Bugün hayatta olmasını tamamen tesadüflere borçlu olduğunu belirten usta yazar, geçmişin karanlık anılarını tüm şeffaflığıyla anlattı.

ÖLÜMLE BURUN BURUNA GEÇEN BİR GENÇLİK
Ahmet Ümit, yazarlık üslubunun ve hayata bakış açısının temelinde "rastlantısal bir hayatta kalma" hikayesinin yattığını ifade etti. 78 kuşağı olarak büyük acılar ve kayıplar yaşadıklarını vurgulayan usta yazar, henüz 16 yaşındayken ölümün soğuk yüzüyle tanıştığını dile getirdi. Gaziantep'teki öğrencilik yıllarında, okul işgali sırasında üzerlerine ateş açıldığını söyleyen Ümit, yanındaki üç arkadaşının vurulduğunu, kendisinin ise sadece şans eseri sağ kurtulduğunu belirtti.

BAKIRKÖY’DEKİ O KARANLIK GÜN
Söyleşinin en dikkat çekici anlarından biri, Ümit'in 1979 yılında Bakırköy'de yaşadığı bombalı saldırı anısıydı. O günü adeta yeniden yaşayan yazar, yaşadığı travmatik olayı şu sözlerle anlattı:
"Dört arkadaş Bakırköy Halk Evi’nin bahçesinde oturuyorduk. Bir anlığına çay almak için büfeye gittim. Ben masadan kalktıktan saniyeler sonra bir bomba patladı. Biraz önce oturduğum masadaki üç arkadaşım parçalanarak can verdi. Ben sadece o an yerimden kalktığım için hayattayım."
Bu yaşadıklarının bir "teslimiyet" değil, hayatın ne kadar kıymetli olduğuna dair somut bir hakikat olduğunu belirten Ümit, bu trajedilerin kendisini olgunlaştırdığını ve kalemini besleyen temel güç olduğunu vurguladı.

YAZMAK BİR HAYATTA KALMA BİÇİMİ
Geçmişte yaşadığı bu ağır deneyimlerin romanlarındaki derinliği ve vicdan vurgusunu oluşturduğunu belirten Ahmet Ümit, her anın bir armağan olduğunu savundu. Hayatın her şeyden büyük olduğunu anlayan yazar, "Eğer o masadan kalkmasaydım bugün bu romanlar olmayacaktı. Bu yüzden bugün yaşadığım her an bana verilmiş bir hediye," diyerek yaşamın değerine dikkat çekti. Ümit’e göre yazmak, sadece bir meslek değil, aynı zamanda hayata tutunma ve onu anlamlandırma çabası.