Türkiye sermaye piyasalarını sarsan devasa fon skandalının makroekonomik yansımaları tartışılırken, Prof. Dr. Selva Demiralp’ten dikkat çeken bir analiz geldi.
Sosyal medya hesabı üzerinden değerlendirmelerde bulunan Demiralp, krizin yarattığı belirsizlik ortamının tüketim ve yatırım talebini baskılayabileceğini, ancak bu daralmanın dezenflasyon sürecine katkı sağlayan pozitif bir gelişme gibi görülmesinin büyük bir yanılgı olacağını vurguladı.
‘DOĞRUDAN ÜRETİM KAPASİTESİNİ VURUR’
Bilinçli ekonomi politikalarıyla sağlanan kontrollü soğuma ile güven kaybının getirdiği kriz kaynaklı daralma arasındaki kritik farka dikkat çeken Prof. Dr. Demiralp, olası riskleri beş temel maddede özetledi.
Para politikası kapsamında uygulanan sıkılaşma adımlarının dozu ihtiyaca göre ayarlanabilir ya da gerektiğinde geri alınabilir olduğunu ifade eden Demiralp, krizlerin yol açtığı güven şokunun derinliğini ve nerede duracağını öngörmek mümkün olmadığının altını çizdi. Demiralp, “Fon krizinin etkisi yalnızca tüketim harcamalarının kısıldığı talep tarafıyla sınırlı kalmaz; risk primini ve finansman maliyetlerini yükselterek doğrudan üretim kapasitesini vurur. Ertelenen yatırımlar ve daralan üretim, orta vadede enflasyonla mücadeleyi daha da zorlaştırır” dedi.

‘TASARRUFLAR DÖVİZ VE ALTINA KAYABİLİR’
Sermaye piyasalarına olan inancın sarsılmasıyla birlikte fon ve hisse senetlerinden çıkan yerli tasarruflar döviz ve altına kayabileceğini ifade eden Demiralp, “Türk lirası üzerindeki bu kur baskısı, dezenflasyon sürecinde elde edilen kazanımların kaybedilmesine yol açabilir” ifadelerini kullandı.
Yıllardır sürdürülen yerli tasarrufları sermaye piyasalarına çekme ve uzun vadeli finansman kanallarını güçlendirme çabaları krizden ağır darbe alabileceğini söyleyen Demiralp, şu ifadeleri kullandı:
“Güven çok hızlı kaybedilen, ancak son derece yavaş geri kazanılan bir olgudur. Kalıcı dezenflasyon için ekonomi politikalarının tutarlı ve öngörülebilir bir tasarımla yürütülmesi şarttır. Bir politika tasarımından değil, doğrudan bir şoktan kaynaklanan talep daralması enflasyon beklentilerini kalıcı biçimde iyileştirmez.”
Değerlendirmesini net bir tespitle tamamlayan Demiralp, belirsizlik kaynaklı talep frenlemesinin planlı bir "kemer sıkma" politikasıyla karıştırılmaması gerektiğinin altını çizerek, "Ekonomiyi soğutmak ile ekonomiye zarar vermek aynı şey değil" uyarısında bulundu.