“Demokrasiyi temin ve tesis etme çabası sergileyen bir ülkeye monarşi öneren aklın Türkiye'den tasfiye edilmesi icap eder” diyen Dervişoğlu, “Bunu söyleyen büyükelçi biz iktidarda olsaydık istenmeyen adam ilan edilir ve bir dakika bile Türkiye’de kalamazdı” ifadelerini kullandı.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Avrupa programı kapsamında partisinin dün Almanya’da gerçekleştirdiği teşkilat buluşması ardından ziyaretlerine Fransa’nın Strazburg kentinde devam etti.
Dervişoğlu, Avrupa Konseyi Nezdinde Türkiye Daimi Temsilcisi Nurdan Bayraktar Golder ile yaptığı görüşme ardından Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Avrupa için Liberaller ve Demokratlar İttifakı (ALDE) Grup Başkanı Iulian Bulai, AKPM Sosyalistler, Demokratlar ve Yeşiller Grup Başkanı Frank Schwabe, AKPM Türk Grubu Başkanı Yıldırım Tuğrul Türkeş ve Türk Delegasyonu ile bir araya geldi. AKPM Başkanı Petra Bayr’ı da ziyaret eden Dervişoğlu, görüşme ardından basın açıklaması yaptı.
Avrupa Konseyi’nin soğuk savaşın ilk yıllarında kurulduğunu hatırlatan Dervişoğlu, “Kuruluşunun kökeninde de insan hakları hukuku ile değerlerini yaygınlaştırmak ve kurumsallaştırmak vardır. Türkiye'nin dahil olduğu 77 yıllık bu yapının tarihsel geçmişi çok önemlidir. Ülkemizdeki yargı süreçlerinden adını sıkça duyduğumuz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de bu mekanizmanın en hayati parçalarından biridir. Bugün uygarlık şüphesiz birçok açıdan ilerlemiştir. Ancak insan haklarında alınan mesafe yeni sorunları görmezden gelmemize yol açmamalıdır. Bazıları bunu bir geriye gidiş olarak da işaret etmektedir” değerlendirmesinde bulundu.
“İNSANLAR DAR KİMLİK ALANLARINA İTİLİYOR”
“Bugün hem Avrupa’da hem Türkiye’de toplumsal yapıların çözülmesi, kültürel yozlaşma ve bireylerin yalnızlaşması ciddi bir mesele haline gelmiştir” diyen Dervişoğlu, “Güvenlik arzı talebinin yeni biçimleri, özgürlükleri kısıtlamaktadır. Bireyler mensubu oldukları milletlere, milletler ise insanlık ailesine yabancılaştırılmaktadır. İnsanlar dar kimlik alanlarına itilmekte, kimlik siyaseti de toplumu ortak bir bütün olmaktan çıkarıp, karşılıklı yargıların ve suskunlukların hâkim olduğu bir yapıya dönüştürmektedir. Sosyal medya şirketlerinin sorumluluğu, ifade hürriyetinin siber zorbalığa ve linç kültürüne dönüşmesi, özgür medya kavramının propaganda ve manipülasyon için istismar edilmesi, ayrıca mülkiyet hakkının bir servet transferi aracına çevrilmesi artık açıkça tartışılmalıdır. Bizim insan hakları krizinden anladığımız ve çözüm bekleyen başlıca meseleler bunlardır. Boyutları çok daha derinlemesine konuşulmayı hak etmekle birlikte Kahramanmaraş’ta yaşadığımız elim hadise de bu süreçlerin bir yansımasıdır” dedi.
“DEMOKRASİ CEPHESİNDE TIKANMA OLDUĞU AÇIK”
İnsan hakları alanında olduğu gibi demokrasi cephesinde de bir tıkanma olduğunu savunan Dervişoğlu, “Bir tarafta halktan kopuk, bürokratik siyaset; diğer tarafta halk adına konuşarak kurumları yıpratan otoriter siyaset vardır. Oysa gerçek demokrasi hem kurumları koruyan hem
de milleti temsil eden bir denge rejimidir. Bugün ne yazık ki bu denge bozulmuş, kurumlar ile temsil birbirini tamamlayan değil, birbirini dışlayan alanlara dönüşmüştür. Türkiye dahil Avrupa demokrasilerinin temel sorunlarından birisi de budur” ifadelerini kullandı.
“GAZZE VE FİLİSTİN TÜM İNSANLIĞIN ORTAK YARASI HALİNE GELDİ”
Dervişoğlu, “Uluslararası ilişkiler alanında son yıllarda ortaya çıkan belirsizlik ve tekinsizlik hâli, yaşananların genele yansımasıdır. Kurallar işlememekte, birlik veya ittifak yapıları aksamaktadır. Bugün tüm dünyada müdahaleler ve savaşlar, tehlikeli düzeyde yoğunlaşmıştır. Rusya'dan Kafkasya’ya, İran'dan Venezuela’ya, Asya Pasifik Bölgesinden kutuplara kadar çatışma ve gerilimler, endişe ve korku kaynağıdır. Gazze ve Filistin ise ayrı bir başlıktır ve artık tüm insanlığın ortak yarası haline gelmiştir. Bu tarif sadece acı ve keder verdiği için değildir. O yara tedavi edilmedikçe ve ona sebep olan anlayış sona erdirilmedikçe tüm uygarlık zehirlenmeye devam edeceği içindir” diye ekledi.
