Vatandaş vergi verir. Devlet, adalet, güvenlik gibi kamusal hizmetler, eğitim ve sağlık gibi sosyal faydası yüksek yarı kamusal hizmetler ve kamu altyapı yatırımları yapar.
Ancak kamu altyapı yatırımları için ayrıca bir vergi daha veriyoruz.
Kamu hizmetlerinde kar zarar hesap edilemez. Sosyal fayda ve maliyetine bakılır. Eğitim ve sağlık gibi yarı kamusal mal ve hizmetlerde ise hesaplanması zor olan sosyal fayda önemlidir. Altyapı yatırımlarının çoğu, söz gelimi elektrik, su, demiryolu, doğalgaz doğal tekel niteliğinde yatırımlardır.
Bunların altyapısını devlet yapar, ama dağıtımını özel sektör yaparsa vatandaş müteahhit karı olarak ayrıca ikinci bir vergi öder.
Parantez içinde söylemek gerekirse, altyapı yatırımları doğrudan ve aynı zamanda özel sektör için uygun yatırım ortamı oluşturduğu için dolaylı olarak GSYH’da büyümeyi pozitif etkiler. Halkın refah seviyesini artırır.
Kaldı ki, söz gelimi elektrik ve doğalgaz dağıtımı aynı zamanda halkın refah düzeyini etkiler. Gerekirse birim satış fiyatı maliyet atında da tutulabilir. Bu nedenle, gelişmekte olan ülkelerde elektrik dağıtımının da devlet tarafından yapılması gerekir.
Doğal tekel hizmetleri stratejik öneme sahiptir. Enerji, su, ulaşım, telekomünikasyon gibi sektörler, ekonomik ve ulusal güvenlik açısından riskli sektörlerdir. Özel sektör olağanüstü durumlarda zarar etme riskine girmez ve hizmeti aksatabilir.
Son 20 yılda, Kamu-Özel işbirliği yatırımları, yalnızca yap-işlet devret şeklinde yapılırdı. Firmalar yatırımı bir süre işletir ve devlete geri verirlerdi. Karı zararı firmaya aitti. İhaleye giren firmalardan hangisi daha erken iade ederse, ihale o şirkette kalırdı.
Kamu -özel işbirliği anlaşmalarında şimdi;
Devlet talep garantisi veriyor, hem de döviz cinsinden. İşletme geçenden zaten para alıyor. Geçmeyenlerden de bütçe kanalıyla para alıyor.
İşletmeye dış borçlarında hazine kefil oluyor.
Böylece geçenler vergi yanında ücret ödüyor, Geçmeyenler de ayrıca vergi ödemiş oluyor.
G20 ülkeleri içinde, araç, yolcu veya asgari gelir garantisi bakımından ilk sırada Türkiye var. Sonrasında Güney Kore, Meksika ve Güney Afrika geliyor.
Aslında yolları ve köprüleri devlet borç alıp yapsaydı, daha düşük faiz verecekti ve ayrıca müteahhit kârı da olmayacaktı. Yani yatırımların maliyeti çok daha düşük olacaktı.
Türkiye’yi farklılaştıran nokta, tek garantinin varlığı değil; köprü, otoyol, tünel, havalimanı ve sağlık sektöründe aynı anda uygulanması, döviz veya dövize endeksli olması, uzun sözleşme süreleri ve gerçekleşmeyen talebin merkezi bütçe üzerinde doğrudan yük oluşturmasıdır.
Şimdi Fatih ve 15 Temmuz köprüleri için işletme hakkı veriliyor. Bu demektir ki devlet uzun süre köprü gelirlerini bu güne iskonto edip parasını peşin alacaktır. Hükümet gelecek kuşakların ve iktidarların imkanlarını bu günden kullanmış olacaktır.
Bu doğrumu, devlet alacağı parayı gerekli olan yeni bir altyapı yatırımında kullanırsa, kabul edilebilir. Ama cari harcamalarda kullanırsa bu doğrudan israftır.