Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53’ü tutuklu 436 sanıklı İBB Davası’nın 99'uncu duruşma bugün görülüyor. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesinde yapılıyor.
Ekrem İmamoğlu’nun yaklaşık dört gün sürmesi beklenen savunması ikinci gününde. Duruşmayı, YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel de takip ediyor.
2024 seçimlerinden önce iştiraklerle iş yapan firmalardan ilçe belediye başkan adaylarına nakdi destek ve araç yardımı yapıldığı iddiasına değinen Ekrem İmamoğlu, “İddianamede bir tane somut örnek bile yok” dedi. 2019’da rakibi Binali Yıldırım için tahsis edilen araçları, verilen desteği ortaya koyduklarını söyleyen İmamoğlu, 2024 seçimlerinde de İstanbul’daki AKP'li belediyelere Cumhurbaşkanlığı’nın kasasından 45’er milyon lira yollandığını belirtti.
AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a seslenen Ekrem İmamoğlu, “Siyaset yapmayı unuttun, milletten uzaklaştın, parayla her şeyi yaparım zannediyorsun ama bu millete sökmez. Millet, sandıkta karar verecek” ifadelerini kullandı.
Ekrem İmamoğlu, Kemal Kılıçdaroğlu'nun CHP İstanbul il binasının alımıyla ilgili tanık olarak İstanbul 33. ACM'ye çağrılmasını talep etti. İmamoğlu, "Kemal Kılıçdaroğlu binanın alımıyla ilgili her şeyden haberdardı, kendisine bilgi verildi" dedi.
"İddianame CHP’yi ele geçirmeye çalıştığımızı yazıyor. CHP’yi kimin ele geçirmeye çalıştığını herkes biliyor, bu salonun dışında. Bu dosyanın muhatabı değil" diyen İmamoğlu, mahkeme kararıyla CHP'nin başına getirilen Kemal Kılıçdaroğlu'nun İBB davasındaki CHP İstanbul İl Başkanlığı binası eylemiyle ilgili tanık sıfatıyla dinlenmesini istedi. İlgili kısımda şu ifadeleri kullandı:
“İddianamede CHP İstanbul İl Başkanlığı’nın satın alınmasına ilişkin suçlama için Kemal Kılıçdaroğlu’nun mahkemede tanık olarak dinlenmesini talep ediyorum. Kendisi o dönemki il başkanı ile konuştu. Ona her şey anlatıldı, ben de oradaydım. Tek bir sesi itirazı olmadı. Şu an her konuya yorum yapıyor ancak il binası suçlamasına iki kelam edecek edemiyor. Ayıptır ya.”
"Ben ilk günden suç örgütü lideri diye damgalandım. Arkadaşlarım üye diye yargılandı. Bu lekelenmeme hakkının ihlalidir. Masumiyet karinesinin ihlalidir" diyen İmamoğlu savunmasına şöyle devam etti:
"Bu dosyada delil yok. Üretilen şey itirafçı. Sistem böyle kuruldu. Dört adımı var. Birinci adım herkes tutuklanır. Şoför özel kalem çaycı kim varsa. Ya bir yıl tutuklu kalan var 13 ay. Özgürlüğe fiyat biçilir. Ne yapıldı? Hiçbir şey. Niye? Dokunulmaz. Ya cinayet bile çıkartılmaya çalışıldı manşetlerden. Üçüncü adım, önüne bir metin konur. O metnin adı şablon. Dördüncü adım kapı açılır. Üç isim ver üç hafta sonra seni çıkarayım. Sadece tutuklu arkadaşlardan değil tutuksuz sanıklardan da bahsediyorum. Tutukla aileyi al şablonu koy kapıyı aç. Bunun adı itiraf değil takastır. Tehditle alınan ifade kanunen delil olmaz. Hür irade yoksa kağıttakinin hiçbir önemi yoktur. Bu zulmün sessiz bir tarafı da var. 20 anne çocuklarından koparıldı. Eşi riskli doğum yaparken yanında olmak isteyen daire başkanına izin bile verilmedi. Suçu yok ki ortada versen ne olur. Zalimlik sınır tanımıyor. Yirmi annenin bir kısmı kmlerce ötelere sürüldü. Kadınlar yerlerde yattı.
