ENFLASYON KRONİKLEŞTİ

TÜİK Ekim ayı TÜFE oranını yüzde 2,58 ve yıllık TÜFE oranını da 29,77 olarak açıkladı. Son bir yıllık TÜFE seyrine bakarsak, enflasyon yüzde 30 dolayında kronikleşti. Aşağıdaki grafikte son bir yılda enflasyonun aynı seviyede kaldığını görüyoruz.

Enflasyon kronikleşti - Resim : 1

Aslında Türkiye’de son yarım asırdır Türkiye kronik enflasyon yaşıyor. Bunun temel nedeni bu güne kadar hükümetlerin popülist politikalarıdır.

Bugüne gelince, tam bir yıl önce, 4 Ekim 2025 günü, Yeniçağ’da bu köşede yazmıştım aynen aktarıyorum:

“Enflasyon kronikleşme eğilimindedir.

Türkiye’de yeni siyasi sorunlar yaşamazsak, yeni bir kur şoku yaşamazsak, enflasyon beş -on puan daha düşer. Ama yüzde 20 dolayında kronikleşir.

Türkiye’de 1970’lerden 2000’lerin başına kadar çift haneli enflasyon kronikleşmişti.

2003 yılından bugüne birkaç yıl TÜFE yüzde 10 altına düştü üstüne çıktı ve fakat yüzde 10 dolayında kronikleşmişti.”

Enflasyon direncinin nedenlerine gelince;

  1. Üretimde ithal aramalı ve enerji bağımlılığı yüksektir.

TL’nin aşırı değer kaybettiği zamanlarda ithal ara malı ve hammadde fiyatları artmıştı. Bu maliyet artışı TÜFE’ ye yansımıştı. Şimdi TL aşırı değer kazandı. İthal maliyetlerin düşmesi gerekiyor. Ama enflasyona karşı korunmak için ya da enflasyonu fırsat olarak kullandığı için üretim maliyetleri düşse de üretici fiyatları yüksek tutuyor.

Söz gelimi ekim ayında TL aşırı değerli olduğu için ithal maliyetlerinin düşük olması gerekiyor. Oysaki Yİ-ÜFE oranı yüzde 25,51 oldu.

  1. Reel kredi faizlerinin yüksek olması, üretim maliyetlerini artırıyor.

Bankalar hem faiz alıyor, hem de kullandırma parası diye bir para kesiyorlar. Devlet de standart TL ticari kredilerde BSMV faiz üzerinden yüzde 5 vergi alıyor. Bu şartlarda Reel faiz oranı ortalama yüzde 20’ye çıkıyor. Yüzde 20 reel faiz ile yeni yatırım ve üretim yapılmaz. Bu şartlarda arz eksikliği ortaya çıkar ve fiyatlar artar.

Bankaların öteden beri kredilerden yüksek reel faiz almasına ekonomi yönetimleri de bugüne kadar bir çözüm getirmediler. Bu sorunun iktisadi tahlilde izahı yoktur.

Buna karşılık bütün ülkelerde mevduata Merkez Bankaları, enflasyon üstünde reel faiz verdiler. Türkiye reel faiz vermedi. Tersine Türkiye‘de eksi reel faiz oranları yüksek oldu. Son 5 yılda mevutta yıllık reel getiri oranları;

  • 2022 Ekim’de yüzde -29,81
  • 2024 Ekim’de yüzde -24,6
  • 2025 Ekim’de yüzde -2,27
  • 2026 Eylül’de 0,32 oldu.

Elde nakit para tutanların paraları eridi. Para tutmanın maliyeti yüksek olduğu için, harcamalar arttı. Talep ve enflasyon arttı.

  1. İstikrar programı yapılmadı.

Rutin 3 yıllık orta vadeli program ile olağanüstü dönemler için yapılacak istikrar programı farklıdır. Güven oluşturmak için istikrar programı yapmak gerekirdi.

  1. Mali disiplin her zaman lafta kaldı.

Bütçede tasarruf yapılamadı. Başta söylediğim gibi popülist politikalar mali disipline imkan vermedi. Dahası Kamu-özel iş birliği gibi maliyeti yüksek ve bir kısmı atıl kalan yatırımlar, kamu harcamalarında etkinliği düşürdü. Bütçeler ipotek altına girdi.

  1. Yapısal sorunlar devam ediyor.

Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde istikrar için para ve maliye politikası yetmiyor. Çünkü yapısal sorunlar da var. Bu sorunlar;

Ekonomi aşırı kırılgandır. Oligopol piyasa yapısı var. Sermaye piyasasında spekülasyon yüksektir. Kayıt dışı ekonomi oranı yüksektir. Türkiye şartlarında, tüketici ve üretici güveni düşüktür. Sermaye çıkışı ve beyin göçü yaşıyoruz. Erken sanayisizleşme var. Bu nedenle sektörel denge bozuktur. Faktör verimliliği ve kapasite kullanım oranı düşüktür. Bunlar birim maliyetleri ve fiyatları artırır. Bu aynı zamanda kurlar yanında dış rekabet gücümüzü de negatif etkiler.

Türkiye de bu sorunlar hükümetlerin gündemine hiç gelmedi ve gelme olasılığı da yoktur. Elbette bu şartlarda enflasyonun kronik yapı kazanması kaçınılmazdır.