İran uzmanı stratejist Arif Keskin, devam eden savaş ortamında İran’ın alt yapısının ve kurumlarının zarar gördüğünü kaydederek, “ABD ve İsrail Hamaney’i öldürerek İran’da istediği değişikliği yapmayı düşündüyse bu devlet mekanizmasını tanımadıklarını gösterir. Bu anlamda istediklerini alamadılar. Öte yandan İran’da tahribat gördü. Tahran’da neredeyse zarar görmeyen kamu binası kalmadı. Savaşın uzaması İran’a yönelik zararı arttırırken savaşın kaderini ve bundan sonra bölgesel anlamda yaşanacak denge değişikliklerini belirleyecek olan İran’ın devlet aygıtındaki istikrarın süresidir” dedi.
ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşta iki tarafında birbirlerini yıprattıklarını anlatan Arif Keskin, “Savaşın uzaması İran’a da zarar veriyor. En önemli zarar ise İran devlet aygıtının zayıflanası. İran devleti son dönemde hiç bu kadar riskli bir görünüm içerisine girmemişti. Başkent Tahran’da örneğin alt yapı ve kamu binaları yaşanan bombalamadan dolayı önemli bir hasar aldı. Kamu düzenini sağlayan binaların önemli bölümü zarar gördü. İran devlet aygıtının toparlanma süreci bundan sonra savaşın seyrini belirleyecek önemli unsurdan biri olarak karşımıza çıkıyor” ifadelerini kullandı.
İran’da yeni dini liderin belirlenmesi konusunda iki farklı tutum olduğunun altını çizen İran uzmanı Keskin, “İlk bakış açısı dini liderin hemen belirlenmesini istiyor. Bunun temel nedeni ise alınacak kararlarda hukuksal olarak pozisyonu olması. Örneğin savaş ve barış kararının hayata geçmesinde önemli rolü var. Bu nedenle bir an önce seçilmesini isteyenler var. Ancak bunun karşısında hemen seçilecek dini liderin Devrim Muhafızları’na yakın bir isim yüksek ihtimal olmasından dolayı seçimin zamana yayılmasını isteyen bir grup da var. Bu ihtilafın nasıl çözüleceği de İran açısından önemli” diye konuştu.
Kara operasyonu tartışmalarının yapıldığına da dikkat çakan Arif Keskin, “Kara operasyonu tartışmaları yapılıyor ama İran gibi bu coğrafyada bunun maliyeti ortada. Irak, Suriye ya da Libya benzeri bir durumdan söz edeneyiz. ABD kendi askerleriyle böyle bir operasyona kalkışırsa maliyeti çok yüksek olur. Vekalet unsurları ila yapmak isterse bu sefer de muhalefeti böler. Rejimi daha da güçlendirir” dedi.
İran’ın bu savaşta gördüğü zarardan dolayı son yıllardaki en riskli dönemini yaşadığını anlatan Arif Keskin, sözlerini şöyle sürdürdü:
” Bu saldırıların faturası İran’a ağır oldu. 200’den fazla askeri ve kamu alanı tahribat gördü. İran riskli bir döneme girdi. Nasıl toparlanacağı konusunda net bir fikir olduğunu da şu an göremiyoruz. Bu tablo da İran’ın bölünmeyeceği ama İran devleti ve rejiminin zayıflayacağı sonucunu görmek zor değil. Rejim devam etse de kurumlarının zayıf olacağı görünüyor.”
İran’da PJAK yanlısı Kürtlerin bir başkaldırı içerisine girmesinin de ABD ve İsrail’in istediği sonucu vermeyeceğini dile getiren Arif Keskin şöyle konuştu;
“Böyle bir kalkışma da hem rejimi güçlendirir, hem de Fars milliyetçiliğinin yükselmesine neden olur. ABD ve İsrail bu yolla iç karışıklık çıkarma yoluna giderse rejimin İran’ın toprak bütünlüğünü hedef alıyorlar tezi toplumsal düzlemde karşılık bulur. İran kenetlenir. Kürtlerin bulunduğu bölgeler ülkede sınır bölgeleri, burada başlayacak hareketlenmenin Tahran’a ulaşması ya da İran’ın başka bölgelerinde karşılık bulması da kolay olamayacaktır, sonuçsuz kalır. Bu da muhalefeti böler. İran’da şu anda yaşananlar aslında görüldüğünden daha karmaşık dinamiklerle şekilleniyor.”
İran devlet aygıtının zarar görmesinden doğacak olumsuzluklardan etkilenecek ülkelerin başında Türkiye’nin olacağını ifade eden Arif Keskin, “Devlet çökerse İran’da Türkiye’ye yansımaları olumsuz olur. Başta göç yaşanır. İran’da oluşacak istikrarsızlık çatışmalı ortamlar doğurabilir bu da Türkiye için faydalı olmaz. Sonuç olarak savaşın uzayıp uzamaması İran’ın devlet aygıtının istikrarına bağlı olduğu gibi, bölge ülkelerine etkileri de yine bunun ile bağlantılı” dedi.