Doç. Dr. Hava Bektaş, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyofizik Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak görev yapıyor. Yaklaşık 13 yıldır, “radyofrekans elektromanyetik alanların biyolojik etkileri” üzerine çalışıyor, aynı konuda yüksek lisans dersleri veriyor.
Ulaştığı sonuçlardan bazılarını şöyle özetliyor:
*Gebelik döneminde uzun süreli cep telefonu kullanımının, plasenta ve kordon kanında hücrelere zarar verebilen maddelerin artmasına (oksidatif stres) ve genetik yapıda hasara yol açabildiğini (DNA kırıkları) gözlemledik.
*Yalnızca Wi-Fi kullanılan durumlarda benzer bir değişiklik görmedik. Ancak cep telefonu ve Wi-Fi’nin birlikte kullanıldığı durumlarda bu olumsuz etkilerin daha belirgin hale geldiğini tespit ettik.
*Bunu takiben yaptığımız bir diğer çalışmada, gebelik döneminde cep telefonu kullanım süresi arttıkça, yenidoğanların kordon kanında birçok biyolojik göstergede anlamlı değişiklikler olduğunu gördük.
*İncelediğimiz göstergeler; karaciğerin çalışma durumu, hücre hasarı, iltihaplanma ve vücudun genel stres durumu hakkında bilgi vermektedir. Elde ettiğimiz bulgular, radyofrekans maruziyetinin yalnızca tek bir sistemi değil, vücudun genel işleyişini etkileyebilecek değişikliklere yol açabileceğini göstermektedir.
*Günde yaklaşık 2 saat cep telefonu kullanan annelerin bebeklerinde hareket kalitesinin düştüğünü, hareket çeşitliliğinin azaldığını ve normal dışı hareketlerin arttığını belirledik.
***
*Araştırmalarımızı, 5G teknolojisinde yaygın olarak kullanılan 3.5 GHz frekansına yönlendirdik. Bu frekansta yaptığımız deneysel çalışmalarda, vücudun farklı organlarında çeşitli biyolojik değişiklikler olduğunu gözlemledik. Özellikle hücrelere zarar verebilen maddelerin arttığını ve buna bağlı olarak hücrelerin stres altında kaldığını belirledik. Bu durum, farklı frekanslarda benzer biyolojik etkilerin ortaya çıkabileceğini düşündürmektedir.
*Bu kapsamda gerçekleştirdiğimiz çalışmalarda, 3.5 GHz radyofrekans maruziyetinin sağlıklı ve diyabetik sıçanlarda beyin dokusu üzerindeki etkilerini inceledik ve iştah, enerji dengesi ve metabolizma ile ilişkili hormonlarda anlamlı değişiklikler olduğunu gördük.
*Bununla birlikte, hücrelerin kendini koruma kapasitesinin azaldığını, buna karşılık hücrelere zarar verebilen maddelerin arttığını belirledik. Özellikle öğrenme ve hafıza ile ilişkili beyin bölgesinde sinir hücrelerinde hasar oluştuğunu tespit ettik. Bu etkilerin diyabetik grupta daha belirgin olduğunu gözlemledik.
***
*Benzer şekilde, üreme ve tiroid sistemi üzerine yaptığımız çalışmalarda, hormon dengesinin bozulduğunu ve hücrelere zarar verebilen maddelerin arttığını belirledik. Testis dokusunda yapısal değişiklikler gözlemlerken, tiroid bezinde de hormon seviyelerinde düzensizlikler tespit ettik. Antioksidan olarak bilinen koruyucu maddelerin bu olumsuz etkileri bir miktar azalttığını, ancak tamamen ortadan kaldıramadığını gördük.
*Kemik ve kas dokusu üzerine yaptığımız çalışmalarda, radyofrekans maruziyetinin bu dokuların dayanıklılığını ve esnekliğini etkileyebileceğini belirledik. Kas dokusunda da benzer şekilde hücrelerin stres altında kaldığını gözlemledik.
*Hücre kültürü modelinde gerçekleştirdiğimiz çalışmada, 3.5 GHz radyofrekans maruziyeti sonrası sinir hücrelerinde oksidatif stresin (zararlı molekül artışı) yükseldiğini ve hücrenin enerji üretim merkezlerinden kaynaklanan mekanizmalarla hücre ölüm sürecinin tetiklendiğini gösterdik.
*Elde ettiğimiz bulgular, kablosuz iletişim teknolojilerinde kullanılan radyofrekans maruziyetinin etkileri değerlendirilirken hassas grupların (kronik hastalığı olanlar, gebeler, yaşlılar ve çocuklar) ve uzun süreli maruziyetlerin daha kapsamlı şekilde ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır.
***
*Erkek üreme sağlığı üzerine yaptığımız değerlendirme çalışmalarında, mobil telefon ve Wi-Fi kaynaklı radyofrekans maruziyetinin sperm kalitesi, hormon dengesi ve testislerin normal çalışma düzeni üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini gördük. Bu etkilerin temelinde, hücrelere zarar veren maddelerin artması, genetik yapıda hasar oluşması ve hücre içindeki iyon dengesinin bozulması gibi süreçlerin yer alabileceğini belirledik.
***
Doç. Dr. Hava Bektaş’ın araştırmaları, daha önce yayınladığım, Washington Devlet Üniversitesi Biyokimya ve Temel Tıp Bilimleri Profesörü Martin L. Pall’un 2019’daki 5G araştırmasının sonuçlarını teyit ediyor. Martin L. Pall, “İnsan üremesi sıfıra yakın dereceye kadar düşebilir, Kollektif beyin fonksiyonlarımız çökebilir. Çok erken bir şekilde Alzheimer ve demanslar başlar. Küresel çapta otizm ve hiperaktivite yaygınlaşır. İnsan gen havuzunda büyük bir bozulma meydana gelir. Bütün yaş aralıklarında ani kalp ölümleri gerçekleşir.” diyordu.
Öyleyse, Üsküdar Üniversitesi Elektrik- Elektronik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Şeker’in önerdiği gibi 5G’ye, ancak güvenli olan fiberoptik kablo döşenerek geçilebilir. Yoksa sistematik bir soykırım başlıyor demektir.