Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Adalet Bakanı olarak atadığı Akın Gürlek'in meclisteki yemin töreninde yaşananlara tepki gösterdi ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel'e hitaben, “Engelleyemeyeceksiniz... Bu gidişi durdurmaya ne eliniz ne gücünüz yetmez Özgür!” dedi.

Öncelikle son cümlenin, “Bu gidişi durdurmaya ne eliniz ne gücünüz yeter” diye ifade edilmesi gerektiğini belirteyim.

Sonra da sorumu buradan sorayım: Hangi gidişi?

Akın Gürlek’in Adalet Bakanlığı’na, Mustafa Çiftçi’nin İçişleri Bakanlığı’na atanması, dönüşü olmayan bir gidişin son adımları mıdır?

Öyleyse bu gidiş, nereye?

***

Erdoğan, 15 Temmuz’dan sonra Fetullah Gülen ve örgütünü kastederek, Turgut Özal, Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit gibi farklı görüşten siyasetçiler ve devlet adamlarının yanı sıra kendilerinin de geçmişte iyi niyet ile bu yapıya destek olduklarını söylemiş ve “Bu hain örgütün gerçek yüzünü çok daha önceden ortaya dökmemiş olmanın üzüntüsü içindeyim. Bundan dolayı hem Rabbimize hem de milletimize verecek hesabımız olduğunu biliyorum. Rabbim de milletim de bizi affetsin.” demişti.

Erdoğan, “Biz de bu yapıya iyi niyetle destek olduk. Şahsen ben de katılmadığım pek çok yönleri olmasına rağmen asgari müştereklerde buluştuğumuz zannıyla her kesim gibi bunlara yardımcı oldum.

Dışlanmış, ötekileştirilmiş her kesimi merkeze taşıma çabamızdan bu kesimin de yararlanmasına çalıştım.

Yurt için ve yurt dışındaki eğitim ve yardım faaliyetleri çerçevesinde ve hatta hatta Allah dedikleri için müsamaha gösterdik.

Dedik ki bir ortak yanımız vardı. Aynı menzile giden farklı yollardan biri olarak gördüğümüz bu yapının bambaşka niyetlerin, sinsi planların örtüsü olduğunu uzun süre görmedik göremedik.” diye konuşmuştu...

Yani bu gidişin bir dönüşü olmuş...

Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun ise 14 Ağustos 2016 tarihli Yeniçağ'da yayınlanan yazısında “Cumhurbaşkanı, yollarının, yani metotlarının FETÖ'den farklı olduğunu, fakat 'ortak yan'larının 'aynı menzil'e gitmek olduğunu açıkça beyan etmiştir. Bence son zamanlardaki bütün olaylar buna göre değerlendirilmelidir" diye yazmıştı...

***

Erdoğan, tartışılan her siyasi hamlesinden sonra tepkileri bastırmak için, “buradan ger dönüş yok” veya “çoğu gitti, azı kaldı” gibi söylemleri zaman zaman kullanmaktadır.

Bu tür söylemlerle, yeni anayasa ile kurulacak yeni rejimi kastediyor olsa gerek.

Fakat madem buradan geri dönüş yok, bu gidişi de kimse durduramayacak, öyleyse neden devamlı bu sözleri söyleme gereği duyuyor?

Kimse bu gidişi durdurmaya çalışmasın diye mi? Yani muhalefete korku salmak için mi?

***

Aslında ana muhalefetin, rejimle ilgili bir endişesi yok; sadece CHP’ye yapılan büyük operasyonu durdurmaya çalışıyorlar...

Sıkıştıkları zaman sığındıkları Atatürk’ün kuruluş felsefesine tam anlamıyla sahip çıkarak direnselerdi, bu yoğun saldırıyı çoktan aşmış olurlardı. Bunun yerine AKP’nin rejimi değiştirecek adımlarına uyum sağlıyorlar...

AKP ise CHP’nin muhalefetinden değil, kontrol edemedikleri üniversite gençliğinden korkuyor...

Öyle ki öğrenci yurdu açılışını Cumhurbaşkanı yapacak diye Boğaziçi Üniversitesi güney yerleşkesine öğrenciler sokulmadı!

Güney yerleşkesi, öğrencilerin ve mezunların girişine tamamen kapatıldı. Dersler, İnternet üzerinden “çevrim içi” yapılırken bazı öğrenciler yurttan çıkarıldı.

***

Birkaç gün önce bir siyaset adamı ile sohbet ettik; “15 Temmuz’da neler olduğunu hâlâ tam olarak bilmiyoruz ama sonuçlarını yaşıyoruz. Bu sonuçları değerlendirebilecek durumdayız. AKP’yi uzaya gönderilen bir füze olarak düşünelim; yükselmesini sağlayan yakıt tankı FETÖ idi. Atmosferi geçince yakıt tankını attı. Böylece ağırlığından kurtulduğu için daha da hızlandı ve bu sayede tek adam sistemine geçti...” dedi...

Erdoğan, bir ara “Cumhurbaşkanlığı sisteminden geri dönüş yok” diyordu ama bir süredir, bunu söylemiyor...

Bana sorarsanız, AKP yakıt tankını attıktan sonra hızlansa da uzay boşluğunda bir yörüngede dönmektedir! Uzay boşluğunda kaybolması da mümkündür...

Türkiye Cumhuriyeti ise sonsuza kadar yaşayacaktır.