Hürmüz Boğazı’nın kapalı olması ve savaşın süresinin uzamasının doğurduğu sonuçlar, savaşın başlangıcındaki şok dalgasının yerini artık kalıcı bir dönüşüme bıraktığını gösteriyor. Enerji fiyatlarındaki sert artış, küresel enflasyon dalgası, savaşı bölgesel olmaktan çıkardı.

İlk günlerde piyasalarda yaşanan sert dalgalanmalar, diplomatik açıklamalar ve askeri hamleler bir “kriz anı”nın tepkileriydi. Ancak bugün artık yeni bir normalin inşa edildiği bir sürece girdik.

Mesele yalnızca savaşın cephe hattında ne yaşandığı değil; savaşın uzamasının dünyada yarattığı belirsizliğin normalleşmesi. Bu, en az askeri gelişmeler kadar belirleyici bir kırılmadır. Çünkü modern ekonomik ve hukuki düzenin temelinde öngörülebilirlik yatar. Oysa belirsizlik artık istisna değil, sistemin kendisi haline gelmektedir.

İmzanın gücü eriyor

Artık kimse kimseye söz veremiyor, verilen sözler de kriz çıkana kadar geçerli. Şirketler için artık öncelik risk minimizasyonu. Bu da tedarik zincirlerinin çeşitlenmesi, maliyet artsa bile “güvenli” seçeneklerin tercih edilmesi demek. Şu an dış ticarette tedarik, nakliye süreçleri hem uzun hem pahalı. Ama hepsinden önemlisi endişe verici.

Bu durum uzun vadede küresel ekonomiyi daha pahalı ve daha yavaş bir yapıya sürükler. Büyüme düşer, verimlilik azalır, enflasyon kalıcı hale gelir.

Bu dönüşüm ilk bakışta teknik ya da ekonomik gibi görünse de aslında derin bir hukuki ve sistemik kırılma yaratır.

Çünkü modern dünya düzeni üç temel sütun üzerine kuruludur: Sözleşme güvenliği, riskin öngörülebilirliği ve hukukun istikrarı. Belirsizliğin normalleştiği bir dünyada ise bu üç sütun aynı anda zayıflamaya başlar.

Üstelik uluslararası sözleşmeler tarafların hak ve yükümlülüklerini net şekilde belirleyen belgeler olmaktan çıkıp, adeta birer “kriz senaryosu yönetim metni”ne dönüşünce; hukukun rolü de kökten değiştirir. Hukuk artık düzen kuran bir çerçeve değil, kriz sonrası denge kurmaya çalışan bir araç haline gelir.

Bu halde biz bu esnek kurallar dünyasında kime/ neye güveneceğiz? Devlete mi?

Küresel sistemin yıpranması

Mevcut konjonktürde devletler için güvenlik kaygısı, ekonomik rasyonelin ve hatta hukuki standartların önüne geçer. Hukukun öngörülebilirliği azalırken, siyasi karar alma süreçleri daha merkezi, daha hızlı ve çoğu zaman daha sert bir karakter kazanır.

Sistem bir anda çökmez. Aksine çalışmaya devam eder, fakat farklı bir mantıkla… Kurallar tamamen ortadan kalkmaz, ancak esner.

Savaşın uzaması, sadece tarafları yıpratmaz. Asıl yıpranan, küresel sistemin kendisidir. Ve bu yıpranma, ani bir çöküşten ziyade, yavaş ve kalıcı bir dönüşüm şeklinde ilerler. Ortaya ise daha pahalı ve daha gergin bir dünya çıkar.

Bugün 'belirsizliğin normalleşmesi' dediğimiz şey, aslında kurallı dünyanın iflas beyanıdır. Gücün hukuku, hukukun gücünü yutarken artık mesele bu yeni düzende nasıl hayatta kalınacağıdır.