Takvimler Mart 2026’yı gösterirken, Orta Doğu’da Ramazan Bayramı’nın manevi huzuru yerini 'Destansı Öfke Operasyonu' ile başlayan siren seslerine ve balistik füzelerin gökyüzünde bıraktığı izlere bıraktı. Ancak bugün karşımızdaki tablo, alışılagelmiş bir sınır çatışması değil; ABD ve İsrail’in doğrudan İran’ı hedef aldığı, yalnızca o bölgeyi değil, başta ekonomik açıdan dünyanın tamamını etkileyen topyekûn bir savaş gerçekliğidir.
İnsani mola yok
Çocukken tarih derslerinde eski zamanlarda savaşların bayramlarda durduğu, tarafların insani bir mola verdiği, kutsal günlerin çatışmanın üstünde tutulduğu söylenirdi. Bu anlatı, sadece bilgi değil, aynı zamanda bir umut aşılıyordu: İnsan ne kadar zalimleşirse zalimleşsin, içinde bir yerde durmayı bilen bir tarafı vardır. Bayramlar da o “dur”un sembolüdür.
Bugün ise bu anlatının ne kadar romantize edilmiş olduğunu daha net görüyoruz. Savaşlar bayramda durmuyor. Ateşkesler çoğu zaman diplomatik hesapların sonucu oluyor, insani reflekslerin değil. Hatta bazı durumlarda, tam tersine, zamanlama stratejik bir araca dönüşüyor.
Görüyoruz ki bayram, büyük ölçüde onu yaşayanların sınırları içinde kalıyor. Bir yerde barışı, başka bir yerde sessizliği, bir başka yerde ise sadece takvimde bir günü ifade ediyor.
Türkiye ve savaş karşısındaki duruşu
Savaşın 23. gününe girilirken, çatışmalar artık sadece cephelerle sınırlı kalmıyor. İran’ın nükleer altyapısını ve balistik füze programını hedef alan saldırılara karşı Tahran, Körfez’deki ABD üslerine ve İsrail anakarasına yüzlerce füze ile yanıt veriyor. Hürmüz Boğazı’ndan yükselen alevler, küresel enerji arzını ve dolayısıyla her birimizin cebindeki ekonomiyi tehdit ederken, savaşın sivillere ve günlük hayatın kendisine sirayet etmesi, trajediyi sıradanlaştırıyor.
Bugün İsrail, ABD ve İran arasındaki gerilim, bölgesel bir hesaplaşmanın çok ötesine geçti. Bu ateş çemberinin tam ortasında Türkiye, soğukkanlı bir denge siyaseti yürütmeye çalışıyor.
Ankara’nın temkinli ve mesafeli duruşu, Türkiye’yi bu kaostan korumak adına hayati bir kalkandır.
Savaşın bayram dinlemediği, hukukun askıya alındığı bu yeni dünya düzeninde; en büyük zafer savaşı kazanmak değil, bu kanlı girdabın dışında kalabilmektir.