Türkiye’de medya tarihi yazılırken, son yirmi yılın en belirgin özelliği muhtemelen "organize hafızasızlık" olacaktır.

İktidar blokunun medya yapılanması, her dönemin ihtiyacına göre yeni baştan kurgulanırken, bu yapının kullanışlı aktörleri geçmişlerini silerek yollarına devam etme konusunda ustalaşmıştır. Bir arşivci titizliğiyle geçmişin tozlu raflarına indiğimizde, karşı mahallenin iki sembol figürü olan Rasim Ozan Kütahyalı, namı değer ROK ve Cem Küçük'ün kariyer çizgileri, bize Türk medyasının nasıl bir operasyon aygıtına dönüştüğünü tüm çıplaklığıyla gösteriyor.

Türkiye dün akşam saatlerinde gelen Cem Küçük ’ün gözaltına alındığı bilgisini konuşadursun, biz iktidar medyasındaki figürlerin ve operasyonun arkasındaki sebep ve sonuçlara bakalım…

Rasim Ozan Kütahyalı ve Ergenekon dönemi: Bavuldan çıkan kumpasları yayanlar

Beyaz TV ve son olarak En Son Haber-Lider Haber ekranlarında spor kamuflajı da altında siyasi mesajlar veren, yeri geldiğinde "devletin ve bekanın" en ateşli savunucusu kesilen Rasim Ozan Kütahyalı’nın parlatılma süreci, Türkiye'nin en karanlık yargı-polis operasyonlarına dayanır.

Taraf gazetesi felsefesinin ekranlardaki en agresif yüzü olan Kütahyalı, Ergenekon ve Balyoz süreçlerinde bir gazeteciden çok, Zekeriya Öz gibi FETÖ'cü savcıların gayriresmi sözcüsü gibi hareket etmiştir.

'Askeri vesayet düzenini yıkabiliriz dedik, yıktık'

Arşivleri açtığımızda karşımıza çıkan tablo oldukça nettir. Ekranda elinde salladığı, çoğu daha sonra sahte olduğu kanıtlanan "bavul dolusu" belgelerle, TSK mensuplarını, aydınları ve Türkan Saylan gibi sembol isimleri peşinen "darbeci ve terörist" ilan edenlerden biri de odur. "Askeri vesayeti bitiriyoruz, devletin bağırsaklarını temizliyoruz" sloganlarıyla, kumpas davalarının toplumsal meşruiyetini sağlama (psikolojik harp) görevi bizzat kendisine verilmiştir.

Cem Küçük' ten ROK'a : Karşı mahallede kimlerin kalemi neden kırılıyor? Sırada kim var? - Resim : 1

Kütahyalı'nın 23 Ekim tarihli yazısında FETÖ ve Fethullah Gülen’i överek, “Gülen’in 1970’lerin sonundan itibaren devletin ve yargının içine ektiği fidanlar ağaç olmasa bu devrim yapılamazdı ve askeri vesayet rejimini hiçbir güç yıkamazdı…” şeklindeki tarihi itirafı, gazetecilik etiğinin değil, Machiavellist bir pragmatizmin belgesidir. Hele Beyaz Tv 2012 yılında Ekranlarında Adalet Masası diye bir yayını var ki mutlaka izlemenizi öneriyorum… Fuat Uğur’unda konuk olduğu yayında şöyle diyor ikili

‘’Taraf gazetesi etkisiyle denize bir taş atıldı ve o dalga dalga halde yayıldı. Ama o dalgaları yayanlar o taşları televizyonun da etkisi çok Televizyonlar bu konuda kamuoyu yaratmakta, insanlara cesaret aşılamakta. Çünkü bizim milletimiz bir cesaret bekliyordu artık. Yani yıllarca sinmiş, korkmuş dayak yemiş, jandarma sopası yemiş bir laf ederse ve ilk defa bir cesaret bunu yapabiliriz… Askeri vesayet düzenini yıkabiliriz dedik ve ne durumdayız? Şu an yıkıldı mı? Yıkılmadı mı işte onu konuşuyoruz.’

Bir nevi cesaret, bir nevi karşılıklı sevgi seli…

İşte tüm bunlar, kumpaslar döneminde hapis yatanların, hayatını kaybedenlerin ve ordudan tasfiye edilenlerin vebali üzerinde yükselen bir kariyerin özetidir.

Cem Küçük ve Adnan Oktar ilişkisi: A9 ekranlarından Çırağan sofralarına

Karşı mahallenin diğer ucunda ise, şovmenlikten ziyade "medya komiserliği" rolünü üstlenen Cem Küçük durur. Uzun yıllar boyunca kendi gibi düşünmeyen meslektaşlarını "Sivrisinek gibi ezeceğiz", "Sivil ölüme mahkum edeceğiz" diyerek açıkça tehdit eden, yargıya talimatlar yağdıran Küçük'ün "devlet aklı" imajı, Adnan Oktar Silahlı Suç Örgütü dosyası açıldığında ağır bir yara almıştır.

Yıllarca süren soruşturmaların sonunda dev bir polis operasyonuyla çökertilen, şantaj, istismar ve casusluk ağı olduğu mahkeme kararlarıyla kesinleşen Adnan Oktar cemaati ile Cem Küçük ‘ün geçmişteki sıcak ilişkileri, arşivlerin silinemeyen utanç sayfalarındandır.

