Ali Babacan, fon krizinin çözümüne ilişkin “Kayıtlar devletin elinde. Bandı geriye sarıp kimler ne kazanmış tespit edilerek istenirse o paralar çatır çatır tahsil edilir.” dedi.

Geçmişte bugünün parasıyla 60 milyar dolarlık İmar Bankası krizini nasıl çözdüklerini de anlatan Ali Babacan, Cem Uzan olayını örnek göstererek yurt dışındaki paraların da getirilebileceğini belirtti.

DEVA Partisi lideri Ali Babacan, NOW TV’de İlker Karagöz ile “Çalar Saat” programında Türkiye’nin konuştuğu fon krizini değerlendirdi ve çözüm önerisini sundu. Sermaye Piyasası Kanunu’nun kendi bakanlığı döneminde çıktığını ve o dönem tek bir vaka bile yaşanmadığını hatırlatan Babacan, bugünkü vurgunun yaklaşık üç katı olan İmar Bankası krizini bugün yaşanan soruna örnek gösterdi.

“ÇATIR ÇATIR TAHSİL EDİLİR”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, borsa vurgununu yapanların tespit edilip paraların nasıl tahsil edileceğini şöyle açıkladı:

“Geçmişe doğru bandı sarmak mümkün. Her şey bilgisayar ortamında ve kayıtlı. Kim ne aldı, kim ne sattı? Her şey elektronik ortamda ve bunların geçmişe doğru veri tabanı var. Kademe kademe geçmişe doğru geri bandı sarılırsa orada zaten hemen kritik isimler çıkar. Şimdi yapay zekâ sistemleri de var bununla ilgili. Yükleyin veriyi, size hemen anormal iş yapan insanları çıkarır. İlgili birimlerde var bu kayıtlar. Dolayısıyla kimler kazandıysa, kimde kaldıysa o paraları devletin onlardan tekrar tahsil etmesi lazım.

Mesela biz İmar Bankası’nda yaptık. Bankanın ortaklarından çatır çatır tahsil ettik milyar doları. Çok güzel bir sistem kurduk. Çatır çatır hepsini tahsil ettik. Bir yandan İmar Bankası’nda parası batanlara milyar dolar ödedik, bir yandan da o parayı kaçıranlardan çatır çatır tahsilatı yaptık. Yapılmış var. Hani derler ya, ‘Yapılmış var.’ diye gösterirler ya, yapılmış var. Onun için kolay çözülür.

Bu tahsilattan belki yurt dışına kaçanlar vardır, kaçırılan paralar vardır. Eğer hem para kaçtıysa hem kendi kaçtıysa, şimdi onlar dahi tahsil edilebilir. Çünkü bizim TMSF’ye verdiğimiz o olağanüstü yetkilerle TMSF gitti, dünyanın neresinde olursa olsun, o batık banka patronları var ya, kötü niyetli olanlardan gitti, çatır çatır tahsilatını yaptı. Adamın bilmem ne adalarındaki yatına el koydu. Öbürünün bilmem neredeki aldığı gayrimenkule el koydu.

Çok iyi bir uluslararası hukuk bürosu ağıyla... Bu da çok önemli. Yani iyi hukukçular bulacaksınız. ‘Arkadaş, bu adam benim memleketimde bin kişiyi dolandırdı.’ diyeceksin. Vereceksin yetkiyi. İyi bir hukukçular network’ü ve bunlar çatır çatır tahsil edilir. Tahsil edeceksiniz, ondan sonra insanlara ödeyeceksiniz. Çözüm bu yani.

Ama bunu yapacak bir niyet lazım. İki, irade lazım.

Bu işten kazananlar, kazananlara yardımcı olanlar, buna göz yumanlar, belki de ortak olanlar, görevi ihmal edenler, paraları paylaşan kimler var ise en ağır cezalara tabi tutulmalıdırlar.

Bunu yapacaksınız ki ileride bir daha böyle bir şey olmasın. Yoksa güveni oluşturamazsınız.”

TERTEMİZ ŞİRKETLER DE MAĞDUR OLDU

Borsa krizinde çok sayıda mağdur kesim olduğunu söyleyen Ali Babacan, bunları şöyle sıraladı:

Bu mağdurlar kimdir? Bu fonlara para yatıranlardır, değil mi? Birinci derece o. Ama ikinci derece mağdurlar da bütün, hani, borsa düştü ya, yani tüm hisse senetleri fiyatlarının ortalaması, endeks düştü ya, aslında diğer fonlara ve diğer şirketlerin hisselerine yatırım yapanlar da mağdur oldu bir ölçüde. Peki, başka kim mağdur oldu? İşini düzgün yapan, temiz yapan ve halka açık şirketlerin ortakları mağdur oldu. Çünkü tertemiz iş yapıyorlar. Halka açılmışlar. Çok sıhhatli bir finansman elde etmişler sermaye piyasaları üzerinden. Ve onlar şimdi mağdurlar çünkü onların hisseleri de ‘Ya, acaba burada da bir şey var mıdır?’ diye gereksiz yere insanların kuşkusunu, şüphesini üzerlerine çekmiş durumda. Ama en büyük mağdur da Türkiye sermaye piyasalarının dünyadaki itibarıdır.

"BİZİM DÖNEMDE BİR TANE VAKA OLMADI"

Sermaye Piyasası Kanunu’nun ekonomi yönetiminde olduğu kendi döneminde çıkarıldığını hatırlatan DEVA Partisi lideri Ali Babacan, güvenin önemine işaret ederken bunun da şeffaflık, hesap verebilirlik ve liyakatli kadrolarla mümkün olduğunu vurguladı.

Ali Babacan, kendi döneminden örnek vererek şöyle konuştu:

Bu işin düzenleme ve denetlenmesinde çalışan herkesin ama herkesin hem dürüst, dosdoğru hem de işi bilen insanlardan olması lazım. Biz kanun çıkarttık. Ta ki o ilk kurulda tek bir tane vaka yoktur Türkiye’de ya. Pırıl pırıl gitmiştir herkes. Ama ne zaman ki ehliyet, liyakat kavramı maalesef tüm kamuda geri plana kalmaya başladı.

"BİZ OLSAYDIK KRİZ ÇIKMAZDI"

“Siz olsaydınız ne yapardınız?” sorusuna, “Biz olsaydık böyle bir kriz olmazdı ki.” cevabını veren Ali Babacan, 2008 yılındaki küresel krizi hatırlattı. Amerika’da 400 bankanın battığı, Yunanistan, İtalya, İspanya gibi ülkelerde bankacılık krizlerinin yaşandığı dönemde krizin Türkiye’ye teğet geçtiğine işaret eden Babacan, şöyle konuştu:

Türkiye’ye ne oldu? Hiçbir şey olmadı. Bankalarımız sapasağlam ayakta durdu. Niye? Çünkü biz öncesinde aldığımız tedbirlerle ve bankaları denetleme ve düzenleme konusundaki pırıl pırıl kurduğumuz sistemle tek bir Türk bankasının dahi en ufak bir zafiyeti meydana gelmedi. Biz olsaydık zaten böyle bir şey olmazdı. Çünkü ehliyetli, liyakatli kadrolarla ve dosdoğru bir yönetimin sağlanacağı bir düzen olurdu Türkiye’de