Kıbrıs meselesinde yarım asrı aşan müzakere süreci, Kıbrıs Türk halkına en çok öğrettiği gerçeği tekrar tekrar hatırlatıyor: Rum tarafının zihniyeti değişmeden, siyasi eşitlik kabul edilmeden ve Türk tarafının egemenlik hakları tanınmadan yürütülen her süreç, sadece zaman kaybıdır. KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın göreve gelişinin ardından ortaya koyduğu dört maddelik metodoloji ve Güven Yaratıcı Önlemler (GYÖ) merkezli yaklaşım, iyi niyetli bir diplomasi çabası olarak sunulsa da, geçmiş tecrübeler ışığında gerçekçi bir çözüm perspektifi ortaya koymaktan uzaktır.
KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, 2 Şubat tarihinde görevdeki ilk 100 gününü değerlendiren bir basın toplantısı düzenledi. Erhürman, Türkiye ile ilişkilerde yalnızca terminolojik nüanslar bulunduğunu ifade ederek temel yaklaşımda örtüşme olduğunu savundu. Oysa sahadaki gerçeklik bu söylemin ötesindedir. Anavatan Türkiye Cumhuriyeti, uzun süredir ve kararlılıkla federasyon modelinin tükendiğini, iki devletli çözümün tek gerçekçi seçenek olduğunu açık biçimde dile getirmektedir. Bu yaklaşım yalnızca siyasi bir tercih değil, müzakere tarihinin ve Rum tarafının sistematik retçi tutumunun ortaya çıkardığı bir zorunluluktur.
Erhürman’ın siyasi eşitliğin kabul edilmediği bir zeminde müzakereye girilmemesi gerektiğini vurgulaması doğru bir tespittir. Ancak bu tespitin doğal sonucu federasyon arayışının terk edilmesi olmalıdır. Çünkü Rum tarafı, siyasi eşitliği yalnızca söylem düzeyinde kabul etmekte, uygulamaya gelindiğinde ise Türk tarafını azınlık statüsüne itecek yaklaşımlar sergilemektedir. Hristodulidis’in dönüşümlü başkanlığı pazarlık konusu olarak görmesi, bu zihniyetin en somut göstergelerinden biridir. Dönüşümlü başkanlığın reddedildiği bir federasyon modeli, Kıbrıs Türk halkı açısından siyasi eşitliğin fiilen ortadan kaldırılması anlamına gelir.
Rum liderliğinin güvenlik ve garantiler konusundaki yaklaşımı da federasyon zeminindeki uzlaşmazlığın başka bir boyutunu oluşturmaktadır. Türkiye’nin garantörlüğünün kaldırılmasını ve Türk askerinin adadan çekilmesini ön şart olarak ortaya koyan bir anlayışla, Kıbrıs Türk halkının güvenliğini garanti altına alacak bir çözüm üretmek mümkün değildir. 1963-1974 döneminde yaşanan acı tecrübeler, güvenlik meselesinin Kıbrıs Türk halkı için varoluşsal bir konu olduğunu açıkça göstermiştir.
Güven Yaratıcı Önlemler başlığında yürütülen süreç ise federasyon görüşmelerinin küçük ölçekli bir provası olmaktan öteye geçememektedir. Hellim konusunda verilen sözlerin tutulmaması, Yeşil Hat Tüzüğü’nün etkin şekilde uygulanmaması, geçiş kapılarının açılmasına yönelik taleplerin sürekli ertelenmesi ve mülkiyet üzerinden yürütülen tutuklamaların sürmesi, Rum tarafının iş birliği niyetinin bulunmadığını açıkça ortaya koymaktadır. U14 seviyesindeki çocukların spor karşılaşmasına dahi izin vermeyen bir siyasi zihniyetin, kapsamlı bir çözümde yapıcı davranacağını beklemek gerçekçi değildir.
Birleşmiş Milletler raporlarında da Rum tarafının “tanınma endişesi” gerekçesiyle iş birliği süreçlerini bilinçli şekilde engellediği vurgulanmaktadır. Bu durum, Kıbrıs Türk tarafının uzlaşmaz olduğu yönündeki propagandanın gerçeği yansıtmadığını ortaya koymaktadır. Buna rağmen federasyon hedefi etrafında ısrar etmek, Kıbrıs Türk halkını yeniden belirsiz ve sonuçsuz bir müzakere döngüsüne hapsetme riskini taşımaktadır.
- Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın ortaya konan ve Anavatan Türkiye ile KKTC’nin milli devlet siyaseti olarak benimsenen egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü temelinde yürütülen iki devletli çözüm politikası ise, mevcut realiteyi esas alan tek rasyonel yoldur. Kıbrıs’ta iki ayrı halk, iki ayrı demokrasi ve iki ayrı devlet yapısı fiilen mevcuttur. Bu gerçeği görmezden gelen her yaklaşım, çözüm üretmek yerine statükonun devamına hizmet etmektedir. Uluslararası toplum nezdinde yürütülecek aktif diplomasiyle Kıbrıs Türk devletinin görünürlüğünün artırılması, ekonomik ve siyasi izolasyonların kaldırılması ve doğrudan temasların geliştirilmesi, Kıbrıs Türk halkının geleceği açısından hayati önem taşımaktadır.
Bugün ihtiyaç duyulan şey, iyi niyet söylemleriyle zaman kazanmak değil, milli çıkarları esas alan net ve kararlı bir stratejidir. Federasyon hedefi etrafında sürdürülen her yeni girişim, geçmişte defalarca denenmiş ve başarısız olmuş bir yolun tekrar edilmesinden ibarettir. Kıbrıs Türk halkı artık sonuç üretmeyen müzakere süreçlerine değil, egemen eşitliğini güçlendirecek somut adımlara ihtiyaç duymaktadır.
Tarih aynı hataları tekrar edenleri değil, gerçekleri doğru okuyarak cesur kararlar alanları haklı çıkarır. Kıbrıs Türk halkının geleceği, federasyon hayalleriyle değil, egemen eşitliğe dayalı iki devletli vizyonun kararlılıkla ileriye taşınmasıyla güvence altına alınabilir.