Birkaç makalemde özellikle televizyon dizileri, yarışma programları ve dijital platformlar üzerinden yürütülen ciddi bir kültür erozyonuna dikkat çekmiştim.
Bugün artık mesele birkaç dizi veya birkaç program meselesi değildir. Karşımızda çok daha geniş bir tablo vardır: Türk kültürünün ve toplumsal değerlerinin sistemli biçimde aşındırılması.
Türkiye’de sözde bu işleri denetlemek için bir kurumumuz var: RTÜK.
RTÜK’ün varlık sebebi, televizyon ve yayıncılık alanında toplumun değerlerini korumak, çocukları ve aile yapısını zararlı içeriklerden muhafaza etmektir. Ancak gelin görün ki bugün televizyon ekranlarına baktığımızda bu denetimin etkisini görmek neredeyse mümkün değildir.
Bugün televizyonlarda öyle yarışmalar, öyle programlar yayınlanıyor ki birçok aile çocuklarıyla birlikte oturup izleyemiyor.
Hakaretin, aşağılamanın, ahlaki yozlaşmanın, şiddetin ve sapkınlığın sıradanlaştırıldığı içerikler adeta normalleştiriliyor.
Üstelik bu sadece dizilerle sınırlı değildir.
Bazı yarışma programlarında insan onuru ayaklar altına alınırken, bazı dizilerde mafya kültürü, silah, ihanet ve aile kurumunun çökertilmesi adeta “normal hayat” gibi sunulmaktadır.
Bu tablo karşısında insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Bu ülkenin bir RTÜK’ü yok mu?
RTÜK elbette var.
Ama asıl mesele, irade meselesidir.
Unutmayalım:
Türkiye’de bir savcı, bir vatandaşın sözünü “halkı kin ve nefrete tahrik” sayarak soruşturma açabiliyor, hatta tutuklama talep edebiliyor.
Peki aynı hukuk sistemi, Türk milletinin değerleriyle alenen oynayan, toplumun ahlakını bozan içerikler karşısında neden harekete geçmiyor?
İstenirse bir savcı bu konuda da dava açabilir.
İstenirse yargı bu konuda da işlem yapabilir.
Ama mesele sadece cezalandırma değildir.
Asıl mesele kültür üretmektir.
Bugün her çocuğun elinde telefon var.
Her evde televizyon var.
Her çocuk çizgi film izliyor.
Ama bu çizgi filmlerde biz var mıyız?
Çocuklarımız;
- Mete Han’ı tanıyor mu?
- Kürşad’ı biliyor mu?
- Alparslan’ı, Fatih’i, Yavuz’u biliyor mu?
- Dede Korkut’u, Nasreddin Hoca’yı tanıyor mu?
Ne yazık ki çoğu çocuk bunları bilmiyor.
Ama başka ülkelerin kahramanlarını ezbere biliyor.
Bugün Amerikan kültürü çizgi filmlerle dünyaya yayılıyor.
Japonya anime ile kültürünü ihraç ediyor.
Kore dizilerle küresel bir kültür gücü oluşturuyor.
Peki Türkiye ne yapıyor?
Biz hâlâ çocuklarımıza başkalarının kahramanlarını izletiyoruz.
Oysa yapılması gereken şey çok açık ve nettir.
Kültür ve Turizm Bakanlığı başta olmak üzere devlet kurumları derhal dünya kalitesinde çizgi filmler üretmelidir.
Türk tarihini, Türk kahramanlarını, Türk kültürünü çocuklara sevdiren çizgi filmler hazırlanmalıdır.
Mete Han’dan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Piri Reis’e kadar Türk tarihinin sayısız kahramanı vardır.
Dede Korkut hikâyeleri, Oğuz Kağan destanı, Manas destanı, Ergenekon efsanesi…
Bunların her biri dünya çapında çizgi film ve animasyon projeleri olabilecek zenginliktedir.
Unutmayalım:
Bir milleti millet yapan şey kendi öz değerleridir.
O değerlerle yetişmeyen çocukların ne kendisine, ne ailesine, ne de milletine faydası olur.
Kültür savaşları artık tankla tüfekle yapılmıyor.
Dizilerle, filmlerle, sosyal medya ile ve çizgi filmlerle yapılıyor.
Bu gerçeği görmezden gelen milletler, bir süre sonra kendi evlatlarını bile başkalarının kültürüyle yetiştirmek zorunda kalırlar.
Türkiye’nin artık bu gerçeği görmesi gerekiyor.
Çünkü kültürünü koruyamayan milletler, geleceğini de koruyamaz.