Değerlendirmede şehirlerin; sokak lezzetlerinden gurme restoranlara, yemek atölyelerinden gastronomi turlarına kadar uzanan geniş yelpazesi etkili oldu.

Listenin zirvesinde Hong Kong yer alsa da, ilk 10’a giren beş Avrupa şehri kıtanın mutfak gücünü bir kez daha ortaya koydu.

Avrupa’da gastronomi denince akla ilk gelen şehirlerden biri olan Londra, 2026 listesinde kıta lideri olurken dünya sıralamasında ikinci sıraya yerleşti. Şehir, sokak yemekleri ile fine dining kültürünü ustaca bir araya getirmesiyle öne çıkıyor. Burada sıradan bir köri ile sokakta satılan nefis bir shish taouk arasında kalite farkı neredeyse hissedilmiyor.

Londra’da 88 adet Michelin yıldızlı restoran bulunuyor ve bu sayı onu Avrupa’da Paris’ten sonra ikinci sıraya taşıyor. Ancak şehrin gerçek lezzet ruhu sadece lüks restoranlarda değil, publarda ve Borough Market gibi canlı pazarlarda da yaşanıyor.

Listenin yedinci sırasında Barselona yer alıyor. Özellikle deniz ürünleriyle ün kazanan şehir, taze malzemeleri paella ve ızgara tabaklarda ustalıkla sunmasıyla biliniyor.
Sekizinci sırada bulunan Paris ise romantik atmosferinin yanı sıra mutfağıyla da büyülüyor. Şehirde iyi bir yemek bulmak için özel bir çaba harcamanıza gerek yok; lezzet adeta sizi her köşe başında yakalıyor. Saint-Germain-des-Prés, Montmartre ve Marais gibi bölgelerde klasik Fransız yemeklerinin tadına bakabilirsiniz.
Dokuzuncu sıradaki Kopenhag, yerel ve mevsimsel ürünleri yenilikçi tekniklerle buluşturan mutfak anlayışıyla dikkat çekiyor. Nørrebro ve Vesterbro semtlerinde butik bira üreticilerini ve fırınları keşfedebilir ya da Noma ve Alchemist gibi dünyaca ünlü restoranlarda eşsiz deneyimler yaşayabilirsiniz.

Listenin son sırasında ise İstanbul bulunuyor. Osmanlı mirası ile Akdeniz mutfağının harmanlandığı şehir, adeta bir gastronomi kavşağı. Kapalıçarşı’da geleneksel lezzetleri deneyebilir ya da Mikla ve Nicole gibi modern yorumlar sunan restoranlarda farklı tatlar keşfedebilirsiniz.