"Eskiden idamlar sabaha karşı yapılırmış. belli bir süre sonra idam yaklaştığında, tüm dükkanlar açılmaya, esnaf satış yapmak için bağırıp çağırmaya başlamış. Bunun üzerine aileler de o saatlerde sokağa çıkmaya başlamış ve idam vakitleri panayır havasına bürünmüş. Sonuçta da ölen bir adama bakarak gülen bir halk görüntüsü oluşmuş. Ben de çöken eğitim sistemini anlattım. Hepimiz ölen bu sisteme bakarak güldük."

Aslında bugün, SICAK ANALİZ’de Antalya Belek'teki 'Diplomasi Forumu'nda, 'Manda kaymaklı bal kabağı rulosu', 'baklava yufkasına sarılı iç pilav'lı zengin menüyü yazabilirdim. Saray yağdanlıklarının yere göğe sığdıramadığı Tayyip Erdoğan’ın konuklara yaptığı ikrama bir bakın hele;

'İştah Açıcılar' olarak "Yer elması cipsli Eskişehir fasulye favası, erikli ve vişneli taze yaprak sarması, çağla bademli Antalya kuru cacığı, cevizli tarator soslu Ege otları ekşilemesi, pazıya sarılı, iç baklalı zeytinyağlı çeşme sakızı enginar dolması"…

Tereyağlı keşli kaluçka, 'mantarlı, keçi peynirli ve ıspanaklı, pırasalı ve etli' olarak servis edildi. Taze Datça bademli, narlı Akdeniz yeşillikleri salatası ise narenciye sos eşliğinde afiyetle midelere indirildi.

Balıkesir kuzu sarması ise baklava yufkasına sarılı iç pilav ve taze kişnişli yörük usulü közlenmiş ayva eşliğinde konuklara servis edildi.

Siyez unlu lavaş ile Ankara et döneri, karadut pelteli, manda kaymaklı bal kabağı rulosu…

'Türk Tatlı Tabağı' olarak da 'Fıstık sarma, çikolatalı baklava, leblebi helvası'…

***

Veya… Abdullah Gül'ün oğlu Mehmet Emre Gül’ün, en pahalı çikolata markası Läderach'ı Türkiye'ye nasıl getirdiğini perde arkası bilgiler eşliğinde analiz edebilirdim.

Veya … ABD’nin Ortadoğu Valisi, Ankara Büyükelçisi kılıklı Tom Barrack’ın Antalya Diplomasi Forumu’nda söylediği, “Orta Doğu'da işe yarayan tek şey, güçlü liderlik rejimleri oldu: Ya merhametli monarşiler ya da meşruti monarşi türü yapılar. Demokrasi pelerini giyen, insan hakları adına üzerine gittiğimiz ülkeler başarısız oldu” değerlendirmesine Ankara’nın neden sessiz kaldığını yazabilirdim..

Veya… Her zaman alışık olduğunuz ve de benden beklediğinizi- adım gibi bildiğim- Ankara’nın derin kulislerinden, saray cenahındaki son çalkantıları, MHP Genel Başkanı, hareketin lideri Devlet Bahçeli’nin partisine katmayı planladığı yeni isimlerle ilgili iddiaları kaleme alabilirdim…

***

Kalemim izin vermiyor!..

Beni bu seferlik affedin… Ankara, bugün, yağmurlu, hava oldukça kapalı. Ülkenin üzerinde dolaşan kara bulutlar…

MedyaTava’da Temmuz 2023’ de Rıfat Ilgaz’ın ölüm yıldönümünde yer verilen şu yazı ile bugünü noktalıyorum. Anlayana!..

-Rıfat Ilgaz "Hababam Sınıfı"nı neden yazdı?

Bugün Türk edebiyatının en önemli isimlerinden Rıfat Ilgaz'ın ölüm yıl dönümü. Memleketini çok seven, çok sevdiği için doğruları söylemekten kaçınmayan bir insandı Rıfat Ilgaz. Doğruları söylediği için de gittiği her dokuzuncu köyden kovuldu. Gelin onun hayatının bilinmeyen yönlerine beraber bakalım.

