İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin Van, Bitlis, Muş, Hakkari, Şırnak, Batman ve Diyarbakır il başkanlıkları ile bölgedeki kanaat önderlerini ziyaret etti. Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Dervişoğlu önemli açıklamalar yaptı.
Müsavat Dervişoğlu'nun "Yerel seçimlerin takvimi öne alınır mı? ‘Her 5 yılda bir Mart ayının son pazarında yapılır’ diyor Anayasa hükmü. Onu ancak bir anayasa değişikliği yaparak revize edebilirsiniz ya da düzeltebilirsiniz. O paketin içine onu da koyarlarsa, koymaya çalışırlarsa o ayrı. Ama ben açık ve net olarak söylüyorum; bu şikayet artık siyasi partilere yapılacak şikayet olmaktan çıkmış. Ben Türkiye'nin geleceğine kasteden oyunların parçası olanları millete şikayet edeceğim” ifadeleri dikkat çekti.
“ÖCALAN, ‘BEN BU ÖRGÜTÜN LİDERİYİM’ DİYEREK YENİ BİR SUÇ İŞLEMİŞTİR, DEVLETİ YÖNETENLER DE SEYİRCİ KALMIŞLARDIR”
Dervişoğlu, bir soruya “Devlet bir taraftan PKK'nın silah bıraktığını söylüyor, öbür taraftan hazırladığı raporda da diyor ki 'Silah bırakıp bırakmadıkları takip edilecek'. Bu rapora geçmiş, rapora geçtiğine ve takipten çıkan sonuca bağlı kılındığına göre demek ki devlet aslında silah bırakılmadığını biliyor. Bu terör örgütünün silahlı unsurları nerede? Irak'ın kuzeyinde, Suriye'nin belli bölümünde YPG, PYD ve SDG'nin entegrasyonundan bahsediliyor. Daha sonra İran'a karşı kullanılmak üzere bu grupların sevk idarelerinin ya da farklı coğrafyalara taşınmasının altyapısı oluşturuluyor.
Defalarca söyledim; ABD'nin ordulaştırdığı bir grup. Cumhurbaşkanı'nın tescilli beyanıyla 40 bin tır askeri mühimmat ve yardım almış. ABD'nin 40 bin tır silahını Türkiye Cumhuriyeti devletine teslim edeceklerini düşünmek aymazlıktan öte bir davranıştır. Yani silah bırakma işte ama kazana üç tane silah koyunca silah bırakmış sayabilirsiniz. Bir taraftan raporda 'Örgütün silah bırakışını takip edeceğiz' deyip, öbür taraftan da silah bırakmış gibi ödüllendirebilirsiniz. İşte biz aslında o çelişkilere işaret etmeye
çalışıyoruz.
Yani silahın bırakılmadığını herkes biliyor. Silahın bırakılması demek şu; PKK bir çatı örgütünün parçası. PKK gibi o çatı örgütüne bağlı örgütler var. İran'da PJAK var, Irak'ın kuzeyinde PÇDK var. Bu tarafta YPG-PYD var. Yani siz bunların silah bıraktığını söyleyebilir misiniz? Ayrıca ben hep şunu söylüyorum, batılı emperyalistler açısından bölgede yaşayan Kürtler savaş aparatı olarak görüyor. Biz ise onları eşit ve onurlu vatandaş olarak Cumhuriyet'in kuruluşuyla ödüllendirmişiz zaten. Bu ödüllendirme yapılmış.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu orijinli insanların büyük bir kesimi de Ankara'nın batısında yaşıyor zaten. Dolayısıyla her isteyen de her istediği şey olabiliyor Türkiye'de. İndiğimiz havaalanının adı Ferit Melen Havaalanı. Kökü kökeni herkes tarafından biliniyor ama kökü ve kökenin yönüyle yadırganmamış. Cumhuriyet onu Başbakanlıkla ödüllendirmiş. Türkiye'de Cumhurbaşkanı olmuş. Türkiye'de bakan, milletvekili olmuş çok sayıda benzer insan var. Dolayısıyla iş dünyasında elde ettikleri mevzi herkes tarafından biliniyor. Yani Türkiye'de eşitlik üzerinden yapılacak herhangi bir tartışma yok. Şimdi yasal düzenlemelere ihtiyaç var. Kim için ihtiyaç var? Bölge halkı için herhangi bir çözüme sebep olabilecek bir arayış var mı? Yasal düzenlemeden kasıt Abdullah Öcalan'ın umut hakkından yararlanabileceği bir düzenleme gerçekleştirmek ve PKK denen eli kanlı örgütün yöneticilerinin toplumun içine karıştırılmasını sağlamak... Yapmak istedikleri doğrudan doğruya bu.
