Medya sektöründe iş olanaklarının daralmasının ardından özellikle muhalif gazeteciler sosyal medya alanlarına yöneldi. Pek çok gazeteciden sosyal medya yayınları için lisans istenirken bir çok hesaba da erişim engeli getirildi.
Tüm bu gelişmelerin ardından Ankara'da da sosyal medya kuruluşları için çalışmalar yürütülmeye başlandı. Ancak bu çalışmaları AKP'li gazeteciler yavaş olmakla suçladı.
AKP'ye yakınlığı ile bilinen gazeteciler Ahmet Hakan ve Okan Müderrisoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a seslenerek sosyal medya platformlarına yönelik çağrıda bulundu.
Ahmet Hakan yazısında sosyal medya platformlarını eleştirerek, "Türk medyası yasalara uyarken, Türk medyası istihdam sağlarken, Türk medyası vergi verirken... Bu platformlar istihdam sağlamıyor. Bu platformlar doğru dürüst vergi vermiyor. Bu platformların yasalara uymak gibi bir derdi yok." dedi.
'GÖREN YOK'
Okan Müderrisoğlu ise, BTK'nın bu platformlar için özel bir komisyon kurduğuna dikkat çekerek, "Ele alınmayan detay, önerilmedik formül kalmadı! Yani neyin, nasıl yapılacağı belli. Lâkin aylardır sonuç odaklı bir hareket yok. "Olmalı, yapılmalı, lüzumlu…" Eyvallah! Tespit var, taslak var, bakan da var maalesef gören yok" ifadelerini dile getirdi.
Ahmet Hakan'ın yazısı ise şöyle:
Türkiye’deki reklam gelirinin yüzde 70’i artık yabancı dijital platformlara gidiyor.
Bunun anlamı şu:
- Türkiye’nin reklam pastasının devasa kısmı bunlara gidiyor.
- X, Meta, YouTube, TikTok, Google... 2025’te Türkiye’den 200 milyar lira kazandı. Reklam pastasının yaklaşık yüzde 70’i bu.
-Türk medyası yasalara uyarken, Türk medyası istihdam sağlarken, Türk medyası vergi verirken... Bu platformlar istihdam sağlamıyor. Bu platformlar doğru dürüst vergi vermiyor. Bu platformların yasalara uymak gibi bir derdi yok.
-Bu platformlardaki reklamların tüketiciye ne kadar yansıdığı belirsiz. Reklam verenlere sağladığı fayda da tartışmalı yani. Yeni bir statüko oluşturuldu ve bu statükodan birkaç çıkar grubu besleniyor.
-Bir başka sorun da şu: Bu platformlar, Türk medyasını boğuyorlar. Türk medyasının beslenme kaynağını kurutuyorlar. Türk medyası varlık / yokluk mücadelesi veriyor.
-Daha da önemlisi: Ülkenin ekonomik çıkarlarına aykırı bir durum söz konusu. Ülkenin dijital egemenliği risk ve tehdit altında. Herhangi bir kritik süreçte bu mecraların hangi amaçlarla kullanılacağını bilmiyoruz.
Her konuyu Cumhurbaşkanı Erdoğan çözecek diye bir şey tabii ki yok.
Ama öyle anlaşılıyor ki:
Bu konuyu ancak Cumhurbaşkanı çözebilir.
Okan Müderrisoğlu ise yazısında şunları dile getirdi:
Değinmek istediğim mesele, "Dijital Telif Yasası ve âciliyeti "ile ilgili.
Ama ondan önce "Ankara'daki siyasi ve bürokratik refleks kaybını vurgulamak istiyorum!" Kırmızı Kitap, MGK, Kültür ve Turizm Bakanlığı, BTK işin ciddiyetinin farkında. Meclis'te dijital mecralar bağlamında özel bir komisyon da kuruldu. Ele alınmayan detay, önerilmedik formül kalmadı! Yani neyin, nasıl yapılacağı belli. Lâkin aylardır sonuç odaklı bir hareket yok. "Olmalı, yapılmalı, lüzumlu…" Eyvallah! Tespit var, taslak var, bakan da var maalesef gören yok!
Bir an önce yapılması gereken kanuni düzenlemenin maddeleri çok net… "Dijital platformların bu ülkedeki içerikten elde ettiği ekonomik değeri içerik üreticisiyle adil biçimde paylaşması, haberi ve gazeteciliği gözeten sistem kurulması, algoritmik güç kullanımının denetlenmesi, yaptırım kapsamının belirlenmesi!"
Bu manada Türkiye'nin temel hedefi; haber, video, müzik ve görsel içeriklerden ekonomik değer üreten dijital platformların (Google, Meta, YouTube, X vb.) telif sorumluluğunun açık ve bağlayıcı hale getirilmesi.
Bir başka ifade ile…
İçerikten istifade eden platformların sorumluluğu somutlaşmalı.
"Biz yalnızca aracıyız" bahanesine kapılar kapatılmalı.
Lisanslama ve bedelini ödeme mekanizması oluşturulmalı!
Burada "gazetecilik faaliyetleri" dijital telif düzenlemesinin merkezinde yer almak durumunda…
İstenenler de gayet makul… "Haber içeriklerinin platformlarda izinsiz ve karşılıksız kullanılmasının önlenmesi, milli ve yerli basın kuruluşlarına malûm platformlardan telif geliri aktarılması, gazeteciliğin korunması!"
Kaldı ki bu yaklaşım, AB Dijital Tek Pazar Telif Direktifindeki modelle de örtüşüyor. Bu vesileyle bir şantaj taktiğine de dikkati çekmekte fayda var!
Ne zaman "dijital telif ödemesi" gündeme gelse, yabancı menşeli sosyal medya şirketleri, "haber ve içerikleri algoritmalar yoluyla görünmez kılma kartını açabiliyor!" Tam da bu nedenle, dijital platformların cari gücünü bir baskı aracı gibi uygulamasına geçit verilmemesi, algoritmik ayrımcılığa karşı şeffaflık sağlanması gerekiyor!