TBMM’de , 23 Nisan resepsiyonundan estirilen “çözüm süreci” havasına bakarsanız ; “durmak yok yola devam”…
Sahadan ve derin dehlizlerden gelen hava ise tam tersi; masa sallanıyor…
Süreci tıkamış gibi gözüken ve ortaya atılan gerekçelerin en başında sayılana bakarsak; “ terör örgütü PKK’nın silahları tamamen bıraktığının tam teyidinin devlet güvenlik organları tarafından verilmesi” ve diğer alt başlıklar… Bunların hepsi masal!.. Tıkanıklık, “kurucu önder”in yasallaştırılmasında, özgürleştirilmesinde… Bebek katili Abdullah Öcalan’a verilecek yasal statünün millete nasıl yedirilip, sorunsuzca hazmettirileceğinde!..
Hatırlayın;
MHP Genel Başkanı, hareketin lideri Devlet Bahçeli'nin, bebek katili Abdullah Öcalan için "kurucu önder" ifadesini kullanması tartışmalara yol açmıştı. Bahçeli, o ifadeyi neden kullandığını şöyle anlatmıştı;
“Terörsüz Türkiye süreci, iki nokta arasında düz bir çizgi. Bu iki nokta arasındaki çizgi düz olursa her şey daha net anlaşılır. Süreçte dilimiz sert olursa iki çizgi arasındaki çizgi eğri olur."
“Kurucu önder” toplumun kolayca kabul edeceği sanılan bir yasal statü formülüydü. Tayyip Erdoğan, hâlâ ağırdan alıyor.
***
Terör örgütü mensupları ve siyasi temsilcileri, her gün “yasal statü isteriz” diye bas bas bağırıyor. Sadece katil Öcalan’a değil terör örgütünün tüm mensuplarının da affedilip yasal statüye kavuşturulması şartı “olmazsa olmaz” olarak dayatılıyor.
Tezgahı daha net görebilmeniz için terör örgütünün sözde yayın organlarından bazı alıntılara yer vereyim;
-“Mesele sadece Öcalan’ın statüsü değildir. Tüm PKK üyelerinin ve savaşçılarının statü meselesidir. Demek ki, gerilla müzakere sürecinde silahsız olarak dağdan indiği anda, eğer ortada hepsi için var olan statü meselesi çözülmemişse, Terörle Mücadele Yasası’nın amir hükümleri gereği, bilekleri kelepçelenerek tutuklanacaklar, hâlâ statüleri kökten değişmemişse, tek bir celsede ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılacaklardır.”
-“Şu anda geçmişte gerilla olduğu iddiasıyla hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle aranmakta olan sürgündeki bir yurtsevere, ‘Neden müzakerenin ön koşulu gibi Öcalan’ın hukuki statüsünden söz ediyorsunuz?’ diye sordum. Eski gerilla ‘çünkü’ dedi, ‘gerillayı silahlı mücadeleden vazgeçiren, onu partisini kapatmaya razı eden Önder Apo’yu hâlâ ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü statüsünde tutan bu devlet, bırakalım Başkan’ın özgürlüğünü, özgür olma umudunu bile ondan esirgeyen bu devlet, Başkan’ın çağrısı olmasaydı dağdan inmeyecek olan, savaşa devam edecek olan, partisini kapatmak şöyle dursun daha da büyütecek olan bizlere, silahsız olarak dağdan inersek özgürlük verecekmiş ha? Bizi çocuk yerine koymasınlar, Başkan Öcalan’ın ağırlaştırılmış müebbet hapis hükümlüsü’ statüsüne kökten son versinler, onun özgürce bizi dağdan indirmekte rolünü oynamasını sağlasınlar’ dedi.”
- “Öcalan çağrı yapmıştır. Örgütü çağrının gereğini yapmıştır. Gerillanın son adımı atmasını ise Öcalan ‘işte ben en ağır sorumluluğu taşıyan olarak özgürüm, siz de özgür olacaksınız, dağdan silahsız olarak inin’ diyerek sağlayacaktır. Ne devletin, ne Bahçeli’nin, hele ne de Erdoğan’ın sözleri gerillayı dağdan indirebilir. Kendisi esaret altında ve statüsü belirsiz Öcalan da gerillaya ‘dağdan inin hapse girin’ demez. Statü meselesi ‘silahsızlanma’ meselesinin bam telidir. Çözüldüğü gün biz dağlardan silahsız olarak inenlerin ‘mekap’ seslerini duyacağız.”
***
Avrupa’da, TBMM’den hâlâ almaya devam ettiği mebusluk maaşıyla keyif süren hain, PKK/Kongra Gel Eş Başkanı Remzi Kartal, Abdullah Öcalan’ın baş müzakereci olarak süreci sağlıklı bir şekilde koordine edebileceğini iddia ederek bakın ne diyor;
“Bir özgürlük mücadelesi var. Bu mücadelede yer alan binlerce gerilla var. Bu nedenle bunların demokratik yasal zemine geçme ve siyasal demokratik yaşamda yer alma, demokratik siyasal mücadele yürütmelerinin zemininin oluşturulması gerekiyor. Bunun için de konuya özgü özel bir yasanın çıkarılması gerekiyor. Başta da Rêber Apo’nun bu konuda beklentileri var. Adım atılması konusunda ısrarı var. Bu açıdan yitirilen zaman aynı zamanda süreç açısından da risk oluşturuyor.”
***
Hareketin lideri Devlet Bahçeli, 23 Nisan resepsiyonunda Selahattin Demirtaş’ın salıverilmesi ile ilgili soruya "Siz bizi tanımıyorsunuz... Bizim bir özelliğimiz var; sözümüz sözdür" diyerek yanıt verdi. Verilen cevabın da verilen sözlerinde sadece Selahattin Demirtaş ile sınırlı olmadığı aşikar. Devlet bileşenleri içinde Bahçeli’yi haklı gören kesimin görüşüne bakarsak, “statü meselesi bir an önce çözüme kavuşmalı”… “Neden” diye sorduğumda ise şu yanıtı aldım;
“Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki DEM’li belediyeler bir araya gelerek Türkiye’nin kabul ettiği İkiz Yasalardaki haklarını ileri sürerek plebisit yaptı ve kabul edildi. Buna nasıl bir önlem alacaksınız? Engelleseniz olmaz, engellenmeseniz olmaz. Bu nedenle bunu aşabilmek için Öcalan formülü gerek.”
Fark ettiniz mi? Aldığım cevabın içinde yeni kirli bir tezgahın duyumu var!..