İBB davasında 20’nci duruşmayla birlikte 6. hafta başlarken, Beyoğlu dosyasının eklenmesiyle sanık sayısı 400’ü aştı, tahliyeler sonrası tutuklu sayısı 89’a geriledi. Gözler bugün yarım kalan savunmasına devam edecek Necati Özkan’da.

Bugüne kadar 28 isim savunmasını yaptı. Ekrem İmamoğlu’nun siyasi danışmanı ve kampanya direktörü Necati Özkan, son duruşmada kürsüdeydi.
Özkan, savunmasına devam ederken mahkeme heyeti duruşmayı 20. güne erteledi.

Bugün, Necati Özkan’ın savunmasını tamamlaması ve ardından tutuklu isimlerden Esma Bayrak'ın savunmasına geçilmesi bekleniyor. Ardından süre kalırsa KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt da savunma yapacak.

Bir önceki haftaya Ekrem İmamoğlu ile Duruşma savcısı arasında yaşanan diyalog damga vurmuştu.
Savcı, Ekrem İmamoğlu’na “haddinizi bildiririz” demişti.

Ekrem İmamoğlu da cevaben “hararetini anlıyorum iddianame terfinameye dönüştü” demişti.

Özkan'dan heyete: Tarihin doğru tarafında yer alın

İBB Davası'nın toplumun her kesiminin gözünü diktiği çok özel bir dava olduğuna işaret eden Özkan, "Çünkü bu davanın seyri ve neticesi ülkemizde demokrasinin, hukuk devletinin, temel hak ve hürriyetlerin, hatta ekonominin seyrini belirleyecektir." ifadelerini kullandı. Özkan, aleyhinde iftiralar atan Hüseyin Gün ve Adem Kameroğlu hakkında iftiracılıktan cezai hükümler uygulanmasını da talep etti. Özkan savunmasını bitirirken, mahkeme heyetine "Tarihin doğru tarafında yer alın" diyerek çağrı yaptı.
Özkan'ın yaklaşık 1.5 saatlik savunmasının ardından çapraz sorgusu başladı.

Necati Özkan savunmasında MİT Başkanı Kalın'dan alıntı yaptı

Özkan "Hüseyin Gün'ün tek bir ifadesinde benden veri aldığına ilişkin tek bir cümle yokken hakikati nasıl bu kadar bükebiliyorsunuz?" diyen Özkan, MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın son kitabı Heidegger'in Kulübesi'ne atıf yaptı. Kalın'ın kitabındanki "Yalan, yanlış, saçma ve hilafı hakikat olduğunu bilmem için gözümle görmem gerekmez. Hakikati benim deneyimlerim bana zaten söyler" ifadelerini hatırlatan Özkan, "Böylesi bir saçmalık için doğruluk kontrolü yapmaya gerek yoktur" dedi.

Necati Özkan yarım kalan savunmasına devam ediyor

İmamoğlu'nun söz almasının ardından Necati Özkan geçen hafta yarım kalan savunmasına devam ediyor. Gamze Altunay, ilk celsenin Haziran ayının ortasına kadar devam edileceğinin öngörüldüğünü kaydetti. Gözler bu tarihe kadar yapılacak ara değerlendirmelere çevrildi.

Necati Özkan savunmasında, itirafçı iş insanı Adem Kameroğlu'nun iddialarına yanıt verdi, "Tanıtımını yapmış olduğum projelerin bir kısmında, aynı zamanda yatırımcı oldum. İndirimli fiyatla, peşin ve topraktan girme prensibiyle gayrimenkul yatırımları yaptım. Projeler tamamlanır tamamlanmaz da tümünü sattım. Elde ettiğim geliri her seferinde maliyeye bildirdim ve vergilerimi eksiksiz ödedim. İlgili dilekçemde tüm bunların delillerini sundum" dedi.

İtirafçı iş adamı Adem Kameroğlu'nun ifadesindeki çelişkilere dikkat çeken Özkan, "Kameroğlu'nun etkin pişmanlık ifadesinde 'İnşaatım da bitmek üzereydi ve iskan başvurusu aşamasındaydı. O yüzden 4 daire verdim' derken alenen bir başka yalan söylüyor. Zira inşaat 2017’de değil tam 4 yıl sonra Ekim 2021’de tamamlandı. İskan ruhsatı ise Mayıs 2023’te alındı" dedi.

