İran’da bugün yaşanan olaylarda batılı toplumların büyük günahı olduğunu belirten Onur Öymen, “İran 1900’lü yılları başında 1905 yılından itibaren demokrasi adımları atmaya başladı. Ardından 1950 yılında Musadıkk’ın iktidar olmasıyla petrol millileşti, demokrasi adımları atıldı. Her ikisinde de batılı ülkelerin müdahaleleri oldu, bu süreçler tamamlanamadı. Şimdi ise İran halkına çağrı yapılıyor ve demokrasi için adımlardan, hatta müdahaleden, rejim değişikliğinden söz ediliyor. Batılı ülkelerin çelişkili yaklaşımlarının İran’a bedeli beklenenden fazla oldu” dedi.

İran’da son günlerde yaşananların ardından ABD yönetiminin rejim değişikliği istediğini yüksek sesle dile getirdiğini kaydeden Onur Öymen, ABD’nin açık açık bunu dünyaya duyurduğuna işaret etti. Öymen, şunları ifade etti:

“İran demokrasi ve insan hakları konusunda bölgede önemli adımlar atan bir ülke. 1905 yılında çağdaş insan bir anayasa yapımı, insan hakları, partilerin kurulması, seçim yapılması konusunda önemli adımlar atan bir ülke. 1907 yılında ise İngiltere ve Rusya kendi aralarında anlaşarak ülkenin güneyini İngiltere, kuzeyini ise Rusya yönetmek isteyince bu süreç bozuldu. Ardından Musaddık 1950 yılında demokratikleşme ve petrolün millileşmesi sözü ile iktidara geldi. Tekrar toparlandılar.”

Bu sürecinde İngiltere’nin İran’daki petrol gelirlerinin azalması nedeniyle tıkandığını dile getiren Öymen, “Petrolün millileşmesinin ardından İngiltere’nin petrol gelirleri yüzde 16’ya düştü. Daha önce petrolü İngiliz şirketi işletiyordu. Musaddık petrol işetmesini millileştirince İngilizleri geliri düştü. 1953 yılında Musaddık devrildi. Demokratik süreç yeniden kesintiye uğradı” dedi.

Yaşanan iki tarihsel sürecin ardından başta ABD olmak üzere batılı ülkelerin İran’a yönelik tutumlarının samimiyetsiz kaldığını anlatan Öymen, “Böylesine bir tarihsel sürecin ardından İran’da bugün yaşananları göz önüne alarak İran halkına çağrı yapmak, demokrasinin ve insan haklarını tam anlamıyla işlemesi için rejim değişikliği söylemlerini hatta müdahaleyi dillendirerek başlı başına bir çelişki. İran’ın insan hakları ve demokrasi tablosunda batılı ülkelerin günahı büyük” diye konuştu.

Türkiye’nin İran’da yaşananlara yönelik olarak ilkesel bir politika izlemesinin doğru ve tutarlı olacağını kaydeden Öymen şunları ifade etti:

“İran’ın toprak bütünlüğüne, egemenliğine saygılı bir tutum ile birlikte içişlerine müdahil olmayan bir politika en doğrusu olacaktır. Özellikle yaşanan olaylar noktasında taraf olmamak uluslararası antlaşmalar kapsamında bir tavır benimsemek önem kazanır. Türkiye’nin de kabul ettiği dünyanın her yerinde geçerli olan insan hakları antlaşmalarının içeriği doğrultusunda bir tavır belirlemek önem kazanıyor.”

Türkiye’nin de insan hakları konusunda uluslararası metinlere imza attığını hatırlatan Öymen, “Türkiye anayasasının 93’üncü maddesini değiştirdi ve uluslararası antlaşma hükümlerinin iç hukukta geçerli olduğunu teyit etti. Bu anlamda Türkiye’nin kabul ettiği uluslararası antlaşmalara dayanarak hareket etmek önemli” diye konuştu.

İran- Irak savaşında Türkiye’nin iki ülkenin ısrarına rağmen taraf olmaktan kaçındığını belirten Öymen, “NATO eski Komutanlarından bir isim 11 Eylül saldırılarının ardından ABD’nin politikalarını öğrenmek için görüşmelerde bulunduğunu açıkladı. Bunun sonucunda 7 ülkenin sınırlarının değişeceğini söyledi. Irak-İran-Lübnan-Suriye-Somali-Sudan-Libya bu ülkeler. Diğer ülkelerde durum belli. Demek ki İran sırada. ABD bu anlamda siber saldırı başta olmak üzere birçok yol deneyebilir” dedi.