Dolayısıyla biz bu yapılmak isteneni doğru bir biçimde tarif edeceğiz. Aslında devlet tanımlıyor. Raporunda da tanımlıyor. Ben o raporu devlet raporu olarak görmüyorum ama çelişkilere işaret etmek bakımından söylüyorum. Daha önce daha bu komisyon toplanmadan devletin yapmış olduğu raporlamalarda da bu görülüyor. Abdullah Öcalan denen caninin en son 2017'de Süleyman Soylu'nun bakanlığı döneminde örgütünü yönettiğine dair kesin hüküm var. Dolayısıyla suç işlemeye
devam ettiğine delalet ediyor. Bugün 25 senelik bir hükümlü diye ona umut hakkından yararlanma imkanı vermiş olsanız bile ya da vermeye çalışsanız bile tutukluluk sürecinde avukatları marifetiyle ziyaretçileri marifetiyle zaten örgütünü yöneterek suç işlediği için bu haktan yararlanabilmesi mümkün olmayacak.
Abdullah Öcalan bana göre suç işleme tarihine baktığınızda komisyon toplantısının, komisyon meselesinin gündeme geldiği süreçte 'Ben bu örgütün lideriyim' diyerek yeni bir suç işlemiştir.
Devleti de yönetenler onun bu suçu işlemesine seyirci kalmışlardır. Dolayısıyla Abdullah Öcalan'ın özgürlüğüne kavuşturulmaya çalışılması hali bile abeste iştigaldir bana göre.
Çünkü devlet her şeyin aslını biliyor. Abdullah Öcalan'ın suç işlemeye devam ettiğini de biliyor. Ama devlet ya da devleti yönettiğini zannedenler buna bir yasal düzenlemeyle çözüm bulacaklarını söylüyorlar ise şayet o zaman bir yasal düzenleme ya da işte anayasal bir takım düzenlemelere ihtiyaç vardır diye devleti suç ortağı yapmasınlar. Millete sorsunlar.
Referandum yapsınlar. Bu millet Abdullah Öcalan sokağa çıksın istiyor mu, istemiyor mu? Referandum yapsınlar. Devlet Bahçeli gibi ‘Meclis kürsüsüne gelsin konuşsun’ diyor mu, demiyor mu millet? Keza bu örgütün üst düzey yöneticileri halkın arasına ellerindeki kanla karışsınlar mı, karışmasınlar mı; Millete sorulsun. 'Yok, onu da yapamıyoruz' diyorsa, Cumhurbaşkanı kendisine verilmiş yetkiden yararlansın. Çıkarsın kalemini Abdullah Öcalan'a özgürlük bahşetsin. Bütün bunlar dururken TBMM'yi yasal düzenlemeyle, anayasal düzenlemeyle, komisyon marifetiyle suç ortağı yapmaya kalkışmak devlet yönetme anlayışıyla bağdaşan bir tutum değildir. Dolayısıyla biz bunu millete anlatmaya devam edeceğiz. Söylediklerimizde bir çelişki yok ama yaptıkları neresinden bakarsanız bakın baştan aşağı çelişkidir.” yanıtı verdi.
“TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİNİ ERDOĞAN'IN KAPSAMLI BİR SAHİPLENME İÇİNDE OLDUĞUNU ZANNETMİYORUM”
Dervişoğlu, bir soru üzerine, süreci Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kapsamlı bir sahiplenme içinde olduğunu zannetmediğini bildirerek, şunları söyledi:
"O mutlaka ölçtürüyordur bunu. Devlet Bahçeli istedi oldu demek de yanlış bir yaklaşım. Bunu zaman zaman biz de söylüyoruz ama aslında her şeyi Abdullah Öcalan istedi ve oldu. Komisyonun kurulmasını Abdullah Öcalan istedi. İmralı ziyaretinin yapılmasını Abdullah Öcalan istedi. Statüyü Abdullah Öcalan istedi, yasal düzenlemeleri Abdullah Öcalan talep etti.
Umut hakkını Abdullah Öcalan aslında gündeme getirdi. Bunun sadece sözcülüğünü Devlet Bahçeli yaptı. İşte ben onun için her yerde söylüyorum. Abdullah Öcalan'ın dilek ve temennilerini ya
da taleplerini Devlet Bahçeli seslendirdiğine göre ikisinin arasında bir kırmızı hat vardır demektir. Birisi Meclis'e ya da Balgat'taki makamında, diğeri de İmralı'daki cezaevinde olduğuna göre bu kırmızı hattın birileri tarafından inşa edilmiş olması gerekir. Ben hattın olduğuna eminim. O hattı inşa edenlerin kimler olduğunu merak ediyorum. Ortadaki gelişmelere baktığınızda bu hattın mimarlarından birinin de
Tayyip Erdoğan olabileceği ihtimali belirginleşiyor. Çünkü Tayyip Bey, Devlet Bey'e konuşturuyor Abdullah Öcalan’ın taleplerini. Ondan sonra halkın tepkisini ölçüyor. Meclis'teki dengelere bakıyor. Ona göre kendi işine gelen anayasal birtakım düzenlemeleri de bu paketin içinde gerçekleştirmeye çalışıyor.
Şimdi bu yaptıkları yabancısı olduğumuz bir şey değil. Bu Meclis uzunca bir zamandan beri kod kanun çıkaramıyor, torba kanun çıkarıyor. Yani bir torbanın içinde Abdullah Öcalan’ın özgürlüğüyle Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığına devamı durumu söz konusu olur ise şayet Tayyip Bey bundan yararlanmak isteyecektir. Muhalefet partilerinin durumuna da bakmak lazım. CHP de sistemden kaynaklı olarak kendi oylarını yüzde 50 artı bire tamamlamak için DEM Parti'yi ya da onun uzantısı olduğu örgütü istifade edilebilecek bir siyasi aktör olarak görebilir. Biz bu pazarlıkların hiçbirinin içinde yokuz.
Onun için ben diyorum ki hepsi bir tarafa biz tekiz.”
“CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİNDEN PARLAMENTER DEMOKRATİK SİSTEME GEÇİŞ DIŞINDA HİÇBİR KONUDA MASAYA OTURMAM”
“Yerel seçimlerle genel seçimlerin birlikte yapılabilmesi için iktidarın anayasa teklifi sunacağı yönünde iddialar var. Siz böyle bir anayasa teklifi gelirse destek verir misiniz?” sorusuna Dervişoğlu şöyle yanıt verdi:
“Ben anayasayla ilgili Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminden parlamenter demokratik sisteme geçiş dışında hiçbir konuda masaya oturmam. Yani önümüze gelirler, parlamenter demokratik sistemi konuşalım derlerse nayasa için konuşuruz.
Onun dışında İYİ Parti elbette ki Anayasa Komisyonu'nda görevini yerine getirir. Yani Anayasa Komisyonu'na girmemezlik yapamayız. Bizim bu komisyona, yani barış dayanışma vesaire
dedikleri komisyon raporunda; PKK'ya terör örgütü diyemeyen komisyona raporunda, bir kere bile Türk milleti ibaresi geçiremeyen bu komisyona neden karşı olduğumuz belli. Yani komisyonun başkanı TBMM'nin Başkanı komisyon raporunun altında siyasi partilerle birlikte kendisinin imzası var.
