamusal bir görevi yoktur. Aslına bakarsak Türkiye’de vakıfları kamunun ve özel kişilerin tasallutundan kurtarıp, yeni bir düzen getirmek gerekir. Vakıfbank’ın da adını değiştirmek gerekir.
- Yarı sabit kur politikasına geçilmeli.
Bunun için Merkez Bankası kanununda değişiklik yapılmalı ve Bankanın döviz kurunu da gözeteceği ilave edilmelidir. Merkez Bankası nezdinde ayrıca ağırlık akademisyenlerde olmak üzere “kur politikası kurulu” kurulacak.
Aynı zamanda kambiyo sisteminde değişiklik yapılmalı; kısa vadeli spekülatif sermaye hareketleri kontrol edilmeli. Bu kontrol Merkez Bankasına düşük oranda bir karşılık verilmesi ile yapılmalı.
Yarı sabit kur politikasında döviz kurları her ay Merkez Bankası reel efektif döviz kuru endeksi esas alınarak ve artı eksi yüzde 3 marjla yapılmalı.
- TÜFE’nin gerçeği yansıtması için de; TÜİK bağımsız bir araştırma kurumu olmalı. Denetimi, İstanbul Üniversitesi, İTÜ, Ankara Üniversitesi, ODTÜ ve Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyeleri tarafından seçilecek birer profesörden oluşan denetim kurulu tarafından olmalıdır.
- Reel faiz politikası uygulanmalı.
Yarı sabit kur sistemi uygulamasında, reel faiz politikası zorunludur. Yarı sabit kur politikasına paralel olarak reel faizin önemi şuradadır:
Eksi reel faiz nedeni ile TL’den kaçış ve dövize talep yüksek olacağından, yarı sabit kur politikası ile kuru tutmak mümkün olmayacaktır.
Bir yandan yarı sabit kur politikası öte yandan eksi reel faiz olursa karaborsa fiyat oluşur.
- Merkez Bankası bağımsızlığı yasal teminat altına alınmalıdır.
Merkez Bankası Kanununda, Merkez Bankası'nın temel görevi;
- Fiyat istikrarını sağlamak,
- Hükümetle birlikte Türk lirasının iç ve dış değerini korumakiçin gerekli tedbirleri almaktır.
- Varlık fonunu mutlaka kaldırmak gerekir.
Devlete ve sonuç olarak millete ait bir fon, yine millet tarafından yani Parlamento adına Sayıştay tarafından denetlenemiyor. Bu nedenle bu fon popülizm için örtülü ödenek gibi kullanılıyor. Dahası oluşumu itibariyle Dünyadaki, petrol geliri fazlası gibi fonlardan farklıdır. Kurumsal devlet yapısı ve düzenine aykırıdır. Revizyon edilemez. Doğrudan kapatılmalıdır.
- Kamu -özel işbirliği anlaşmasını iptal etmek gerekir.
Yerine gerektiği hallerde paralı yol, köprü ve geçitler, yap-işlet-devlet modeline göre ihale edilmeli.