Dünya genelinde sürüş güvenliği açısından en tehlikeli yollar üzerine yapılan son değerlendirmelerde, Türkiye'den D915 Bayburt-Of Yolu listenin ilk sırasında yer aldı.
Karadeniz'i Doğu Anadolu'ya bağlayan yaklaşık 106 kilometrelik güzergâh, D915 yolu tüm rakiplerini geride bıraktı. Dünyanın en tehlikeli yolunun keşfediliş hikayesini ise Gazeteci Özgür Hasan Altuncu sosyal medya hesabından anlattı.

Bir zamanlar tehlikeli yollar listesinde bile yer almayan Derebaşı’nın zamanla belgesel çekim noktasına dönüşme sürecini Altuncu şu şekilde anlattı:
“2000’li yılların ilk yarısında internet haberciliği yeni yeni yükseliyordu. Milliyet açık ara öndeydi. Galeri haberciliğinin en parlak dönemiydi; amaç daha çok tıklanmak, kullanıcıyı sayfada daha uzun tutmaktı.
Bir gün “Dünyanın En Tehlikeli Yolları” başlıklı bir galeri habere denk geldim. Yaklaşık 50 yol vardı. Hepsine tek tek baktım. Çocukluğumun geçtiği, ilk büyük korkularımı yaşadığım Derebaşı listede yoktu.
Buldum numarasını, bir meslektaşı olarak o günkü milliyet editörünü aradım. “O kadar uzak yerlere gitmeye gerek yok, dünyanın en tehlikeli yollarından birinin Türkiye’de olduğunu biliyor musunuz” dedim. Derebaşını anlattım. Hiç duymadım. Haber dış mahreçli, hem elimizde fotoğrafı yok” dedi.
Öğrenciyken amatör makinemle çektiğim birkaç fotoğrafı gönderdim. Listeye son sıradan eklendi Derebaşı. Sonraki yıllarda haber hep tekrarlandı, listede yer aldı. Zamanla zirveye kadar çıktı. Tanındı, popüler oldu. Ralli tanıtımlarına ev sahipliği yaptı, lastik reklamlarının, telefon operatörü kampanyalarının çekim mekanına dönüştü. Belgeseli yapıldı.

Ünlü Rus kamyon markası lansman çekimini Derebaşında yaptı mesela.
Bunun anlamı çok daha farklıydı. O yol, bizim olduğumuz kadar Rusların da yakın tarihinden izler taşıyordu.
Nasıl Moskova Metrosu, Sovyetler döneminde Nazi savaş esirlerinin emeğiyle yapılmışsa; Derebaşı da işgalci Çarlık ordusunun zorla çalıştırdığı, çoğu sivil olan büyük dedelerimizin kazma kürekle açtığı bir yoldu.
Amaç, işgal ordusunun askeri sevkiyatını Trabzon’dan Bayburt üzerinden Erzurum hattına daha hızlı ulaştırmak ve işgal sahasını genişletmekti.
Sonra tarih yön değiştirdi. Bolşevik ihtilali olunca Çarlık ordusu dağıldı, geri çekildi.
Ve silah zoruyla yaptırılan o yol, bu kez büyük dedelerimizden bize miras kaldı.

Öncesinde yaylalara saatlerce yürüyerek çıkan insanlar, Cumhuriyet’in ilk yıllarında gelen kamyonlarla bu yolları kullanmaya başladı. Yaşlılar, çocuklar kamyon kasalarında yaylaya gitmeye başladı. Ama yol kamyonlar için fazla dardı. Virajlar ölümcüldü.
Her virajda aynı sahne yaşanırdı..
Kamyon durur…
Muavin elinde takozla iner…
Arka teker uçuruma santim kala durdurulurdu…
Araç bazen 5-10 manevrayla virajı dönebilirdi.
Birçok yolcu o korkuyu yaşamamak için Derebaşı’nda iner, son soğanlı dağlarına dik yaya patikayla son viraja kadar yürümeyi tercih ederdi.

90’larda minibüs seferleri başladığında da korkular bitmedi. Yaylamıza yolcu taşıyan bir minibüsün yuvarlandığı kazada çocuklar ve yaşlılar hayatını kaybetti.
Üstelik tehlike sadece viraj değildi. Sis çöktüğünde bir metre önünü bile göremezdin. O zaman bir kişi araçtan iner, uçurumun kenarında yürür, şoför de onu takip ederek ilerlerdi.
Hatta yolculuğun kendi içinde oluşmuş sessiz bir ritüeli vardı.
Derebaşı’na kadar minibüslerde kemençe kasetleri çalardı; sohbet olur, şakalaşılır, yaylaya varmanın heyecanı yaşanırdı.
Ama araç Derebaşı virajlarına geldiğinde hava bir anda değişirdi. Şoför kaseti çıkarır, yerine Kur’an-ı Kerim kaseti takardı. 90’lı yılların ikinci yarısına kadar bu maceralı yolculukları biz, babalarımız, dedelerimiz son 3 kuşak insanımız eksiksiz yaşadı.
Bugün yaylamıza çok daha güvenli, yeni bir yoldan ulaşıyoruz.
Ama Derebaşı virajları hala orada duruyor.
Savaşın ve kendi geçmişimizin izlerini taşıyan, zorla çalıştırılan insanların alın teriyle açılan, hayatta kalma mücadelesine ve yeni bir hayata tutunma çabasına tanıklık eden o yol, Of - Çaykara bölgesinin ortak hafızasında, yalnızca yayla ile köyü birbirine bağlayan bir geçit değil; kuşaktan kuşağa anlatılan büyük bir hikaye olarak yaşamaya devam ediyor…"