İlber Ortaylı’ya göre Eminönü, İstanbul’un sıradan bir semti değil; adeta tarih ve mühendisliğin iç içe geçtiği özel bir alan. Çoğu kişinin farkında olmadan üzerinden geçtiği bu bölge, tıpkı Venedik’in kazıklar üzerine kurulu lagünleri gibi doldurularak oluşturulmuş bir yerleşim. Semtin şekillenmesinde Dalgıç Ahmed Ağa’nın rolüne dikkat çeken Ortaylı, buranın İstanbul’un ticari ve kültürel hafızasında önemli bir yere sahip olduğunu vurguladı.

İlber Ortaylı tarihi camideki rezaleti açıkladı: "Kime sormuşlar da açmışlar" - Resim : 1

Hemen yanı başındaki Mısır Çarşısı, imparatorluğun dört bir yanından gelen baharatların, kumaşların ve kıymetli ürünlerin sergilendiği bir merkezdi.

Bölge yalnızca ticaretin değil, devlet yönetiminin de kalbiydi. Tanzimat döneminin önde gelen isimlerinden Mehmed Emin Âli Paşa’nın çocukluğunu geçirdiği mahalle de buradaydı; kaderini değiştiren devlet kapısıyla ilk temasını yine bu çevrede kurmuştu.

Aynı coğrafya, 20. yüzyılda Osmanlı mali yapısının modern dünyaya açıldığı alan oldu. Bankacılık faaliyetleri, ticaret hayatı ve borsa burada gelişti. Deutsche Bank gibi yabancı finans kuruluşlarının varlığı, bölgenin uluslararası ticaretteki yerini gösteriyordu. Çevredeki hanlar, kapanlar ve çarşılar; Karadeniz’den ve imparatorluğun kuzeyinden gelen ürünlerin depolandığı ve dağıtıldığı merkezlerdi. Tahtakale’den Süleymaniye’ye uzanan hat, İstanbul’un hem ihtişamını hem de gündelik hayatını barındırıyordu.

İlber Ortaylı tarihi camideki rezaleti açıkladı: "Kime sormuşlar da açmışlar" - Resim : 2

Ortaylı, böylesine tarihî ve sembolik bir mekânda açılan “Hünkâr Sofrası” işletmesini ise eleştirdi. Restorasyonu kamu kaynaklarıyla yapılan külliyede modern kafe kültürünü çağrıştıran bir işletmenin faaliyet göstermesini sorguladı. Mekânda yer alan afişleri ve sunum tarzını da eleştiren Ortaylı, bu tür uygulamaların İstanbul’un tarihî dokusuna ve zarafetine zarar verdiğini ifade etti.

Ona göre mesele yalnızca bir işletme açılması değil; kamusal sorumluluğun, tarih bilincinin ve estetik anlayışının göz ardı edilmesidir. “Bu mekânların gerçek sahibi kim?” sorusunu yönelten Ortaylı, yetkili kurumların şeffaf bir açıklama yapması gerektiğini belirtti. İstanbul’un tarihî mirasının ticari kaygılarla aşındırılmasına karşı duyarlılık çağrısında bulundu.