Son zamanlarda şüphe ve endişeyle dile gelen Türkiye-NATO ilişkilerini, başta ABD-İsrail-İran savaşı olmak üzere, yaşanan gelişmeler ışığında gözden geçirerek, çıkarlarımızı ön planda tutacak hareket tarzlarımızı tespit etmeye yönelik objektif analizlerle dayanan değerlendirmeler yapılmasının uygun olacağı düşünülmüştür.

ABD NATO ilişkisi

ABD, NATO’nun lokomotif ülkesi olup, NATO içinde oldukça söz sahibidir. NATO’ya destek vermekte, ancak diğer taraftan da NATO’yu kendi politika ve stratejilerine göre yönlendirmeye çalıştığı da bilinmektedir. NATO ülkeleri de bunun farkında olmalarına rağmen, alınan kararların çıkarlarına hizmet etmesi, en azından zarar vermemesi halinde duruma uyum göstermektedir.

Bunun en bariz örneğini, ABD’nin Rusya ve Çin’e karşı olan politikasının, NATO’nun stratejisi haline gelerek kabul edilmesinde görmek mümkündür.

NATO tarafından kabul gören bu strateji, Rusya’nın batıdan ve Karadeniz’den sıkıştırılması, Rusya ve Çin’le birlikte Pasifikten ve Hint Okyanusundan çevrelenmesidir. ABD, çevrelemenin tam anlamıyla yapılabilmesi amacıyla, içinde NATO ülkelerinden bir kısmının ve Güney Kore, Japonya, Tayvan, Filipinler, Avusturalya ve Yeni Zelanda gibi ülkelerin de bulunduğu NATO’yla bağlantılı ittifaklar kurmuştur.

ABD Rusya’yı batısından sıkıştırmak ve daha fazla bir alanda etkinlik yaratmak için NATO’nun Avrupa’da doğuya doğru genişlemesini öngörmüş, NATO’yu da bu konuda teşvik etmiş ve onun stratejisi haline de getirmiştir. Bu nedenle NATO ülkelerinin sayısı, tüm doğu Avrupa’yı kapsayabilecek şekilde 32 üyeye kadar ulaşmıştır. Haliyle bu husus Rusya’yı güvenlik açısından rahatsız etmiştir.

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasında, Rusya’nın Ukrayna topraklarındaki emperyal emelinin yanında, Ukrayna’nın NATO’ya alınmasıyla NATO’nun Rusya içlerine kadar sarkma endişesi taşımasının ve bunun da genişlemenin doyum noktasını aşması olarak algılanmasının etkisi olduğu anlaşılmıştır.

Sonuçta ABD’nin NATO’yu kendi amaçlarına uygun şekilde kullanmak istemesi bir gerçektir. Ülkelerin, bu kapsamda Türkiye’nin de çıkarlarına zarar verecek ve güvenliğini riske sokacak konularda dirençli hareket etme cesaretini göstermesi gerekmektedir. Sıkıntı yaratmayacak konularda Türkiye’nin de onayı gerekiyorsa, karşılığında ihtiyacı olan konuların çözümünü talep etmesi de mümkündür.

Bu konular hükümetlerin saygınlığına, becerisine, dik duruşuna, sosyolojik, politik, ekonomik ve askeri alanlarda elinin güçlü oluşuna, her duruma göre alternatif planlarının bulunmasına ve bunları da uygulama kabiliyetine bağlıdır. Aksi halde sıkıntılarla ve karşılıksız tavizlerle karşılaşılması kaçınılmazdır. Bu kapsamda Türkiye’nin yanıltıldığı veya mecbur bırakıldığı birçok örnek vardır. Ders alınmalıdır.

İstanbul Boğazı ve Adana’daki NATO Karargâhları

Yukarıda açıklanan NATO stratejisinin, Türkiye için tehdit oluşturma potansiyeli taşıyan kısmı, Rusya’yı Karadeniz’den sıkıştırma konusudur. ABD/NATO, bu sıkıştırmayı yapabilmek için Karadeniz’de hakimiyet sağlamak istemekte, bu nedenle Montrö Boğazlar Sözleşmesinin esnetilmesini sağlamaya çalışmaktadır. Bu konuda çeşitli zamanlarda ve özellikle Ukrayna savaşı esnasında Karadeniz’de etkin ve sürekli bir deniz gücü bulundurabilmek için birçok defa teşebbüste bulunmuştur.

Ancak Türkiye, uyguladığı politikalar ve Karadeniz’de oluşturduğu askeri düzenlemelerle bunun gerçekleştirilmesine, çıkarlarını ve güvenliğini dikkate alarak imkân tanımamıştır. Bu durum, NATO’ya karşı gereken davranışın sergilenebilmesine bir örnektir.

