YENİÇAĞ - Fatih ERBOZ - Yakın Plan
DEM Parti eş genel başkanı Tuncer Bakırhan, terör örgütü PKK’nın yayın organı Yeni Yaşam gazetesine verdiği özel demeçle yeni tehditler savurdu. Sözde gazete, DEM Parti’nin yeni manevrasını duyururken şu başlıklara yer verdi;
-Halep saldırısıyla sürece sabotaj yapıldı ve toplumda güvensizlik derinleşti
-Şunu açıkça görüyoruz: İktidar, Suriye politikasıyla hem bölgesel barışa hem de Türkiye’deki çözüm sürecine halel getirecek pratiklerde bulundu
-Tutanakların yayınlanması insanların Sayın Öcalan’a dair negatif kanaat oluşturmasını sağlamak için yayınlandığını ama bunun nafile bir çaba olduğunu düşünüyoruz.
Tuncer Bakırhan’ın sorulara verdiği cevaplar şöyle;
-Gelinen aşamada ‘Barış ve Demokratik Toplum’ sürecinde bir kırılmadan söz edebilir miyiz?
-Süreç devam ediyor. Ama, süreçte bir kırılma ve güven krizi var. Ve bu kırılmanın sorumlusu bizatihi iktidarın tercihleridir.
Süreç başladığından bu yana komisyon dışında iktidar tek bir pratik adım atmadı. Toplumun taleplerini gören, destekleyen bir girişimde bulunmadı. Bunun yerine tüm enerjisini Kuzey ve Doğu Suriye’ye ayırdı. Suriye’ye harcadığı çabanın binde birini buraya ayırmış olsaydı, bugün bu tablo ile karşılaşmayacaktık.
Biz defalarca hem kamuoyu önünde hem de iktidar ve devlet yetkilileriyle yaptığımız görüşmelerde şunu dedik: “Suriye dosyasını buradaki sürecin önüne koymayın. Türkiye’de atacağınız her olumlu adım, zaten Suriye’de de çarpan etkisi yaratır.” Sayın Öcalan, Suriye konusunda çözüme katkı sunabilecek perspektifini, önerilerini defalarca ortaya koydu. Dinlemediler. Halep saldırısıyla sürece sabotaj yapıldı ve toplumda güvensizlik derinleşti.
Şunu açıkça görüyoruz: İktidar, Suriye politikasıyla hem bölgesel barışa hem de Türkiye’deki çözüm sürecine halel getirecek pratiklerde bulundu. Ama biz parti olarak barış ve çözüm imkanına sonuna kadar sahip çıkacağız. Süreç için, barış için elimizden ne geliyorsa yapmaya devam edeceğiz.
*
-Abdullah Öcalan ile Meclis komisyonu arasında yapılan görüşme tutanağı tartışma yarattı. Özellikle bu süreçte çarpıtılarak yayınlanmasını neye bağlıyorsunuz?
-Öncelikle dikkatinizi bir konuya çekmek istiyorum. Bu tutanaklar, çözüm zemininin bugüne kıyasla daha olumlu olduğu, Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik askeri operasyonların henüz gündeme gelmediği bir döneme aittir. Meclis Komisyonunun Sayın Öcalan’la yaptığı tarihi görüşmenin tutanaklarının komisyon üyeleri ve Türkiye halklarına sunulmasını talep etmiştik. Komisyonda AKP dışındaki partiler de bu yönlü talepte bulunmuştular. O dönem görüşme tutanakları yayınlanmadı. Çok kısa ve manipüle edilmiş bir özet komisyonda okundu.
Halep’teki katliam girişimi ve Rojava’ya dönük saldırıların olduğu bu dönemde tutanakların komisyon üyelerine sorulmadan ve bilgi verilmeden kamuoyuyla paylaşılması elbette bir siyasi hesabın sonucudur. Ama baştan söyleyelim, bu ucuz bir siyasi hesaptır.
Sayın Öcalan yalnızca bir “muhatap” değil; bu meselenin tarihsel ağırlığını taşıyan, barışın ve demokratik çözümün baş müzakereci adresidir. Barış ve demokrasi çizgisi konjonktürel değil; ilkesel, tarihsel ve siyasidir. Tam da bu yüzden, bugün yaratılan negatif zeminde bu tutanakları araçsallaştırmak, çarpıtmak, bağlamından koparmak; iyi niyet değil, art niyet göstergesidir. Üstelik kullanılan yöntem de başlı başına sorunludur: Tutanak dediğiniz şey yorumla, seçmeyle, montajla paylaşılmaz. Tutanak olduğu gibi aktarılır. Aksi, hakikati boğmaktır.
Tutanakların yayınlanması insanların Sayın Öcalan’a dair negatif kanaat oluşturmasını sağlamak için yayınlandığını ama bunun nafile bir çaba olduğunu düşünüyoruz. Elli yıl ısrarla sürdürülen ama tek bir sonuç üretmeyen “Anadolu’dan Görünüm ve Tek Türkiye” senaryosunun farklı araçlarla sürdürülmesidir.
Gazeteniz aracılığı ile net ifade etmek isterim; hakikati parçalayıp servis etmek yerine, barışın hakkını verin. Toplumun duygusuyla oynamayın; toplumun acısını büyütmeyin. Bu ülkenin kaybedecek bir günü, halkların kaybedecek bir canı daha yok. Barışın dili kurulacaksa, bu dil manipülasyonla değil; açıklıkla ve siyasi cesaretle kurulur.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni hızlandırmamız gereken bir dönemdeyiz. Sürecin önüne yeni stres testleri koymak kimseye kazandırmaz. Bu kapsamda bu süreçleri yönetenleri ucuz siyasi hesaplara tevessül etmemeye çağırıyoruz.
*
-Sürecin yeni bir ivme kazanması için hangi adımlar atılmalı ve İmralı heyetinin adaya gitmesi için bir girişiminiz var mı?
-Çözüm ve barış sürecinin yeni bir ivme kazanması için yapılması gereken şey, niyet beyanlarından vazgeçip somut adımlar atmaktır. Kürt meselesini siyasi ve hukuki zemine çekecek adımlar atılmalı. Kürt olgusu tüm boyutlarıyla Cumhuriyetin yasallığına dahil edilmeli. Sayın Öcalan ile daha sık, her kesim ile görüşebileceği, sesini topluma duyuracağı sağlıklı diyalog zemininin açılması gerekir. Bu da çatışmasızlığın kurumsal güvencelere kavuşturulmasında itici güç olacaktır.
Bu ay sonunda bitmesi planlanan ortak raporun güçlü ve tüm toplumsal beklentileri karşılayacak içerikte olması çok hayatidir. Yüzlerce görüşme oldu, tespitler ve olması gerekenler çok net ortaya kondu. Bunlara cevap olmak, siyaset kurumunun ama en çok da yürütme erkinin politik ve ahlaki görevidir. Toplumun istediği, bilimin, sosyolojinin istediği açıktır. Yine buna paralel olarak yargının siyasallaşmasına son verilmeli; siyasi tutsaklar, seçilmişler ve muhalefet üzerindeki baskı kalkmalıdır.
Heyetimizin daha sık ve düzenli görüşmesi gerektiğini ifade ediyoruz. Bu zorunlu bir ihtiyaçtır. Bu tarihi süreç, böylesi bir iletişim stratejisi ile ağır aksak gitmektedir. Bizim zaman kaybetme lüksümüz yoktur.
Heyetimizin adaya gitmesi için her daim görüşme halindeyiz. Önümüzdeki günlerde yeni bir görüşme bekliyoruz.