Yarışmanın ismi, Osmanlı kültürünü yaşatma iddiası taşıyor. Ancak bu yarışmanın ödülü olarak verilen umre ödülü, Osmanlı'nın kültürel mirasıyla ters düşüyor. Osmanlı padişahlarından kimsenin umreye gitmemiş olması, kültürel miras açısından büyük önem taşıyor

PADİŞAHLAR UMRE'YE GİTMEZDİ

Osmanlı padişahları, “Haremeyn’in Hizmetkârı” sıfatını taşısalar da Mekke ve Medine’nin güvenliği, hac yollarının korunması ve kutsal beldelerin imarıyla ilgilenmiş; bizzat umre ya da hac yolculuğuna çıkmamayı devletin sürekliliği ve siyasi sorumluluklar nedeniyle tercih etmişti. Bu durum, Osmanlı yönetim anlayışının tarihsel bir gerçeği olarak kaynaklarda yer alıyor.

Bu bağlamda, Osmanlı Türkçesi gibi tarihsel bir alanı merkeze alan bir yarışmada, ödül olarak umrenin seçilmesi “kültürel mirasla ne ölçüde örtüşüyor?” sorusunu akıllara getirdi.

KONU UMRE DEĞİL, TARİHSEL MİRAS

Konu, umrenin dini bir ibadet olarak değerini hedef almaktan ziyade, Osmanlı mirası vurgusuyla düzenlenen bir etkinlikte tarihsel karşılığı olmayan bir ödülün tercih edilmesine odaklanıyor. Uzmanlara göre bu durum, Osmanlı’nın çok katmanlı kültürel ve tarihsel mirasının güncel ideolojik tercihlerle yeniden yorumlanması anlamına geliyor.

TARİHSEL BAĞLAMDA HANGİ ÖDÜLLER VERİLEBİLİRDİ?

Osmanlı Türkçesi gibi akademik ve dilsel bir alan için, "Kültürel Mirası Yaşatma" iddiasıyla düzenlenen bu yarışmada ödül olarak öğrencileri bilime ve araştırmaya teşvik edecek nitelikte olan; burs, araştırma desteği, arşiv çalışmaları desteği gibi ödüller tercih edilebilirdi.

TARİHSEL BAĞLAMDAN İDEOLOJİK SEMBOLE

Yarışma kapsamında “Osmanlı mirası” vurgusu yapılırken, Osmanlı padişahlarının dahi yerine getirmediği bir ibadetin ödül olarak sunulması, etkinliğin tarihsel hassasiyet yerine sembolik mesajı öncelediği eleştirilerine yol açtı.

Bu durum, kültürel mirasın tarihsel gerçeklikten koparılarak ideolojik anlamlar yüklenmesi tartışmasını bir kez daha gündeme getirdi.

DUAYEN TARİHÇİ HALİL İNALCIK'A GÖRE PADİŞAHLAR NEDEN UMRE'YE GİTMEZDİ?

Osmanlı tarihçiliğinin duayen isimlerinden Prof. Dr. Halil İnalcık, Osmanlı padişahlarının konumunu bireysel dindarlık üzerinden değil, devletin sürekliliği ve kurumsal sorumlulukları üzerinden tanımlar. İnalcık, özellikle "The Ottoman Empire: The Classical Age 1300–1600" ve "Osmanlı İmparatorluğu: Toplum ve Ekonomi" adlı çalışmalarında, padişahın “devletin başı” sıfatıyla ülke sınırlarını uzun süre terk etmesinin siyasi ve idari açıdan mümkün görülmediğini vurgular. Bu yaklaşım, Osmanlı sultanlarının kutsal beldelerin hizmetini üstlenmelerine rağmen, hac veya umre gibi bireysel dini yolculuklara çıkmamalarının tarihsel ve yönetsel bir tercih olduğunu ortaya koyar.