Geçtiğimiz hafta İstanbul’daki Silivri Cezaevi yerleşkesindeki salonda başlayan İBB davası, sadece yolsuzluk iddialarının tartışıldığı klasik bir mahkeme süreci olmaktan çok uzakta.
Bir yılı aşan tutukluluk süresi, yüzlerce sanıklı devasa bir dosya ve henüz başında sayılabilecek bir yargılama süreci... Üstelik son günlerde duruşma salonunda yaşanan tartışmalar, gerginlikler ve duruşmanın olaylar nedeniyle ertelenmesi…
Artık konuştuğumuz şey sadece bir ceza davası değil. Daha temel bir yere geliyoruz: Bu gerçekten sağlıklı bir yargılama mı?
Adil yargılanma
Normalde olması gereken belli. Tutukluluk bir ceza değildir; geçici bir tedbirdir. Kaçma ihtimali varsa, deliller karartılacaksa başvurulur. O yüzden de kısa sürmesi beklenir. Ama pratikte işler çoğu zaman böyle yürümüyor. Süre uzadıkça tutukluluk, adı konmamış bir cezaya dönüşüyor. Özellikle de dosya bu kadar büyükse ve yargılama ağır ilerliyorsa.
Bir de işin “yönetilebilirlik” tarafı var. 400’e yakın sanığın olduğu bir dosyada herkesi tek tek, hakkıyla dinlemek, delilleri ayrı ayrı değerlendirmek teoride mümkün. Ama pratikte bu, çok zor bir organizasyon işine dönüşüyor. Nitekim son duruşmalarda yaşananlar bunu açıkça gösterdi. Daha yargılamanın kendisi ilerleyemez hale geliyorsa, burada bir sorun var demektir. Bu artık sadece usul meselesi değil; doğrudan adil yargılanma meselesi.
Bir noktadan sonra şu soru kaçınılmaz oluyor:
Bu davada gerçekten ne yargılanıyor?
Dosyanın içeriği mi, yoksa süreç kendi başına bir probleme mi dönüşmüş durumda?
Çünkü hukuk sadece sonuçtan ibaret değil. Nasıl yargıladığınız, ne kadar sürede yargıladığınız ve o süreci nasıl yönettiğiniz en az karar kadar önemli.
Yargıdaki kriz
Bugün İmamoğlu davasında kararın ne olacağı henüz belli değil. Ama süreç şimdiden tartışmalı hale gelmiş durumda. Bir yıldan uzun tutukluluk, ilerlemekte zorlanan bir yargılama ve sürekli kriz üreten duruşmalar… Bunlar bir araya geldiğinde, ister istemez şu soru büyüyor: Bu iş gerçekten sadece hukuk mu?
Bir hukuk sisteminde en büyük sorun, yanlış kararlar değildir.
En büyük sorun, insanların artık sürecin adil olduğuna inanmamasıdır.