Hepsi bilinçli yapıldı sayın mahkeme başkanı ve heyet. Hepsi bilinçli yapıldı. İster görün ister görmeyin. İster duyun ister duymayın. Benim ailem de payını aldı. Babam oğlum eşimin abisi sanık yapıldı. Tek soru sorulmadı burada. Diğer abisi başka dosyada aylarca tutuklu kaldı. Uyuşturucu tüccarı çıkarmaya uğraştılar. Adam saçımın kılını alın bakın dedi. Adamdan kıl almadılar. Çünkü temizdi. Aylarca hapiste tutuldu. Niye. Çünkü Ekrem’in akrabası. Bir insanın ailesini rehin almak savaşta bile yapılmaz biliyor musunuz. İddianame geldiğinde bir şey görüldü. Bazı tutuklularda dava bile açılmadı. Amaca ulaşılınca rehineler bırakıldı. Bazıları var ki çok yandaştı. Onların esamesi bile yok gittiler. Bir süre yatıp gittiler ifadeleri bile yok ortada. Ama iş adamı ama başka bir şey. Ben kimsenin hapiste kalmasını falan istemiyorum yani. Rehine diyorum çünkü başka bir adımı yok. Devlet eliyle rehin alındı insanlar hala rehin. İddianame sekiz ay sonra yazıldı. Buraya sunulmadan gazetecilere dağıtıldı. Yandaş gazetecilere. Bana ise üç ay sonra DVD’lerle ulaştırıldı. 4000 sayfa iddianame 8000 sayfa ek cezaevinde iki saat bilgisayar hakkı. Yani haftada iki saatte 84000 sayfayı okuyacağım ve konuya hakim olacağım. 4000 sayfa iddianame yazmanın anlamı içinin boş olması. İçinde kendi hayatında ne yapmışsa ne uygulamışsa Ekrem de yapmıştır diye yazdıkları iddianamedir bu. Ben düşündüm. Benim babamın tarlasını niye kazdılar. Hatta espri yaptık dedim yandaki tarlayı da söyle kazsınlar sen de ekin ekersin. Adamın kuyusuna neden bakarlar. Para arıyorlarmış. Kapalı yazlıkların içine girdiler. Bunu yazanlar ve yazdıranlardan şüphe etmeye başladım.
"PEKİ BU İDDİANAME NEYE DAYANIYOR?"
Bu yöntemi bilenler yapar. Ben bu yöntemi bilmiyorum. Kuyunun dibine altın koymak falan… çok merak ediyorum yani. Avrupa’nın ülkelerinde hesap açtırmak ya da. Vallahi ben bilmem. Bu parayı sevenler bu işi nerede yapıyorlarsa demek ki bir yöntem biliyorlar ve buraya yazmışlar. Olmadığı da ortaya çıktı zaten çünkü yok. Duruşmalar tutuklanmamızdan bir yıl sonra başladı ve sekiz aya giriyoruz. Hala insanlar neyle suçlandıklarını öğrenemedi. İddianameyi okuyan herkes bir şeyi hemen fark eder: bu bir hukukçunun değil manşetçinin kalemidir. Peki bu iddianame neye dayanıyor? İddianame kendisi söylüyor. “Belge bizde, dedikodu davada” Bu dört kelime işte özeti. Eylemleri ruhsatı raporu bir tarafa koyalım geriye ne kalıyor? Siyasi bir hikaye. Bu dava siyasidir. İddianame bu hikayeyi saklamıyor da. Bir partiyi ele geçirmek, suç. Kurultay ve il kongresi, parti binası, casusluk, ilçe adayları, en sonunda o partinin kapatılması için yargıtaya bile bildirim yapan bir iftiraname. Tam bir komedi safsata."
