Son dönemde futbolcu, şarkıcı, ve fenomen ünlülere yönelik yapılan uyuşturucu operasyonları gündemden düşmüyor.
Güvenlik ve istihbarat uzmanı Serkan Yıldız, ünlülere yapılan operasyonlarla ilgili önemli değerlendirmelerde bulundu.
Yıldız, son yapılan operasyonda gözaltına alınan Çağla Boz ve Melis Sabah isimlerinin medya tarafından ön planda tutulduğunun altını çizerek, arka planda çalışan sessiz ve soğuk bir mekanizma olduğunu iddia etti.
Yapılan operasyonun bir narkotik temizlik hamlesi olmadığını belirten Yıldız, “İstihbarat literatüründe "Sinyal Karıştırma" dediğimiz klasik bir örtülü iletişim taktiğidir” sözlerini sarf etti.
“BU BİR NARKOTİK TEMİZLİK HAMLESİ DEĞİL…”
Yıldız, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmelerde şunları söyledi,
“16 Ocak 2026 sabahı önümüze düşen o "Ünlü Operasyonu" manşetleri de tam olarak o bildik, metalik kokuyu taşıyor.
Medya, Çağla Boz ve Melis Sabah isimlerini parlak birer neon tabela gibi gözümüzün içine sokarken, arka planda çalışan o sessiz ve soğuk mekanizmayı görebiliyor musunuz?
Bu bir narkotik temizlik hamlesi değil; istihbarat literatüründe "Sinyal Karıştırma" dediğimiz klasik bir örtülü iletişim taktiğidir.
Radar ekranınızda aniden beliren, düşük tehdit seviyesine sahip ama çok parlak bir cisim düşünün. Operatör tüm dikkatini bu parıltıya, yani magazin figürlerine verirken, asıl yüksek irtifa tehdidi olan "Yargı Paketi" ve "Bütçe Kesintisi" sessizce hava sahasını geçer.
Eğer bir polis operasyonu, ana haber bültenlerinin en çok izlenen saatlerinde, davullarla zurnalarla servis ediliyorsa, orada amaç suçluyu yakalamak değil, olayı duyurmaktır.
Gerçek operasyonlar mezarlık kadar sessizdir; gürültü varsa, o gürültü bir şeyi örtmek içindir.
Gözler cambaza kilitlenmişken, cüzdan çoktan el değiştirmiştir. Peki, bu gürültünün desibeli neden bu kadar yüksek?”
“AMAÇ, DOSYA KAĞIDINI "ÖRGÜTLÜ SUÇ" DAMGASIYLA KABARTMAK”
“Dosyanın teknik detaylarına, o gri ve sıkıcı satır aralarına indiğimizde, lojistik gerçeklikle taban tabana zıt bir senaryo görüyoruz.
Tutanaklara geçen "11 adet sentetik hap" verisinden bahsediyorum. Savcılık makamının bu miktarı "Ticaret ve Temin" suçlamasıyla dosyalaması, sokak matematiğine hakarettir.
Şunu net söyleyebilirim: Bir satıcı, yani dağıtıcı, asla ve asla operasyonel risk taşıyan resmi ikametinde son kullanıcı miktarı tutmaz.
Ticari stoklar, şahsın dijital ayak iziyle bağı olmayan, "zula" dediğimiz güvenli evlerde istiflenir.
Ele geçirilen 11 hap, bağımlı bir profili için taş çatlasa 72 saatlik bir kullanım dozudur; ticaret sermayesi değil.
Eğer emniyet güçleri bir kapıyı kırıp içeriden sadece 11 hapla çıkıyor ve bunu kamuoyuna "dev bir şebeke çökertildi" edasıyla sunuyorsa, burada amaç adli bir sonuç almak değildir.
Amaç, dosya kağıdını "örgütlü suç" damgasıyla kabartmak ve manşeti şişirmektir. Veriler, iddianamenin ruhuna ihanet ediyor.
Ancak asıl soru şu: Bu şişirilmiş dosya hangi zaman dilimine denk getirildi?”
“SİZ EKMEK FİYATINI DÜŞÜNÜRKEN, ÖFKENİZİ "ŞIMARIK ÜNLÜLERE" YÖNLENDİRMENİZ İSTENİR”
“Gürültüden uzaklaşıp, 16 Ocak 2026 tarihli Resmi Gazete’nin o soğuk ve rakamlarla dolu sayfalarını çevirdiğimizde, operasyonun ekonomik ayağıyla yüzleşiyoruz.
Vatandaşın vergilerinin akıbetini takip etme refleksi köreldiği için, "Yatırım Programı" detayları kimsenin dikkatini çekmedi.
Resmi verilere göre, İzmir Halkapınar-Otogar metrosu gibi hayati altyapı projelerine ayrılan ödenekler, bir daire parası kadar, yani sembolik düzeyde kalmıştır.
Ekonomik "acı reçete", magazin haberlerinin gölgesinde halka tebliğ edilmiştir. Kriz dönemlerinde hükümet aklı, kendi ekonomik başarısızlığını gizlemek için "Sınıf Nefreti" kartını masaya sürer.
Lüks içinde yaşayan, yozlaşmış, partileyen ünlü profilleri, halkın ekonomik öfkesini üzerine çekecek ideal paratonerlerdir.
Siz ekmek fiyatını düşünürken, öfkenizi "şımarık ünlülere" yönlendirmeniz istenir. Açlık hissi toklukla değil, yapay bir öfkeyle bastırılmıştır.