Komisyonun sevk yazısını TBMM’ye gönderen de kendisi. Yani Meclisi'nin Başkanı, Meclisi Başkanına komisyon havale etmiş oluyor. Dolayısıyla bu komisyona neden ‘korsan komisyon’ dediğimiz aslında belli. Yani böyle bir şey yok. Şimdi düşünebiliyor musunuz? Anayasa Komisyonu Başkanı olarak
Numan Kurtulmuş, Plan Bütçe Komisyonu Başkanı olarak işte Numan Kurtulmuş, Adalet Komisyonu Başkanı olarak Numan Kurtulmuş, Sanayi Komisyonu Başkanı olarak Numan Kurtulmuş. Tamam kardeşim anladım, Meclisi'i yok sayıyorsunuz da bu milleti enayi zannetmeyin. Yani TBMM'de Numan Kurtulmuş'un yapacağını yapacak kimse bulamamışlar.
“BU ŞİKAYET ARTIK SİYASİ PARTİLERE YAPILACAK ŞİKAYET OLMAKTAN ÇIKMIŞ”
Yani oradan gelip işte bunu da yaparlar mı? Yerel seçim birleşir bir şey olur mu? Yerel seçimin takvimi öne alınır mı? ‘Her 5 yılda bir Mart ayının son pazarında yapılır’ diyor Anayasa hükmü. Onu
ancak bir anayasa değişikliği yaparak revize edebilirsiniz ya da düzeltebilirsiniz. O paketin içine onu da koyarlarsa, koymaya çalışırlarsa o ayrı. Ama ben açık ve net olarak söylüyorum: Bu şikayet artık siyasi partilere yapılacak şikayet olmaktan çıkmış.
Ben Türkiye'nin geleceğine kasteden oyunların parçası olanları millete şikayet edeceğim. Artık hiç kimse benden oturduğum yerde muhalefet yapmamı beklemesin. Ankara'da ne konuştuysam bölgede de aynısını konuştum. Van'da, Muş'ta, Bitlis'te, Hakkari'de, Şırnak'ta, her yerde aynısını konuşuyorum.
Yani gönüle göre değil benim sözlerim. Ben oy avcılığı yapmıyorum. Ben bu memleketin hakkını savunuyorum. Ve artık hattın değil, sathın korunması, müdafaa edilmesi gerektiğine inanıyorum.”
“TÜRKİYE BİR YANGIN YERİNE DÖNMÜŞ DURUMDA”
Dervişoğlu bir soruyu yanıtlarken, sokak güvenliği konusunda da son derece zafiyet içerisinde olunduğunu söyledi. Kadın cinayetlerini, çocuk cinayetlerini, akran cinayetlerini hatırlatan; uyuşturucunun ilkokul, ortaokul bahçelerinde satılmaya başlandığını ifade eden Dervişoğlu, "Elbette ki böyle bir yönetim anlayışı her yerde zafiyetleriyle kendini gösterir.
Dolayısıyla meseleye sadece PKK terör örgütü boyutuyla bakmamak lazım. Türkiye bir yangın yerine dönmüş durumda. Ve aslında bütün bunların neden kaynaklandığını da bu ülkeyi yönetenlerin bildiği kanaatini taşıyorum. Yani tedbir alabilecek pozisyonda değiller bana göre. Çünkü suç işleyenlerin siyasi kimliklerine göre soruşturmalar, kovuşturmalar ve yargılamalar yapılıyor. Böyle bir şey söz konusu olduğunda işte bu PKK denen cani örgütü ve onun cani kurucusunu kurtarabilmeyi planlarken bazıları aynı zamanda kendi katillerini de himaye etmesi muhtemel adımları atmaya hazırlanıyorlar. Yani madem o katili çıkarıyorsunuz araya benim katilim de kaynasın diye. Benim ne demek istediğimi onlar anlıyor” diye konuştu.