Ekrem İmamoğlu, gözaltına alındığı 19 Mart 2025 tarihinde yaşananları ise duruşmada şu şekilde anlattı:
“Zifiri karanlıkta evimin kapısına yüzlerce polisle geldi. Beş altı kademe canım polisimizi kapıya dizdiler. Kim? Kim? Koltuğunu sağlama almak isteyen bir kişi ve onun aparatı. Cumhurbaşkanı adayı olarak istenen insanın kapısına dayandı. Diyorlar ki savunma yap. Ne savunması ya. Boynunuzu aşağı eğin bu kararı alanlar. Bu ülkenin insanlarına ihanet etmiş insanlarsınız. Çağırdınız da gelmedik mi? Adaletten mi kaçtık? Hangi denetimden kaçtık? Elinizde ne var? Korkaklar. Randevu bile veremediniz. Telefonunuza bile bakamadınız. Korkaklar. Ciğerim yanıyor. Bu milletin ciğeri yanıyor. İki elim yakalarında. Bu dünyada adalet önünde öbür dünyada mahşerde iki elim yakalarında. Bunu bilsinler.
'GİDİN FONA ODAKLANIN'
Kin ve nefret taşımıyorum ama bu millet için bunu yapacağım. Hayatım ne kadar varsa mücadele edeceğim. Çocuklarımın önünde… Niye? Vasat basın demiş ki ben dün şov yapmışım. Şovmenler sizi. Foncular sizi. Benim her şeyim belli. Şovu o sabah yaptılar. Zannediyorlar ki canımı yakacaklar. Milletin canını yakıyorsunuz. Sahur vaktinde evimi bastılar. Ben 40 haneli köyde doğdum. Emekçi bir annenin çalışan bir babanın evladı olarak. Allah razı olsun bereketli işleri oldu babacığımın. Vergi rekortmenidir Trabzon’da. Şehirde apartmanımız vardı köyde yaşadık, çıplak ayakla tarlada gezdim. Cumhuriyet’e bağlılığı bilirim ben. 7 aydır ne konuşuyoruz burada? Dedikodu. İddia makamı ne sorabiliyor? Hiçbir şey. Bir şey gördünüz mü? Görmediniz, göremeyeceksiniz çünkü yok. Gidin fona odaklanın. Gösterdiğinizi zannediyorsunuz. Dökün her şeyi ortaya. Benim mensubu bulunduğum parti iki defa önerge verdi.
'DÖRT GÜN HÜCREDE TUTULDUM, FONCULARI TUTMADILAR'
Dört gün hücrede tutuldum. Pislik yerde dört gün kalsınlar. Özellikle pis bir yer. Afedersiniz idrar kokuyor, uyuşturucu kokuyor. Sonra gelenek yaptılar bunu. Ama foncuları tutmadılar. Böyle iddia ediyorum. Tutmadılar. Çünkü hesapları ortak. Olur ya konuşur… Hesaplar ortak. Ben demiyorum çıktı zaten ayan beyan. Mır mır mır. Çıkmış Ak Parti grup başkanvekili bana diyor. Dört günden sonra vatan caddesinden adliyeye götürüldük yollar kapatıldı. On binlerce polis sağda solda. Ey aziz milletim böyle bir şey yok. Bunların filmi çekilecek. Prodüksiyonu bile halledemeyecekler. Adliyeye gittik aç susuz. Bir tane fasulye gibi bir şey getiriyorlar, pislik yani. Ramazan ayı. Oruç sadece bir gün tuttum. Başka arkadaşlar tuttu Allah kabul etsin. Ben dindarım. Ama din tüccarlarından nefret ederim. Çünkü öyle kutsal ki yara dana, Hazreti Peygamberimize inançla bakmak. Ben öyle gördüm. Allah korusun dini kullanarak bu milleti kendine tabi tutmaya çalışan kötü zihniyetten. Bunları yaşadım ben. Sonra savcıya çıktık. Önce terör savcısıydı sonra kent uzlaşısı sonra İBB davasıyla ilgili savcıya çıktık.
