Ülkelerin kendi çıkarlarını ön planda tutmaları diğer ülkelere zarar vermediği ve tehdit oluşturmadığı müddetçe doğal olarak karşılanabilir. Ancak yakın ilgi alanımızda cereyan eden gelişmelerin dikkatle takip edilmesine, aleyhimizde oluşan/oluşacak durumlara karşı tedbirler alınmasına, argümanlar oluşturulmasına ve girişimlerimizde çıkarlarımızın gözetilmesine ihtiyaç olduğu bir dönemden geçilmektedir. Çıkar sağlamak için gerçek olmayan söylemlerin arkasına sığınarak beyanlarda bulunulması, eylemlere girişilmesi de tehdit oluşturabileceğinden, bu gibi teşebbüslere karşı müteyakkız ve tedbirli olunması da gerekli görülmektedir.

24 Nisan açıklamalarındaki çarpıtmalar

Birinci Dünya Savaşının en zorlu dönemlerini yaşadığımız 1915 yılında ülkemizdeki Osmanlı tebaalarından biri olan Ermenilerin, Doğu Anadolu’da Türklere ve ülkemize zarar vermeleri, düşmanla işbirliği yapmaları, oluşturdukları tehdit ve giriştikleri tecavüzler, insanlık dışı eziyet ve katliamlardan kaynaklanan zorunluluklar nedeniyle göçe tabi tutulmuş ve bu göç esnasında mevcut olan kötü hava şartları, hastalıklar ve eşkıyaların saldırılarına uğramalarıyla bazı kayıplar vermişlerdir.

Hiçbir kasıtla olmayan bu kayıplar, özellikle Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan bir müddet sonra başlayan ve zaman geçtikçe de artan bir şekilde, Ermeniler tarafından çarpıtılmış, sayısı ve niteliği de abartılarak “soykırım” olarak nitelendirilmiş ve bu konuda yoğun bir propaganda faaliyetine girişilmiştir. Asala Ermeni Terör Örgütüyle de terör estirilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin konunun aslına ilişkin birçok araştırma yapmış, sonuçlarını ispatlarıyla birlikte dünya kamuoyuyla paylaşmış, arşivlerini dünyaya açmış, konunun aslını ispatlamış, bu konuda açılan davalarda da suçlama yapılamamış, sözde “soykırım”ın hukuki olarak gerçekleşmediği ve bunun bir tehcir olduğu ortaya çıkmıştır. Ancak bu konunun ülkemiz aleyhinde kullanılması son bulmamıştır.

Ermenilerin ülkemiz üzerindeki emellerini geçekleştirmek için giriştiği propaganda faaliyetlerini, iç politikayı etkileyecek sayıda ülkesinde Ermeni asıllı vatandaş bulunan ülkeler de siyasi çıkar için istismar etmiş ve sözde “soykırımı” siyaseten kabul etmişlerdir.

Bu ülkeler, hem iç politikada hem de dış politikada çıkar sağlamak ve Türkiye’yle olan sorunları aleyhte kullanmak üzere gerekli yer ve zamanda bu yalanı kullanmakta bir sakınca görmemektedirler. Asıl konuşulması gereken Ermenilerin ve Asala’nın yaptığı katliamlardır.

Rusya ve ABD’nin bu yıl yaptığı açıklamaları gözden geçirmekte fayda görülmektedir.

Rusya’nın tutumu: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 1915 olaylarına ilişkin yayımladığı mesajda. “20. yüzyılın en korkunç trajedisi” ve “Ermeni Soykırımı” ifadelerini kullanmış, “silahsız ve masum insanların kendi şehir ve köylerinde acımasızca katledildiği” gibi türlü iddialar ileriye sürmüş ve Rusya’nın bu konudaki tutumunun değişmeyeceğini belirtmiştir. Mesajda "Ermeni soykırımı" ifadesini kullanması, Türk-Rus ilişkilerinde provokatif bir adım olarak görülmüştür.

Bu davranışın, Ermenistan’ın AB’yle ilişkilerini güçlendirmesini önleme ve onu yeniden Rusya’nın güvenlik ve etki alanına çekme, Rusya hakimiyetindeki güvenlik paktlarından uzaklaşma isteğini kırma ve Ermenistan üzerindeki tarihi nüfuzunu “soykırım” kartını kullanarak hatırlatma düşüncesinden kaynaklandığı, söylenebilir.

Ayrıca Türkiye ve Rusya arasındaki ilişkilerde, özellikle Azerbaycan-Ermenistan hattında yaşanan gelişmelerle ilgili olarak, Moskova'nın Ankara'ya karşı bir baskı unsuru oluşturma ve bölgedeki varlığını hatırlatma amacı taşıdığı da değerlendirilebilir.

Diğer taraftan son zamanlarda Türkiye’nin ABD etkisine fazla girmesinin ve Rusya’yla ilişkilerin de biraz limonileşmesinin etkisinin olduğunu da dikkate almak gerekir.

