2018 yılından beri, tam da başkanlık sistemine geçişle birlikte, 8 senedir Türkiye ekonomik istikrar sorunu yaşıyor. Bundan sonra da düzelmesi imkansızdır. Tek nedeni popülizmdir. Zira istikrar programı yapmanın, kemer sıkmanın, temel kuralı popülizmi rafa kaldırmaktır. Popülizmin en önemli aracı da bütçedir.

Eğer kamu harcamaları etkin kullanılmazsa, diğer politika araçları rasyonel kullanılsa dahi, ekonomide istikrar sağlayamayız.

Türkiye de kamu harcamaları etkin kullanılmadı. Bazı örnekler verirsek;

  • Kamu-özel yatırımlarında atıl yatırımlar var, bu yatırım maliyetleri yüksektir.
  • Lüks harcamalar etkinliği düşürdü.
  • Bütçeden sosyal yardımlar dışında, hane halkına yardımlar I ve II başlıkları ile yapılan yardımların kimlere ve ne amaçla yapıldığı açık değildir.

Bütçenin yanında kamu bankalarının kaynakları da siyasi popülizm amaçlı kullanılıyor. Bu konu bazı medya gruplarının satın alınması nedeniyle basında çok tartışıldı.

Kamu kaynaklarının etkinsiz kullanılması yanında, ekonomik istikrar önünde engel ikinci sorun dış açıkların devam etmesidir. MB verilerine göre 2003 yılından bugüne kadar Türkiye;

  • 1 trilyon 192 milyar 84 milyon dolar dış ticaret açığı verdi.
  • 758 milyar 555 milyon dolar cari açık verdi.

2025 yılında da bu açıklar devam etti. 2025 ödemeler bilançosuna göre;

  • Cari açık; 25 milyar 207 milyon dolar oldu.
  • Net hata ve noksan; eksi 16 milyar 647 milyon dolar oldu.
  • Yani, resmi yoldan ve gayri resmi yoldan 2025 yılında döviz kaybımız; 41 milyar 854 milyon dolar oldu.
  • Dış ticaret açığı, 69,688 milyar dolar oldu. Eğer bu kadar dış ticaret açığı vermemiş olsaydık, 2026 yılında 60 milyar dolara ulaşan turizm gelirimiz elimizde kalırdı ve döviz sorunumuz olmazdı.

Son on yıla kadar Türkiye’de Cumhuriyet tarihinde, net hata ve noksan kaleminden yurt dışına çıkan döviz bu kadar yüksek olmamıştı. Acaba MB cari açık düşük görünsün diye mi MB böyle bir yola başvuruyor?

Kaldı ki; eğer net hata ve noksan yoluyla çıkan döviz bu kadar yüksekse, kimse bizim ödemeler bilançomuza inanmaz ve güven duymaz.

Dış ticaret açığı verilerinde sorun var. Çünkü TÜİK 2025 yılı dış ticaret açığını 82 milyar 232 milyon dolar açıkladı. Buna karşılık MB dış ticaret açığını 69 milyar 688 milyon dolar olarak açıkladı. Arada çok fark var. Hangisine inanacaksın? İkisi de devlet kurumu. Kurumsal devlette koordinasyon olur. Her kafadan bir ses çıkarsa, ekonomik istikrar için hangisini kriter olarak alacaksın. Yatırım yapmak isteyenler nasıl karar verecek?

İşte bu nedenlerle, İMF’nin yeni raporunda ”Türkiye ekonomisi dış şoklara karşı risklidir” deniliyor.

Yine aynı nedenlerle Türkiye ye yabancı yatırım sermayesi gelmiyor. Sıcak para da çıkıyor.

  • 2025 yılında net doğrudan yatırım sermayesi girişi 580 milyon dolar oldu.
  • Vatandaşlık vermemize rağmen gayrimenkul yatırımları için gelen döviz 2 milyar 675 milyon dolar oldu.
  • Aralık ayında doğrudan yatırım sermayesi girişi terse döndü, 465 milyar dolar net çıkış oldu.
  • 2025 yılında Portföy yatırımlarında da net 1 milyar 739 milyon dolar çıkış oldu.

Aslında Hükümetin yapması gereken;

  1. Algı yaratmaktan vazgeçip, krize doğru teşhis koymak doğru tespit yapmak ve istikrar programı hazırlamaktır. Elbette önce popülizmden vaz geçmek gerekir. Dahası demokrasi ve hukuki altyapısı olmayan hiçbir istikrar programı dikiş tutmaz.
  2. Milli bir dış ticaret politikası hazırlayıp, üretimde kullanılan ithal aramalı ve hammadde oranını düşürmek gerekir.

Teknoloji üretiminde ithal girdi payı yüzde 60, motorlu taşıtlarda yüzde 50, Makine ve ekipmanda yüzde 35, kimyasallarda yüzde 40 dolayındadır. Hükümet bu sektörlerde kullanılan ithal girdi üretimini teşvik edebilir.

Yalnızca Çin’e olan dış ticaret açığı, toplam açığımızın yüzde 60’ını oluşturuyor? Üstelik Çin’den teknoloji ithal etmiyoruz. Çin’e kota koymanın önünde hangi engel var? Araştırılması gerekir.