'İBB DAVASI’NDA SAVCI ÇOK ENTERESANDI'
Kent uzlaşısı ile ilgili savcıya hiçbir şey demeyeceğim soru cevap ve bitti. Ama İBB Davası’nda savcı çok enteresandı. Sorgusu da enteresandı. Uğurlaması daha da enteresandı. Aynen şöyle: Bitti ayaktayız. ‘Sayın başkanım bugün burada oturuyoruz sizi yargılıyoruz yarın siz cumhurbaşkanı olursunuz siz yargılarsınız’ Ya döndüm dedim ‘Siz kim biz kim’ Bu personel genel müdürü. Şahitlerim de var. Yaşadım ben bunları. Sonra yok ben öyle demedim dedi. Saçının şeklini bile biliyorum sen neyi demedin. Bu hangi kafa. Bunun adı cumhuriyet savcısı. Sonra hakim önüne çıkarıldım ve yolsuzluk davasında tutuklandım. Aynı hakim önüne terör davasında çıkarıldım. Valla kem küm bir şeyler. Daha vahimi iki duruşmada da avukatlarımı susturmaya çalışan zavallı bir zihniyet. Bana iki davadan da tutuklama veren kişinin eşi bakanlıkta yardımcı. Ben miyim hapiste onlar mı hapiste. Ben değilim ki milletimle konuşuyorum milletim de beni dinliyor. Tek bir hakim serbest bıraktı tak adamı sürdüler yok ettiler. Serbest bıraktıkları birkaç gün sonra yine tutuklandı. İşte o günlerde yaşadığımız fotoğrafları hatırlayın. Kendi ayağıyla giden arkadaşım Can kardeşim için yakalanma fotoğrafı üç kez çekildi. Niye çünkü fotoğraf yayınlayacaklar. Masumiyet karinesi o sabah çiğnendi. Bu nasıl nefret?”
İmamoğlu, savunmasına şöyle devam etti:
“İBB’ye yönelik bir operasyon süreci başladı. 31 Mart ile kuruldu. Beklemedikleri bir yenilgi aldılar. Şok oldular. Ters düz oldular. Sayın Özgür Özel’in liderliğindeki mücadele zafer kazandı. Bu zafer 25 yıllık siyasi haritasındaki tek kaybı olmuştur Ak Parti’nin. Sonrasında hemen tetiğe basıldı. Kesemedikleri bu kulak bunu duymaya başladı. Mayıs haziran aylarında. İstanbul’a ve sana gelecekler diye… ve biz bu müdahalenin ilk yerinin bütün üyelerini değiştirerek ahmak davasıyla ilgili istinafta kararı çıkarttıkları o davayla öğrendik. Akabinde yaz döneminde İstanbul’a bir başsavcı atanacağını, bakan yardımcısı olacağını, temmuz haziranda duyduk. Arşive bakın bu kaygılarımı ya ağustos sonu ya eylül başı Sözcü TV programını açın, tepkimi göreceksiniz. Bunu ben konuşmadım, yargı çevresi konuştu.
Üst düzey yetkililer İstanbul ve Ankara’da bunu konuştu. Bu duyduklarımın en yakın şahidi sayın Özgür Özel’dir. Polisle baskın yapar gibi evrak almaya geldiler. Sadece görevini yapmakla uğraşan bu insanlar hesap vermekten çekinmediler ki. Nasıl hesap verdiklerini denetim sayılarından birazdan bahsedeceğim. Onlardan isteseniz yargıya evrak mı vermeyecekler ya… Ben kendisini aradım. Bunları yaşattıktan sonra.
'1 GÜN SONRA ESENYURT BELEDİYESİ'NE OPERASYON YAPILDI'
Kayıtlarda var. En fazla 23-24’ü. Tam iki sene önce. Telefonu bende yok kendisini aradım. Kendisi telefonunu açtı ve dedim ki ben İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu. Çok tiz bir sesle buyurun efendim dedi. Ben bu tür müdahaleleri görüyorum ve bir haftadır randevu vermiyorsunuz neden dedim. Çok yoğunum dedi. İstanbul Valisi’nden sonra sizi ziyaret etmesi gereken kişi benim dedim. Ben sizi İBB Başkanı olarak arıyorum ne demek yoğunsunuz. Size yarım saat gelip sohbet etmekten hayırlı olsun demekten başka bir niyetim yok. 'Bir iki hafta içerisinde halledelim' dedi. Bana ya bu hafta randevu verin ya da vermeyin dedim. Bu kadar net. Akabinde özel kalemle görüşerek baya uğraştılar bir buçuk iki gün. Çarşamba günü 30 Ekim’e randevu verdi. 29 Ekim’de bayramı kutladık. O sabah, o kişi Esenyurt Belediyesi’ne operasyon yaptı. Bir gün önce de o randevuyu iptal etti. Onun için kimse bize sistemden örgütten bahsetmesin. Aklanması gereken kişi ben değilim. Aklanması gereken birinci, ikinci ve üçüncü kişiyi biliyorum. 87 milyon da bunu tarifleyecektir.”
