Türk siyasetinde son yerel seçimlerin ardından bugüne kadar yaşanan ve belli ki yaşanmaya devam edecek sancının sebebi ne? Erdoğan’ın siyaseti şekil değişimine zorlaması…

15 Temmuz sonrası MHP’nin iktidar partisinin safına geçmesiyle siyasette yaşanan şekil değişimi, beraberinde devletin şekil değişimini getirdi ve tartışmalı bir referandumla tek adam sistemine geçildi. 2019 yerel seçimi ile birlikte ise iktidarın aleyhine bir şekil değişimi başladı. İktidar ile muhalefetin toplumsal algılanması yer değiştirdi.

Bir tarafta artık başarı hikayesi sunamayan, sunsa da halkı ikna edemeyen, 2023 seçimini kendi siyasi cazibesi ile değil, muhalefetin zincirleme hataları ile ancak kazanabilen bir Erdoğan ve partisi, diğer tarafta ise son iki yerel seçimde elde ettiği belediyeler üzerinden seçmene başarı hikayesi sunan ve o başarı hikayesinden Cumhurbaşkanı adaylığına iki güçlü portre çıkaran CHP…

Bu başarı hikayesi, CHP’li belediyelerin muhteşem projeleri hayata geçirmesiyle ortaya çıkmadı. Aksine Erdoğan iktidarının yarattığı sorunlarla mağdur ettiği toplum kesimlerine belediyelerinin uzattığı el ile bir başarı hikayesine sahip oldu CHP…

Böylece seçmen algısındaki “Erdoğan yenilmez, yenilse de gitmez” tabusu yıkıldı. Halk Erdoğan’ın yenilebileceğine ikna oldu. Yıllardır CHP’ye oy vermeyen seçmenlerde bile “CHP gelirse yönetebilir” düşüncesi kendini gösterdi. Son iki yerel seçimde sandıktan çıkan sonuçların en dikkate değer yanı bu sessiz devrimdir. Sancıyı başlatan da bu sessiz devrimin son yerel seçimle birlikte iktidarı yenecek bir noktaya ulaşmış olması.

Topluma sunulacak yeni bir başarı hikayesi arayışından vazgeçen iktidar, bunun yerine CHP’nin sancı yaratan başarı hikayesini yargı sopası ile baltalamayı seçti. Bu şekilde seçmeninin bilinçaltına, “Ben kötüyüm ama yerime getirecekleriniz de kötü” mesajı veriliyor. Bilinen kötünün bilinmeyen kötüye tercih edileceği gerçeğini düşündüğümüzde; artık halktaki karşılığı tükenmiş bir iktidar için CHP’nin başarı hikayesinin sönükleştirilmesine ve toplum algısında mahkûm edilmesine oynaması gayet mantıklı bir strateji. Ancak bu stratejinin hala tam olarak dizayn edemediği bir nokta var: CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı…

Şimdi soru şu; Ekrem İmamoğlu’nun adaylığının diploma iptali ile ihtimal dışı bırakıldığı bir dizaynda, kazanacak nitelikte başka bir ismin adaylık ihtimali şansa bırakılır mı? Şansa bırakılmak istenmediği için CHP’den istifa eden Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan üzerinden Mansur Yavaş’a uzanacak yol açılmaya çalışıyor. Diploma kısmı dışında, İstanbul’da uygulanan model Ankara’da da uygulanarak muhalefet mıntıkasındaki “temizlik” tamamlanmak istiyor…

Peki İmamoğlu ya da Yavaş’ı rakip aday olarak görmek istemeyen iktidar, muhalefette kimin adaylığından razı olur? İktidar partisinden yansıyanlara göre Erdoğan, karşısına Cumhurbaşkanı adayı olarak çıkması durumunda Özgür Özel’i yeneceğine inanıyor. Şartların olgunlaşmasının Özgür Özel’i Cumhurbaşkanı adaylığına mecbur bırakacağını düşünüyor. Hatta Erdoğan’ın defalarca aday olmayacağını vurgulayan Özgür Özel’i adaylığa hazırlamak için “Karşıma çık” şeklindeki polemiklere çekmeye düşündüğü de aktarılanlar arasında…

Sizin anlayacağınız, iktidar rekabet edemeyeceğine inandığı isimlerle rekabet zeminini ortadan kaldırıp rekabet edebileceğine inandığı isme adaylık zemini hazırlamanın peşinde. CHP lideri Özgür Özel, Erdoğan’ın düşündüğü gibi gün gelir kendini adaylığa mecbur hisseder mi, bilinmez. Ama gün gelir adaylığını ilan ederse, o zaman Erdoğan’ın planına sadık kalmış olmaz mı?