Mehmet Bey, yine Londralı tefecileri ikna etme çabasında.
Büyük abilerine “Merak etmeyin, her şey kontrol altında” diyor…
Ama farkında değil ki karşısında oturanlar kuzu değil, kurt.
O’nun sunduğu "pembe hayallere" hepsinin karnı tok…
Anlatılanları bıyık altından gülerek dinlerken, bir yandan da paralarını hızla kaçırmaya devam ediyorlar.
Mehmet Bey, bugüne kadarki beceriksiz ekonomi yönetimini, bölgesel çatışmalara ve petrol fiyatlarındaki dalgalanmalara bağlamaya çalışıyor. Bu hikayeleri belki bizim tarafta birileri satın alabilir ama kurtlar sofrasında işi zor.
Nitekim çakma bahanelerin hemen ardından, dünya çapında devlerden biri olan Commerzbank tokadı basıverdi.
Merkez Bankası’nın telaşlı adımlarını aciz bir “savunma refleksi” olarak tanımlayan banka; liranın zaten herhangi bir çatışma patlak vermeden çok önce de piminin çekildiğini açıkça vurguladı.
Ve ekledi;
“Sayın Şimşek, bugün yaşananlar iddia ettiğiniz gibi bir ‘risk yönetimi başarısı’ değil, kronik yapısal zayıflamanın artık saklanamaz hale gelerek hız kazanmasıdır.”
Elin adamı böyledir… Acımaz basar tokadı !!!
Peki tablo gerçekten onların söylediği gibi mi?
Ne yazık ki evet…
Daha savaşın esamesi yokken rakamlar zaten çoktan bozulmaya başlamıştı. “Enflasyon hızla yükselme eğilimine girmiş, şirket batıkları artmış, bütçe çökmüş, kısa vadeli dış borç patlamış, vatandaş kredi borçlarına gömülmüş, fakirlik alıp başını gitmiş, reel sektör iflasa sürüklenmiş, merkez rezervleri sıcak para kaçışlarıyla hızla erimişti.”
İş bunlarla da kalmadı elbet.
Cari açık ve dış ticaret açığındaki artış gereksiz kur baskısı nedeniyle savaş öncesinde bile çoktan kontrolden çıkmıştı.
Savaşla hiç ilgisi olmayan Şubat ayı dış ticaret dengesi veri setine bakın ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız.
Bir ayda 9 milyar doları geçti ve neredeyse 10 milyar dolara dayandı.
Sadece son bir ayda yüzde 15,9 arttı.
Anlayacağınız ihracat yerinde sayarken, ithalat 30 milyar doların üzerine fırladı.
Bu arada ihracatın ithalatı karşılama oranı da resmen çakıldı. Son açıklanan veriye göre oran yüzde 70’e düştü.
Bitti mi bitmedi !!!
Yılın ilk iki ayında 17,4 milyar dolar devasa dış ticaret açığı verilerek, bu felaketin geçici bir dalgalanma değil, kalıcı bir yapısal çöküş olduğu gün yüzüne çıktı.
Bu tablo ekonominin üretmeyen, sadece tüketen her nefesinde dışa bağımlı olan bir modele hapsedildiğini ve Türkiye’nin döviz üretim kapasitesinin iflas ettiğinin net resmidir.
Yani Mehmet Bey’in “program kararlılıkla sürüyor, herşey kontrol altında” söylemleri masaldan öte değil.
Şimdi bir de gelelim bazı finans çevrelerine göre çok başarılı olan Merkez Bankamızın swap oyunlarına…
Bu oyunlar tedaviden çok intihar gibi.
Yine geçmişteki hatalardan ders çıkarmayan, hatta onlardan medet uman bir ezberciler topluluğu var karşımızda.
Daha önceki krizlerde de işe yaramayan swap, döviz ihalesi, TL kısıtlaması ya da altın satışlarıyla işin içinden çıkacaklarını sanıyorlar.
Farkındalar mı bilmiyorum ama bu finansal cambazlıklar ancak günü kurtarır. Sonrasında ise bedeli çok ağır olur.
Swap mekanizmasıyla borcu borçla takas etmek, kırılganlığı ortadan kaldırmaz; aksine maliyeti artırarak yükü vatandaşın sırtına bindirir.
En son Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Cevdet Akçay’ın açıklamalarını izledim; “dışsal şoklara karşı her zaman silahımız var” diyor.
Bu söyleminin piyasalarda özellikle de yabancılarda güvenden çok panik yarattığının farkında değil galiba.
Çünkü tarih göstermiştir ki; bir ekonomi yönetimi ne kadar çok “yeni silahımız var” diye bağırıyorsa, cephanesi aslında o kadar tükenmiş, stratejisi de o kadar tıkanmış demektir.
Sürekli yeni “araç” arayışı, eldeki mevcut araçların paslandığının ve işlevsiz kaldığının itirafıdır.
Geçmişteki 2018 kur krizi hafızalarda tazeyken; rezervlerin yakılarak ve arka kapı operasyonlarıyla kurun baskılanmaya çalışılması, bugün de aynı sert duvara toslayacağımızın en net habercisidir.
Sonuç olarak;
Mehmet Bey’in “yönetilebilir” dediği tablo, aslında bir uçurumun kenarında freni patlamış ve serbest düşüşe geçmek üzere olan bir kamyonun frenine basmaya çalışmaktır.
Dış ticaret açığı patlamış iken, sanayi ithalata prangalanmış iken ve döviz ihtiyacı hayati bir krize dönüşmüş iken; Londra’daki sunumlar sadece Andersen’den masallardır.
Bu yapısal çürümüşlük ve yanlış politikalar değişmediği sürece, o çok güvenilen sıcak para baronları, bir noktada içinizden geçiverirler.
Ve o gün geldiğinde mesele artık bir “piyasa dalgalanması” değil, toplumun tüm kesimlerini yoksulluğa mahkûm edecek yıkıcı bir kur şoku ve ekonomik enkaz olur.
Unutmayın;
Mehmet Bey, gerçekleri ne kadar gizlemeye çalışırsa çalışsın, matematik asla yalan söylemez.