Hüseyin Gün'ün İstanbul Senin uygulamasında hiçbir yetkisi, ilgisi, bilgisi olmadığını ifade eden Özkan, "Söz konusu şahısla 3 Eylül 2019 tarihinden sonra ne bir temasım ne de bir işbirliğim olmadığı, tüm dosya içeriğinde nettir" dedi. Özkan ayrıca, Hüseyin Gün'le baz eşleşmelerine ilişkin de konuştu ve seçim koordinasyon merkeziyle Hüseyin Gün'ün evinin çok yakın olduğuna da dikkati çekti. Özkan, "Ben bu beyefendiyle 300 tane HTS vermişsem az vermişim. Çünkü bütün hayatı benim orada geçiyor" diye konuştu.

İmamoğlu: Ben tedbir alacağım

Mahkeme heyeti geldi ve duruşma başladı. Tutuklu Ekrem İmamoğlu söz aldı, Beyoğlu Belediyesi'ne yönelik hazırlanıp İBB dosyasıyla birleştirilen iddianameyi sordu.

Ekrem İmamoğlu:

Fazla vaktinizi almak tabii ki istemiyorum. Hızlıca birkaç dakika bazı hususlarda sizinle paylaşmam gereken konular olduğunu düşünüyorum, sizin de bilgilenmemiz açısından. Sürece katkı sunacağını düşündüğüm hususlar bunlar. Sayın Başkan, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney ve bir kısım arkadaşın bu dosyaya eklendiği netleşti. Biz de aynı cezaevinde kalıyoruz. Bu şekliyle ne zaman katılacağı konusunda bir bilgi sahibi olmadığını dün gece bana ifade etti. Aynı şekilde bir eylem eklenecek mi ya da olan bir eyleme mi dahil olacak? Hani bu hususlarda da bilgi sahibi değil. Bunların hepsi doğal olarak beni ilgilendirdiği için de bunu ifade ediyorum.

"TÜRK YARGISI BİRİLERİNİ UNUTABİLİR Mİ ZİNDANDA?"

Tabii şöyle bir konuyu da sizinle paylaşmam gerekiyor. Özellikle bir yılı aşkın süredir yürütülen operasyonlar sonucunda hem gözaltı süreçleri hem tutuklama işlemleri, gerçekten artık tarif edilemez bazı detaylara sahip. Hepimizin içini yaralıyor. Artık ne olduğu belli olmayan bir işkenceye dönüşür hale ulaştı diyebilirim. Belirsizlik bu konuda niçin tercih ediliyor, o da tarif edilir bir durum değil. Bakınız; 11 ayı geçen tutuklulukla hala hiçbir şey belli olmayan arkadaşlar var. Yani bunlar anne, bunlar baba, bunlar emekçi. Hatta yani gencecik insanlar var aralarında. İşte tabii bir sürü isim var ama bunların bir kısmı tutuklandıktan sonra bir ara bir serbest bırakıldı, tekrar tutuklandı. Onur Gülin, Doğukan Arıcı, İlkay Onak, Arzu Can gibi böyle isimler var ama fazla sayıda… Bu insanların sizi ilgilendiren tarafı direkt olarak olmadığını biliyorum. Burada öğrendik bunu ama bir şekilde bunlar bu dosya kapsamında tutuklandılar. Ve yani bu belirsizlik bu… Yani birileri unuttu mu? Yani Türk yargısı birilerini unutabilir mi zindanda? Yani kuyunun dibine atmak gibi…

Aynı şekilde altı ayı geçen… Benim şoförüm… Sayın Başkan, bu insanlar tutuklu ve ne olduğu belli değil. Bir kelam yok haklarında. İnanın can sıkıcı. Recep Cebeci, Zekai Kırat… Niçin tutuklandığı bile belli değil. Yani haklarında bir beyan dahi yok. Gerçekten bu sayfanın kapanması gerekiyor diye düşünüyorum. Bu konudaki sizin hassasiyetinizle, heyetinizin hassasiyetiyle yapılacak şey var mıdır, yok mudur bilmeyerek bunu hatırlatıyorum. Ama lütfen buna destek olunuz. Tabii ki iddia makamına da bu sözlerimin geçmesi adına bunu dile getiriyorum. Akıl almaz bir iş. Gerçekten utanç verici bir durum. Bunları anlatıyorum, çünkü Türkiye'de her ne kadar bizim bu yargılamamıza, haddine olmayacak şekilde birtakım sıfatlar eklense de bize göre Türkiye tarihinin hukuksuzluğu şeklinde bir tarife doğru giden bir işin içerisindeyiz. Ve bu yargılamaya boca edilen başka konular da muhtemel… E boca edildikçe zaten yargılamanın süreci devam ediyor ve bizim ne zaman buradaki sanıkların bile biteceğini kestiremez duruma geldik. E sizin de hassasiyetinizi izliyoruz, görüyoruz. Bu kural tanımazlığın ve hukukun kurallarını altüst eden bu durumun, bizi daha da yoracağını ve gerçekten bu yargılamaya zarar vereceğini düşünüyorum. Bunu da size hatırlatmak istedim.