Oktar'ın A9 TV'deki yayınlarında Küçük'ten " yalnız falan zannetmesinler. Bak bir daha söylüyorum. Kimse de denizlik yapmaya kalkmasın. Kanunla, hukukla kolunu bacağını kırarız. Densizlik istemiyorum. Cem Küçük, o delikanlığın üstüne çok gidiyor. O çocuğu yalnız zannediyor. O yalnız falan değil onu söyleyeyim. Kılına tüyüne dokundurtturmayız. Yani hiç kimse de heveslenmesin." Diye yarı tehdit, yarı övgüyle bahsettiği video kayıtları internetin derinlerinde hala durmaktadır.

Cem Küçük' ten ROK'a : Karşı mahallede kimlerin kalemi neden kırılıyor? Sırada kim var? - Resim : 2

Dahası, örgütün gövde gösterisi yaptığı Çırağan Sarayı iftarlarında, kedicikler ve silahlı müritlerin arasında başköşede ağırlanan isimlerin başında yine Cem Küçük geliyordu.

Operasyonun yapıldığı günlerde bu derin ilişkilerini bir anda "unutan" ve konuyu hızla geçiştiren Küçük, Erdoğan’a yakınlığı açık şekilde bilenen TGRT Haber ekranlarında enflasyondan ve emekli maaşlarından şikayet eden "halkçı" bir ekonomi yorumcusuna evrilmiştir. Bu keskin dönüş şüphesiz, tabandaki ekonomik öfkenin gazını alma projesinin bir parçasıdır.

Küçük, Türkiye Gazetesi’nde de ‘keskin iftiralarına’ devam etmiştir… Ta ki operasyondan 3 gün önce bu grup kendisiyle yollarını ayırana dek.

İktidar medyasının anatomisi: Hafızasızlık ve pragmatizm

Bu iki profilin derin arşivi yan yana koyulduğunda, karşı mahallenin anatomisi net bir şekilde ortaya çıkar. Rasim Ozan Kütahyalı, kriz anlarında toplumu suni gündemlerle oyalayan, sınırları test eden bir "illüzyonist"tir.

Cem Küçük ise, bir dönem muhalifleri sindirmek için kullanılan bir "infaz memuru" iken, bugün ekonomik krizin faturasını iktidara kesmemesi için tabanı konsolide eden bir "sınır bekçisi"dir.

İkisinin de ortak noktası, geçmişlerindeki devasa bagajlara rağmen, sistemin onlara ihtiyaç duyduğu her an yeni bir maskeyle sahneye çıkabilmeleridir. Ancak gazetecilik, konjonktüre göre şekil alan bir oyun hamuru değil, gerçeğin peşinde koşan bir hafıza mesleğidir ve arşiv, günü geldiğinde herkesin gerçek yüzünü ortaya çıkaran en acımasız aynadır.

Cem Küçük ‘ün TGRT ayrılığı ve iktidar medyasındaki tasfiyeler

Cem Küçük ‘ün TGRT ve Türkiye Gazetesi ile yollarını ayırması, sıradan bir iş akdi feshinden öte, iktidar içi güç odaklarının medya üzerindeki operasyonel değişiminin de bir işaretidir.

Muhalifleri sürekli hapisle tehdit eden, meslektaşlarını hedef gösteren bir figürün, güç dengeleri sarsıldığında nasıl harcanabildiği veya kenara itilebildiği bu ayrılıkla bir kez daha kanıtlandı.

Kulislerde konuşulan iddialar ve gözaltı süreçlerinin etrafındaki sessizlik, iktidar mecralarında kimin neyi ne kadar bileceği ve kimin sınırlarının çizildiği gerçeğini netleştiriyor. Eskiden estirdiği korku iklimiyle tanınan Küçük'ün, bugün kendi yarattığı sistemin çarkları arasında nasıl öğütüldüğü, karşı mahalledeki vefa ve sadakat algısının sınırlarını da özetliyor.

Şimdi bu yazının altına sizler için güzel bir kaynakça bırakıyorum…

Bu kaynakçaları internete yazın ve görün… Unutmayın, hafıza her şeydir… Ve siz unutsanız bile arşiv unutmaz işte!

Kaynakça ve arşiv belgeleri

Ergenekon ve Balyoz Kumpası Medya Arşivi (2009-2013): Rasim Ozan Kütahyalı'nın Sabah, Taraf ve Takvim gazetelerindeki köşe yazıları ile televizyon kanallarındaki program kayıtları.
Adnan Oktar Silahlı Suç Örgütü İddianamesi: Örgütün medya yapılanması, gazetecilerle kurulan PR ağları ve mahkeme tutanakları.
A9 TV Yayın Kayıtları: Adnan Oktar'ın Cem Küçük'e yönelik övgü dolu ifadeleri ve örgüt kanalıyla kurulan iletişim kayıtları (Açık kaynak video platformları).
Çırağan Sarayı İftar Arşivi (2014-2017): Adnan Oktar grubunun düzenlediği organizasyonlarda Cem Küçük'ün protokol katılımlarını gösteren etkinlik fotoğrafları ve haber bültenleri.
TGRT Haber Arşivi (2023-2024): Cem Küçük'ün medya komiserliğinden "popülist ekonomi eleştirmenliğine" geçişini belgeleyen sabah bülteni yayınları.