Peki, bu öfkeyi yönlendirirken, bazı isimlerin neden gölgede bırakıldığını hiç düşündünüz mü?”
“ÜNVANLAR GİZLENDİ”
“Gözaltı listesini incelediğimde, beni en çok rahatsız eden şey "isimlerin" değil, "ünvanların" yokluğuydu.
Açık kaynak taramalarında Emre Yalçın, Ahmet Şaşmaz gibi isimlerin mesleki profillerinin medyada özenle gizlendiğini, üzerinin flulaştırıldığını görüyoruz.
Medya, ismi verip ünvanı (Kaymakam mı, Yönetmen mi, Bankacı mı?) yazmayarak bilinçli bir "Gri Bölge" yaratır.
Bu, dosyanın gizemini artırır ama daha önemlisi spekülasyonu besler. Tecrübelerime dayanarak söylüyorum; bir polis bülteninde veya istihbarat özetinde bir şüphelinin mesleği ısrarla belirtilmiyorsa, o kişinin kimliği operasyonun kurgusuna zarar verecek niteliktedir veya şahıs "dokunulmaz" bir bağlantıya sahiptir.
İsimsizlik, bürokrasideki en güçlü koruma kalkanıdır. Ünlüler vitrine konulurken, kravatlı ve nüfuzlu figürler arka kapıdan çıkartılmış olabilir mi?
Bu sorunun cevabı, operasyon şemasındaki devasa bir eksiklikte gizli.”
“MOTOR GÜRÜL GÜRÜL ÇALIŞMAYA DEVAM ETMEKTEDİR”
“Uyuşturucuyla mücadele analizlerinde ilk baktığım yer tedarik zinciridir. Ancak bu dosyanın şemasına baktığımda "Tedarikçi" ve "Lojistikçi" hanelerinin boş olduğunu görüyorum. Zincirin sadece son halkası, yani son kullanıcı hedef alınmış.
İstihbarat dilinde buna "Bölümlere Ayırma" denir. Eğer hedef şahısların iletişim trafikleri incelendiyse -ki incelenmiştir- onlara o malı getiren kurye, o kuryeyi yöneten bölge sorumlusu ve en tepedeki baron bellidir.
Ancak dosyada bu isimler buharlaşmıştır. Uyuşturucu ile mücadele "arz" odaklı olmak zorundadır. Sadece "talep" tarafına, yani kullanıcıya yapılan operasyon bataklığı kurutmaz; sadece o günkü sinekleri temizler, yarın yenileri gelir.
Tedarik ağının bu kadar titizlikle korunması, operasyonun sınırlarının daha sahaya inilmeden önce masada çizildiğini gösterir.
Motor gürül gürül çalışmaya devam etmektedir, sadece egzoz borusu değiştirilmiştir. Ve bu egzozu değiştirirken, toplumun ahlaki kodlarıyla oynamayı da ihmal etmediler.”
“DOSYAYA EKLENEN "FUHŞA TEŞVİK VE ARACILIK" SUÇLAMASI…”
“Dosyaya eklenen "Fuhşa Teşvik ve Aracılık" suçlaması, yani TCK 227/2 maddesi...
İşte bu, operasyonun hukuki değil, tamamen sosyolojik bir mühendislik ürünü olduğunun kanıtıdır.
Uyuşturucu kullanımı, toplumun bazı kesimlerinde bir "mağduriyet" veya "hastalık" algısı yaratabilir. Ancak işin içine "Fuhuş" kelimesi girdiği anda, toplumun muhafazakar kodları tetiklenir ve hedef şahısla kurulabilecek en ufak empati kırıntısı bile yok edilir.
Savcılar, ev ortamındaki şahsi birliktelikleri "yer temini" kapsamında yorumlayarak dosyayı kriminalize etmişlerdir. Amaç kişiye ceza kanununa göre ceza vermek değil, toplumsal linci meşrulaştırmaktır.
Kişi beraat etse bile, toplumun gözünde artık o damgayı yemiştir. Hukuk, bir nevi ahlak zabıtalığına dönüştürülmüştür.
Tüm bu parçaları; zamanlamayı, eksik delilleri, gizlenen isimleri birleştirdiğimizde ortaya çıkan büyük resim ne?”
“ELİMİZDE KALAN TEK ŞEY "KONTROLLÜ KAOS"TUR”
“Operasyonun genel bilançosuna ve stratejik çıktısına baktığımızda, elimizde kalan tek şey "Kontrollü Kaos"tur.
Personel, teknik takip, bütçe ve zaman... Hepsi yanlış hedeflere, stratejik olmayan noktalara harcanmıştır. 14, 15 ve 16 Ocak tarihlerindeki bu veri akışı, tek bir merkezden yönetilen devasa bir algı operasyonudur.
Masanın üzerinde 11 adet hap dururken, masanın altından milyarlık bütçe kesintileri ve binlerce kişilik tahliye kararları geçip gitmiştir.
İstihbarat analizinde "tesadüflere" yer yoktur. Üç farklı olayın (Gözaltı, Yasa, Bütçe) aynı gün, aynı saatlerde gerçekleşmesi matematiksel bir kesinliktir, planlı bir kurgudur.
Vitrin mankenleri değişir, mağazanın sahibi ve sattığı karanlık mal baki kalır. Operasyon bitmiş, illüzyon tamamlanmıştır.
Gözünüzü açık tutun; çünkü asıl oyun, perde kapandıktan sonra başlar.”