Tabii ki üzülüyoruz. Sonuçta bu insanlar, gece yarısı sabaha karşı tutuklanan, dört-beş gün nezarette tutulan, ne olduğunu bilmez halde bir de tutuklanan, üzerine hapse atılan, zindana atılan, 6 ay, 11 ay olup, hala hiçbir şey yok… Yani bu vicdana da sığmaz, kurala da sığmaz. Hiçbir şeye sığmaz. Yani hangi kuralla, hangi prensiple o insanlar orada tutuldu? O tutuklama kararlarının altına imza atanlar terfi edildi. Ama bu insanlar 11 aydır, 12 aydır tutuklu. Bunlar bürokrat Sayın Başkanım. İnanın acı bir durumda bu insanların… Aile bunlar. Sıfır maaş. Sayın Hâkim, sayın Başkan; sıfır maaş insanlar… Bu çok kritik bir konu. Onun için ifade ediyorum. Özellikle şunu söyleyeyim: Bugün zaten iki arkadaşımızla bir eylem bitecek. Sizin de hassas olduğunuzu duydum. Bu konuya çok önem veren bir iddia makamı olduğunu da bir avukatın müvekkili adına ifadesinden duydum. Bu eylemde, bu insanların dinlendikten sonra kararlarının çıkmasında da bir engel olmadığını düşünüyorum. Bu düşüncemi de paylaşarak son sözüme geçiyorum.

Bu çok önemli Sayın Başkan, Sayın Heyet. Çünkü hayati bir durum. Şahsımı ilgilendiriyor. Ama muhatabı ben isem şahsımı ilgilendiriyor. Geçen hafta savcının, şahsıma, ‘Haddinizi aşarsanız, haddinizi bildiririz,’ tehdidini ben aldım. Siz de bunu bu mahkemede duydunuz. Bu bir tehdit cümlesi ve bu kayıtlara geçti Sayın Başkan, Sayın Heyet. Bu tehdit cümlesinin sahibi kimdir? Bu tehdit cümlesi, kim ya da kimler…

Mahkeme Başkanı:

Savunmalarınıza devam edin…

Ekrem İmamoğlu:

Ama bu çok önemli Sayın Başkan. Burada kayıta girdi. Bakın tekrar ediyorum. ‘Haddinizi aşarsanız, haddinizi bildiririz.’ Ben tehdit edildim. Bu tehdit kim ya da kimler adına, hangi örgüt adına, hangi kurum adına tehdit edildim? Kişiler kimlerdir? Tehdit neleri kapsamaktadır? Can güvenliği mi? Mal güvenliği mi? Özgürlük mü? Aile mi? Başka bir şey mi? ‘Haddinizi bildiririz’ motivasyonu ve psikolojisi, yargılandığımız bu davanın öncesindeki İBB operasyonları ve uygulamalarında da bir karşılık bulan bir motivasyon muydu?

Bakınız Sayın Başkanım, sizi ilgilendiriyor. Ben, şu anda burada yargılanıyorum ve siz benden mesulsünüz. Yani ben, sanık olarak, şüpheli olarak siz benden mesulsünüz. Heyet de benden mesul. Dolayısıyla Sayın Hâkim, Sayın Heyet, bu aleni tehdit karşısında bir işlem ya da tedbir alacak mısınız? Yaptınız mı? Yapacak mısınız? Bunları ben takip edeceğim ve bu takiple beraber, bu gündemi sıcak tutacağımı bilmenizi isterim. Çünkü tavrınız ve alacağınız kararlar, benim kişisel hak ve hürriyetim açısından, tedbirlerim açısından önemlidir. Belirlememe katkı sunacaktır. ‘Hayır, hiçbir tedbir almıyoruz. Kişisel tedbirin al’ derseniz, ben kişisel tedbirimi de almak için elimden gelen gayreti göstereceğim. Ancak çok net altını çiziyorum: Bu söz, ‘Haddinizi aşarsanız, haddinizi bilmezseniz, haddinizi bildiririz’ cümlesi…

Mahkeme Başkanı:

Savunmalarımıza devam edelim…

Ekrem İmamoğlu:

Sayın Başkan, bu konuda cevabınızı istiyorum… Cümlesi bir tehdittir.

Mahkeme Başkanı:

Bir tedbir yok bu konu hakkında.

Ekrem İmamoğlu:

Bu konuda tedbiriniz yok mu Sayın Hâkim? Tamam. Ben kendi tedbirimi alacağım. Bundan sonra da o tedbire uygun davranacağım. O tehdide karşılıklı gerekeni yapacağımdan hiç kuşkunuz olmasın. Teşekkür ederim…