Şimdi de İstanbul Boğazı Beykoz’da NATO deniz unsuru komutanlığının kurulması için Türkiye’den talepte bulunulduğu ve Türkiye’nin de buna olumlu cevap verdiği ve bu konudaki hazırlıklar çerçevesinde, Anadolu Kavağı/Beykoz’da konuşlanması planlı deniz unsur komutanlığına, Çok Uluslu Kuvvet-Ukrayna Operasyonel Karargâhı Komutanı ve Komutan Yardımcısı’nın (Fransız ve İngiliz) bir ziyarette bulunduğu öğrenilmiştir.

Bu ziyaretten önce Ordu ili sahillerinde İnsansız Deniz Aracı bulunmuş ve imha edilmiş, İstanbul Boğazı yakınında da bir Türk Tankeri yine insansız hava ve deniz araçlarıyla vurulmuştur. Daha önce de bölgede serbest mayınlar görülmesi ve buna benzer olayların olduğu dikkat çekmiştir. Bu durum Boğazların birlikte korunmasından bahsedilmesini de beraberinde getirmiştir.

Montrö’nün esnetilmesi sadece bu konuyla da sınırlı değildir. ABD/NATO’nun, Romanya ve Bulgaristan’ın NATO üyeliğinden yararlanmayı, Karadeniz'e erişim için Avrupa iç su yollarını, özellikle Tuna Nehrini askeri amaçlarla kullanılmayı düşündükleri, ayrıca “Kanal İstanbul” projesinin Montrö’yü by-pass etme keyfiyetinin de olduğu söylenebilir.

Türkiye’nin egemenliği ve tapu senedi olan Lozan Anlaşması ve onun tamamlayıcısı Montrö Sözleşmesi bugüne kadar tavizsiz uygulanmıştır. Bu konuda, yönetimin taviz verilmeyeceği açıklaması yeterli olmamıştır.

Diğer bir konu da Adana’da NATO kolordu karargâhı kurulmasıdır. Bu çok uluslu NATO karargahının, Türkiye’nin bölgedeki çatışmalara NATO çerçevesinde dahil olması ve NATO’nun, dolayısıyla ABD/İsrail’in bölge planlarının bir parçası olma tehlikesi taşıması nedeniyle, durumunun yeniden gözden geçirilmesinde fayda görülmektedir.

Ayrıca her iki konunun da TBMM’nin iznine/kararına tabi olup olmadığının hukuki açıdan incelenmesine ihtiyaç olduğu da dikkate alınmalıdır.

ABD’nin NATO’dan çıkması

Trump’ın bu konuyu dile getirmesinin ya bir blöf ya da bir planın parçası olduğu veya NATO ülkelerinin İran savaşına katkı vermeyi reddettiği için kızgınlıkla ve düşünmeden ortaya attığı söylenebilir. NATO’nun, masraflarının çoğunu ABD karşılıyor diye ABD’ye yük olduğu ifade edilse de aslında ABD’nin, NATO’yu çıkar amaçlı ve emperyal amaçları için kullanmaya çalıştığı için NATO’ya yük olduğu da düşünülmelidir.

ABD, politikalarını uygulayabilmek için 31 ülkenin NATO’ya katılmasına öncülük etmiştir. NATO ülkelerine sattığı savunma sanayii ürünleriyle ekonomik çıkar da sağlamaktadır. NATO genişledikçe etki alanın artmasını da NATO’ya borçludur. Bu nedenle NATO’dan ayrılmayı düşünmesi beklenmemelidir. Ancak NATO’nun kendisini ilgilendirmeyen durumlara keyfi olarak dahil olmasını da istememelidir. Bu çerçevedeki gelişmeler, NATO’nun etkinliğini zayıflatmıştır.

***

-NATO Anlaşmasında üyelerin ittifaktan çıkarılması yoktur. İttifaka alınma oybirliğiyle olur. Üye veto hakkını kullandığı veya karara katılmadığı için ittifaktan çıkarılamaz. ABD’nin NATO’dan, NATO’yu dağıtma ve yeniden organize etme niyetiyle ayrılması ihtimali mevcuttur. Bu durumda (Türkiye dahil) birkaç ülkeyi dışında bırakmayı, GKRY ve İsrail’i de içeriye almayı düşmesi de mümkündür. Belki bazı Avrupa ülkeleri de bundan memnun olabilir. Bu durum Türkiye’nin kendi inisiyatifiyle NATO’dan ayrılmasıyla da gerçekleşebilir.

-Türkiye, dışarıda kalıp seyretmek ve müdahale edememek yerine, içeride kalıp yönetime ortak olmayı, yetkilerini kendi çıkarı ve güvenliği istikametinde kullanmayı tercih etmeli, kendiliğinden çıkmayı ancak son tahlilde düşünmelidir.

-Ancak Türkiye bu süreçte NATO/ABD’nin Türkiye’yi kullanmasına, çıkarlarını ve güvenliğini dikkate almamasına karşı tepkili ve tedbirli, cazip tekliflere karşı da temkinli olmalıdır. Bu konuda yaşanan kötü örneklerden ders çıkarılmalıdır.