ABD’nin tutumu: ABD basınından bir kısmının, Trump üzerinde algı oluşturup, ısrarla bu olaya “soykırım” dedirtmeye çalışmasına, önceki Başkan Biden’ın kendi dönemindeki açıklamasında “soykırım” ifadesini kullanmasına rağmen, Trump yaptığı 24 Nisan açıklamasında “Büyük Felaket” ifadesini kullanmıştır. Bu durum Ermeniler üzerinde hayal kırıklığı yaratmış, tepkiyle karşılanmış ve Amerikan Ermeni Ulusal Komitesi tarafında da kınanmıştır. Aslında Trump’ın açıklamalarındaki “tarihi trajedi”, “büyük felaket” gibi ifadeler dahi Türkiye için bir haksızlıktır. Maalesef yaptığı açıklamada “soykırım” dememesiyle teselli bulmamız da talihsiz bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır.

ABD’nin bu seferki açıklamasında, Türkiye’ye uyguladığı bu kadar yaptırım varken, kendi bölgesel çıkarlarını gözeterek konjonktürel davrandığı dikkate alınmalı, konjonktürel durum değiştiğinde ifadelerin değişebileceği de hesaba katılmalıdır.

Ülkelerin bu konudaki tutumlarının çıkar odaklı olarak değişkenlik gösterdiği açıktır.

Yunanistan-GKRY-İsrail ittifakı ve Fransa

-Bir diğer çıkar çatışması konusu da Yunanistan’ın “Düşmanımın düşmanı dostumdur” anlayışıyla İsrail ile işbirliği yapması, buna GKRY’nin de katılmasıyla ittifak oluşturmasıdır. Bu ittifak kapsamında İsrail, hem Yunanistan hem de GKRY, İsrail teknolojisine haiz harp silah ve araçları temininde anlaşmalar yapmışlardır. İttifak’ın, Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları, enerji kaynakları ve enerji ulaşım yolları konularında çıkar odaklı işbirliğinin yanında, Türkiye’ye karşı yapılmış bir savunma ittifakı olduğu da açıktır.

-Şubat 2026'da İsrail, Yunanistan, GKRY milletvekillerine ilave olarak ABD milletvekillerinin, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki artan etkisine karşı iş birliğini güçlendirmek amacıyla İsrail Meclisi Knesset'te gizli bir toplantı gerçekleştirdiği de bu kapsamda dikkate alınmalıdır.

Fransa Cumhurbaşkanı’nın İran savaşı bahanesiyle GKRY’i, Yunan Başbakanı Miçotakis ile birlikte ziyaret etmesi ve Macron’un burada GKRY’ye güvence verecek beyanlarda bulunması da önem arz etmektedir.

-Fransa’nın Yunanistan ile yaptığı savunma ittifakını bu ay yenilemesi de dikkat çekicidir. Macron, Atina’da ziyaretinde se “Türkiye’den gelebilecek olası bir tehdit durumunda, Fransa’nın Yunanistan’ın yanında olacağını” söylemiş ve sözlerine "Burada olacağız. Fransa-Yunanistan ittifakı budur" ifadesini de eklemiştir. Yunanistan'ın, AB’nin karşılıklı savunma yükümlülüklerini ciddiye alması gerektiğini belirterek, Ortadoğu’daki çatışmalar sırasında GKRY’ye verilen desteği de örnek göstermiştir.

-Bu durumda ittifak ekseninin Fransa-Yunanistan-GKRY-İsrail şekline geldiği, çıkar odaklı olduğu ve Türkiye’ye karşı bir birliktelik oluşturduğu görülmektedir.

Bu arada Fransa da GKRY ile bir savunma anlaşması imzalama aşamasındadır. Fransa bununla adaya daimî olarak asker yerleştirme imkanına sahip olacak ve böylece Doğu Akdeniz’deki askeri varlığını kalıcı hale getirecektir. Bu durum 1960 Garanti Antlaşması’na aykırıdır. Fransa’nın bölgedeki nüfuzunu arttırma ve NATO’ya alternatif bir güvenlik kalkanı oluşturma stratejisinin bir parçası olarak nitelendirilmelidir.

-23-24 Nisan'da GKRY’de düzenlenen AB Devlet veya Hükümet Başkanları Gayriresmi Toplantısı'nda, NATO'nun ortak savunma ilkesi 5. Maddenin AB’ye uyarlanması üzerinde durulmuştur. Özellikle Fransa ve Yunanistan, bu maddenin ön planda olmasını istemiş, GKRY’nin bu maddeye ilişkin özel çabası ise dikkat çekmiştir. Bunun arka planında Türkiye endişesi olduğu düşünülmektedir. Avrupa savunmasında yer alabileceği gündemde olan Türkiye’nin bu konuda hazırlıklı olması için gerekli çalışmalar yapılmalıdır.

-Ülkemizi ilgilendiren çıkar arayışları ve çatışmaları kapsamında sürekli bir durum muhakemesi içinde bulunulmalı ve ona göre tedbirler alınmalıdır.