1911 yılında Kastamonu'nun Cide ilçesinde doğan Rıfat Ilgaz 7 kardeşin en küçüğüydü. Kastamonu öğretmen lisesini bitirdikten sonra Gümüşova'ya öğretmen olarak atandı. 1933 yılında askere alındı. 1936'da Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat bölümüne girdi ve 1938'de mezun oldu. Mezuniyetinden sonra Adapazarı'na atanan Ilgaz, vereme yakalandığı için İstanbul Yakacık Sanatoryumu'nda tedavi gördü.

Buradan çıktıktan sonra İstanbul'da öğretmenlik yapmaya ve felsefe okumaya başladı. Bir de çok büyük bir tutkusu vardı; yazmak, yazmak ve yazmak. 1944 yılında yayınladığı "Sınıf" adlı kitabı nedeniyle tutuklandı. 6 ay cezaevinde kalan Ilgaz çıktığında artık öğretmenlik yapamayacaktı çünkü öğretmenlikten atılmıştı. Çok sevdiği öğrencilerini kaybettiği yetmiyormuş gibi veremli bünyesi hapishanede daha da kötü olmuştu.

Artık tutkusu olduğu yazıları yazarak geçinmek zorundaydı. 1953 yılında Devam kitabı da toplatıldı ve yazar hakkında soruşturma açıldı. 27 Mayıs'tan hemen önce gönderilmesi planlanan sürgünden 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesiyle kurtuldu. Hakkında o kadar çok dava açılıyordu ki bir gün adliyeye gittiğinde mübaşir onu tanıyıp, "Senin davan bugün değil" bile demişti. Çok sevdiği memleketi böyleydi işte; aydınlara sürekli dava açılırdı.

Hababam Sınıfı'nı yazmaya başladığında daktilo alacak parası bile yoktu. Bu nedenle bir arzuhalciyle anlaştı ve kalemle yazdığı Hababam Sınıfı'nı daktiloya geçirtti. Hababam Sınıfı senaryosunu TRT kabul etmedi çünkü Mahmut hocaya "Kel" deniliyordu.

En büyük eserlerinden biri olan Hababam Sınıfı'nı neden yazdığı sorulduğunda şöyle bir yanıt verdi: "Eskiden idamlar sabaha karşı yapılırmış. belli bir süre sonra idam yaklaştığında, tüm dükkanlar açılmaya, esnaf satış yapmak için bağırıp çağırmaya başlamış. Bunun üzerine aileler de o saatlerde sokağa çıkmaya başlamış ve idam vakitleri panayır havasına bürünmüş. Sonuçta da ölen bir adama bakarak gülen bir halk görüntüsü oluşmuş. Ben de çöken eğitim sistemini anlattım. Hepimiz ölen bu sisteme bakarak güldük."

Çok severek izlediğimiz Hababam Sınıfı kitabından neredeyse hiç para kazanmadı Ilgaz. Kitabı basan yayınevi tüm telifleri kendi toplar. Bu mücadele o kadar uzun sürer ki ancak ölümünden sonra oğlu Aydın Ilgaz kitabın haklarını alır.

Sonunda İstanbul bana göre değil der ve memleketi Kastamonu'ya döner. Ama orada da kendisine rahat yoktur. Cide'ye yerleştiğinde apartmanının tam karşısına bir pankart asılır; "Ya buradan gidersin ya da evini tararız." O ise bu tehdide ertesi gün balkonunda rakı içerek karşılık verir. Kolay mıdır Rıfat Ilfaz'ı korkutmak?

Ama öldürmek kolaydır. 2 Temmuz 1993 yılında yaşanan Madımak Katliamında bir sürü arkadaşı öldürülür. O günden sonra kendine gelemedi Rıfat Ilgaz. 5 gün sonra hayatını kaybetti. Oğluna söylediği son sözler ise şunlar oldu: "Firavunlar piramitlerin içindeki tabletleri kırdılar. İkinci Dünya Savaşı’nda Hitler’in ordusu bütün kütüphaneleri paramparça ettiler. Ama dünya insanlık tarihinde hiçbir zaman düşünürler, yazarlar, aydınlar bir binaya toplanıp, üzerlerine benzin dökülmedi. Bu bizim ayıbımız."