İnsanlar aynı fikre sahip olmak zorunda değildir.
Aynı ırktan, aynı inançtan, hatta aynı hayat görüşünden gelmek de bir zorunluluk değildir.
Ancak bütün bu farklılıklara rağmen, insanları bir arada tutan ortak faydalar vardır ve olmak zorundadır.
Bugün dünya fiilen bir “küresel köy” haline gelmiştir.
Ulaşım, iletişim, ticaret ve bilgi akışı sınır tanımıyor.
Kendisini dünyadan izole eden, içine kapanan ülkelerin sayısı azdır ve bu ülkelerde yaşamanın bedelini de doğrudan vatandaşlar ödemektedir.
İzolasyon; refah üretmez, güvenlik sağlamaz, aksine yoksulluk, baskı ve umutsuzluk üretir.
Bu noktada asıl soru şudur:
Farklılıklarımıza rağmen bizi bir arada tutabilecek ortak payda nedir?
İnsanları düşmanlıktan ziyade anlaşmaya, çatışmadan ziyade uzlaşmaya götürecek zemin nasıl kurulur?
Cevap, insanın kendisinden başlar.
İnsan bu sorunun cevabını aslında günlük hayatında zaten vermektedir.
Önce kendisiyle, sonra ailesiyle, akrabalarıyla, komşularıyla, oturduğu semtle, çalıştığı çevreyle…
Aynı evin içinde bile insanlar her konuda aynı düşünmez.
Aynı ailede farklı siyasi görüşler, farklı hayat tarzları, farklı öncelikler vardır.
Ama aile ayakta kalır. Çünkü ortak fayda, çatışmadan daha değerlidir.
Bu küçük ölçekli örnek büyütüldüğünde toplum gerçeğiyle karşılaşırız.
Farklı fikirlerden, farklı inançlardan, farklı kimliklerden insanlar; eğer ortak faydayı koruyabiliyorsa barış içinde yaşayabilir.
Barış içinde yaşayamayan toplumlara baktığımızda ise tablo nettir:
Yoksulluk, hukuksuzluk, keyfî yönetimler, antidemokratik uygulamalar ve sürekli savrulma…
Demek ki sorun farklılıklar değil, ortak faydanın kaybolmasıdır.
Türkiye’nin ortak paydası nedir?
Türkiye gibi çok katmanlı, çok fikirli, çok kültürlü bir ülkede siyasetin görevi; karşıtlıkları kaşımak değil, ortak talepleri görünür kılmaktır.
Bugün farklı görüşlerden insanlara kulak verdiğimizde, şikâyetlerin ortaklaştığı noktalar nettir:
Ekonomik adalet
Hukuk ve adalet talebi
Eşitlik ve fırsat adaleti
Güvenli bir gelecek arzusu
Bu talepler; sağın da solun da, dindarın da sekülerin de, Türk’ün de Kürt’ün de, gencin de yaşlının da ortak ihtiyacıdır.
Kimse keyfî bir düzende, güvencesiz bir ekonomide, adaletsiz bir hukuk sisteminde yaşamak istemez.
Dolayısıyla bu talepler, bütün Türkiye’nin ortak talepleridir.
Merkez siyaset tam olarak budur
Siyaset, ortak talepler üzerinden yapılırsa anlamlıdır.
İdeolojileri kutsallaştırıp insanı ihmal eden siyaset, toplum üretmez; kutuplaşma üretir.
Gerçek anlamda merkez siyaset, ideolojilerden arınmış, kimlikleri çatıştırmadan, bütün vatandaşların ortak faydasını önceleyen bir anlayıştır.
Merkez siyaset; “biz ve onlar” diliyle değil, “hepimiz” diliyle konuşur.
Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan da budur:
Farklılıkları bastırmak değil, karşıtlıkları körüklemek değil, ortak faydayı cesaretle savunmak.
Çünkü ortak fayda güçlendikçe barış gelir, barış geldikçe refah gelir, refah geldikçe demokrasi kök salar.
İnsanlık tarihi bize şunu defalarca göstermiştir:
Ortak faydayı büyüten toplumlar yükselir, çatışmayı besleyenler ise yoksulluğa ve karanlığa mahkûm olur.