Savunmasına ikinci günde devam eden İmamoğlu, dün İstanbul'u esir alan sel felaketi hakkında konuştu. "Bugün yaşananların sorunu dündedir" diyen İmamoğlu, derelerin su havzalarının yapılaşmaya açıldığını vurgulayarak şunları söyledi:
Öncelikle elektrik akımına kapılarak hayatını kaybeden genç kardeşimize Allah’tan rahmet diliyorum. İstanbul yoğun su sel baskınıyla karşılaştı. Esasen istatistiklerle beraber 1986’dan bu yana yaşanan en yoğun yağış olduğu belirtildi. Bugün olmaması gereken usulüyle var olan bir iddianame ve dava içerisindeyiz. Bu davanın dün yaşanan felaketin ardından ayrı bir biçimde yorumlanamayacağını savunmamı yaparken geldiği sırada anlatacağım. Çokça örneği var. Ama şunu söylemem lazım. 1986’da 6 milyonu biraz aşan nüfusla bir İstanbul 94 yılında 8,5 milyon civarında, 2019’da 25 yıllık bir yönetimle 15 milyonu aşan nüfusuyla bir İstanbul. Yani temel mesele yağmurun yere düştüğü kilogramı veya altyapıyla tek başına izah edemeyiz.
Temel mesele bir yerleşimle nüfus planlamasıyla kentleşmeyle izah edilebilir. Yani bugün baktığınızda Kağıthane arka çeperinde bulunan ve Ayazağa bölgesinde yoğun ve şaşırtıcı bölümlere baktığınızda arada kurulmuş olan son 15 yılın yüz binlerce nüfusunun dere yatağına kuleler halinde dizilmiş olmasını bundan ayrı tutamazsınız. Derelerin su havzalarının yapılaşması büyük bir sorundur. Bu davayla çok ilgilidir. Çünkü rant, yağma, imar artışı gibi konularla hayatımızı meşgul ediyor. Savunmamda bahsedeceğim. Tek başına Sazlıdere Barajı’nın İstanbul’un görünmeyen su havzalarından birinin göz göre göre sadece bir tek imzayla yok edilmesinin ve oraya 2 milyona yakın nüfusun hazırlık yapılmasının, hiçbir teknik altyapısının olmamasının...
Böyle bir ortamda böyle bir müdahalenin yapıldığı ortamda bunu yapanlar tabii ki Ekrem İmamoğlu’nu İstanbul’da istemedi. O belediyeciliği istemedi. Hani kulelere kızılıyordu? Niye Resul Emrah Şahan burada? Bugün yaşananların sorunu dündedir. Bugün de değildir. Ne yazık ki aynı akılla yollarına devam etmek isteyen zihniyetle mücadele eden belediye başkanı ve arkadaşları burada tutsaktır. Dün şöyle bir baktım. Bir ok çıkardım yuvarlak içine sel baskınını koydum. Valla bizimle ilişkili. Halk TV’ye kayyum bizimle ilişkili. Fon. Bizimle nasıl ilişkili olduğunu anlamadım.
Tutuklu ve tutuksuz sanıklar, avukatları, gazeteciler, izleyiciler ve mahkeme heyeti yerini aldı, duruşma başladı. İzleyiciler, “Her şey çok güzel olacak”, “Özgür başkan özgür Türkiye” ve “Cumhurbaşkanı İmamoğlu” sloganlarıyla Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu’na destek verdi.
İMAMOĞLU DÜNKÜ SAVUNMASINDA NELER DEDİ
İBB davasının 98. duruşma gününde kürsüye çıkan İmamoğlu, 19 Mart 2025'te gözaltına alınmasının ardından yaklaşık 19 ay sonra ilk kez kapsamlı savunmasını yaptı. Davada İmamoğlu, suç örgütü kurmak ve yönetmekle suçlanıyor. İmamoğlu ise iddiaları reddederek soruşturma ve davaların siyasi amaç taşıdığını savunuyor. Dört gün sürmesi planlanan savunmasının ilk bölümünde İmamoğlu, yargılama sürecinden medya operasyonlarına, yatırım fonlarındaki krize ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar birçok konuda açıklama yaptı.