Türkiye siyaseti, 2026 yılının ilk çeyreğinde tam anlamıyla bir "strateji ve hukuk" savaşına sahne oluyor. Bir yanda mahkeme kararları ve adaylık krizleriyle sarsılan muhalefet, diğer yanda ise anayasal boşlukları "hizmetin devamlılığı" söylemiyle tahkim eden bir iktidar bloku var. Ankara koridorlarında yankılananlar artık sadece anketlerden ibaret değil; iptal edilen diplomalar, Ramazan bahanesiyle durdurulan mitingler ve Meclis kulislerindeki şaşırtıcı tebrikleşmeler siyasetin asıl yüzünü oluşturuyor.
RAMAZAN BAHANE, TALİMAT ŞAHANE Mİ?
CHP cephesinde en güçlü aday adayları üzerindeki yargı baskısı sürerken, saha stratejisinde de ilginç bir "mola" veriliyor. Kamuoyuna "Ramazan ayı nedeniyle mitinglere ara verildiği" yönünde bir gerekçe sunulacak olsa da, kulislerden sızan bilgiler bunun bizzat Ekrem İmamoğlu’nun talimatıyla alınan stratejik bir karar olduğunu gösteriyor. Hakkındaki diploma davası ve tutuklu yargılama süreciyle adaylığı "şaibeli" hale getirilmesi iktidar tarafından başarılmış olan İmamoğlu’nun, enerjiyi Mart ayında başlayacak "bölgesel mitinglere" saklanması gerektiği talimatını verdiği konuşuluyor.
Mansur Yavaş ise geçtiğimiz günlerde CHP’den tartışmalı şekilde istifa eden Keçiören Belediyesi Başkanı Mesut Özarslan döneminden kalma başta PORTAŞ olmak üzere müfettiş ve dava kıskacındayken, CHP’nin bu "ara verme" hamlesi tabanda "zaman kazanma" mı yoksa "sessiz kalma" mı tartışmasını başlattı. Ankara bürokrasisinde konuşulan ise sıranın çoktan Mansur Yavaş’a geldiği yönünde. Bu elbette Yavaş’ın yönetimiyle alakalı değil, bu tamamen Erdoğan’ın kendi muhalefetini kendisi tanzim eden ve ne olursa olsun seçim kazanmaya odaklı yönetim anlayışından.
ÖZGÜR ÖZEL’İN HEDEF ŞAŞIRTAN "AKIN GÜRLEK" MESAİSİ
Grup toplantılarında ateşli konuşmalar yapan CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in önceliği ise oldukça manidar. Gazeteci Barış Yarkadaş’ın ortaya attığı "Abdullah Gül" adaylığı iddiası partiyi karıştırırken ve İmamoğlu-Yavaş ikilisi tasfiye edilmek isteniyorken; Özel’in tüm enerjisini eski İstanbul Başsavcısı ve Adalet Bakanı Akın Gürlek’in mal varlığına harcaması dikkat çekiyor.
Özel’in bu siyaset tavrı Ekrem İmamoğlu’na yakınlığıyla bilinen vekilleri de rahatsız eder boyuta ulaştığı bir diğer çarpıcı detay. Özellikle Keçiören’de Mesut Özarslan krizinin yönetilememiş olması ve mesajların basın başta olmak üzere yargıya yansıması da İmamoğlu’nu rahatsız eden bir diğer husus olduğu kulislere yansıyan bir diğer bilgi. Zaman ne gösterecek bilinmez ama bana da aktırılan tonla söylüyorum ‘Ekrem İmamoğlu’nun hışmı yakında yönetime yansır’ demek şimdilik yeterli olacaktır.
Özel’e tepki yalnızca Ekrem İmamoğlu cephesinden değil. Adaylığı ortaya atılan Abdullah Gül tartışmalarına net bir yanıt vermeyerek bu kapıyı aralık bırakan Özel’in, meselenin ciddiyetinden uzak bu "dosya siyaseti", parti tabanında da gerçek bir adaylık stratejisinin olup olmadığı sorusunu da beraberinde getiriyor.
MECLİS’TE KAVGA KULİSTE TEBRİK
Siyasetin bu "ikircikli" tarafı, TBMM Genel Kurulu’ndaki Akın Gürlek protestolarında zirve yaptı. Kameralar önünde kürsüyü işgal eden, anayasa kitapçıkları fırlatan CHP’li vekillerin aksine, perde arkasında bambaşka bir manzara olduğu ortaya çıktı. CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır’ın, kürsüde "hukuksuzluk" diye bağırdıkları Akın Gürlek’i Bakanlık yemini öncesi kuliste tebrik ettiği ve tokalaştığı gerçeği bomba etkisi yarattı. Mahmut Tanal gibi partinin sevilen ismi, babası bizzat Erdoğan tarafından harcanmış! olmasına rağmen AK Parti sıralarında boy gösterip şiddet sergileyen Junior Gökçek tarafından darp edilmiş olmasına rağmen sergilenen bu manzara, muhalefetin halka yansıyan öfkesi ile arka plandaki "nezaket" diplomasisi arasındaki derin uçurumu bir kez daha belgeledi.
AK PARTİ’NİN "ANAYASAL HAK" SAVUNMASI VE İSTİKRAR VURGUSU
Ülkenin ana muhalefet partisi bu çelişkilerle boğuşurken, AK Parti cephesi savunma hattını "hukuk ve istikrar" üzerine kuruyor. Bekir Bozdağ’ın "Meclis seçimleri yenileme kararı alırsa Erdoğan’ın adaylığı anayasal hakkıdır" çıkışı, iktidarın YENİDEN! ana rotası haline geldi. AK Parti kurmayları, muhalefetteki adaylık belirsizliğini bir "milli güvenlik sorunu" olarak işlerken, İmamoğlu ve Yavaş hakkındaki yargı süreçlerini "temiz siyasetin gereği" olarak niteleyerek alanı tahkim etmeye devam ediyor.
KILIÇDAROĞLU VE "MUTLAK BUTLAN" SENARYOSU
İktidarın yargı barikatları sertleşirken, CHP içinde "mutlak butlan" (yok hükmünde) sesleri İstanbul Başsavcısı Akın Gürlek’in Adalet Bakanı olmasıyla beraber her geçen gün daha gür çıkıyor. Eğer son kurultay hukuken geçersiz sayılırsa, Kemal Kılıçdaroğlu’nun lider olarak dönüşü ve "değişim" ekibini komple tasfiye ederek sahneye çıkması ihtimali artık bir fantezi değil. CHP yönetimi, Meclis kulisleri başta olmak üzere tebrikleşmelerle vakit kaybederken; Türkiye’nin geleceğini etkileyecek bu tarihi virajın ciddiyetinin ne kadar farkında oldukları ise hâlâ büyük bir muamma.
Sonuç olarak; Türkiye, bir yanda "hizmet ve anayasal hak" söylemiyle safları sıkılaştıran iktidarı, diğer yanda ise iç hesaplaşmalar, dosya savaşları ve Ramazan molasına gizlenen stratejiler arasında savrulan muhalefeti izliyor.