İYİ Parti Genel Başkanı şöyle devam etti:
“Bugün insan hakları ve demokrasi ilkeleri dahi sorgulanır, hatta kötülenir hale geldiyse; bu durum o değerlerin tabiri caizse kayda geçirildiği coğrafyalardaki malum aktörlerce umarsızca istismar edilmeleri sebebiyledir. Büyük kötülüklere ara ve kılıf yapıldığı içindir. Biz tüm bu ortak sorunlarımızın panzehiri olarak; partizanlık yerine demokrasiyi, kimlik siyaseti yerine yurttaş eşitliğini, güvenlik devleti yerine hukuk devletini savunuyoruz. Çünkü meşveret, meclis, istişare, tarihsel ve kültürel birer parçamızdır. Cumhuriyet devletini kurmamız da kendimize layık gördüğümüz birlik ve düzen anlayışındandır. Eşitlik, özgürlük, adalet, kardeşlik, hukuk devleti ve insan hakları idealleri, Türk milletinin asırlardır başat aktör olarak katkıda bulunduğu zihinsel ve vicdani etkileşimlerin ortak çıktılarıdır? Kısaca biz hem kendimiz için iyi olanı hem de insanlık için iyi olanı istedik ve istemeye devam ediyoruz. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın derken de yurtta sulh cihanda sulh derken de aynı kitabın sayfalarından sesleniyoruz. İçeride yahut dışarıda hiç kimsenin gücü bu engin mürekkeple yazılmış satırların bir harfini dahi silmeye yetmez. Ayrıca da yetmeyecektir. Ne Türk milleti ne de insanlık, eriştiği noktanın gerisine düşmez, düşmeyecektir. Yarın yahut yarından da yakın, yeni bir düzen tesis edilecekse de; bu ancak daha ileri gitmek, refahı, huzuru, barışı, istikrarı, güveni ve demokrasiyi kısaca her bireyin hakkını teslim etmek adına olacaktır. Türkiye üzerine düşeni yapacaktır, İYİ Parti bu yolla üzerine düşeni yapmaktan geri durmayacaktır”
“TÜRKİYE'DEN TASFİYE EDİLMESİ İCAP EDER”
Basın açıklamasının sonunda gazetecilerin sorularını yanıtlayan Dervişoğlu’na, ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın tepki çeken sözleri hatırlatıldı.
“Bu konuyla alakalı benim yorumum oldukça açık ve nettir” diyen Dervişoğlu, “Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nden bakıldığında, Avrupa Birliği’nden bakıldığında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarıyla ilgili uygulamalar penceresinden bakıldığında; Türkiye'de aranan şeyin demokrasi, hukuk ve adalet olduğu gerçeğiyle buluşuyoruz. Kendini süper güç olarak ilan etmiş bir ülkenin Türkiye büyükelçisi, demokrasiyi hâkim kılmak isteyen bir ülkeye karşı; ‘Buraya layık rejim demokrasi değil monarşidir’ diyorsa ve hatta yeni ön eklemeler yaparak müşfik monarşi gibi yol göstermelerde bulunuyorsa, bu onun ve ülkesinin niyetinin
alenileştirilmesi sonucunu da beraberinde getirir. Türkiye çıkmış olduğu demokrasi yolculuğunu sürdürecektir. Demokrasiyi, hukuku, adaleti temin ve tesis etme çabası sergileyen bir ülkeye monarşi öneren aklın da Türkiye'den tasfiye edilmesi icap eder. Dün Stuttgart’ta söyledim, bugün Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nde de aynı cümlelerle ifade ederim ki; bunu söyleyen büyükelçi biz iktidarda olsaydık istenmeyen adam ilan edilir ve bir dakika bile Türkiye’de kalamazdı” ifadesini kullandı.
“ANKARA'DA AYRI AVRUPA BAŞKENTLERİNDE AYRI KONUŞAN BİRİ DEĞİLİM”
Yaptığı görüşmelerde hani konuların gündeme geldiği sorulan Dervişoğlu, “Umut hakkı konuşuldu, terörsüz Türkiye diye isimlendirilen ve benim her yerde eleştirdiğim bir terör örgütü liderinin yol göstericiliğinde düzenlenen sürecin ortaya çıkardığı sonuçların parlamentodaki yansımalarının ne olabileceğini konuştuk. Orada da Türkiye’de neleri söylediysem, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde ve oranın yetkililerine de aynı şeyi söyledim. Ankara'da ayrı Avrupa başkentlerinde ayrı konuşan biri değilim. Ben doğrularımı dünyanın her yerinde her şartta dile getirme sorumluluğuyla hareket etmek mecburiyetindeyim. Çünkü ben iyiler ve cesurlar hareketinin genel başkanıyım. Hem konseyde görüştüğümüz grup başkanlarının hem de
meclis başkanının, söylediklerimi baktığım pencereden değerlendirecektir diye umut ediyorum” yanıtını verdi.
Müsavat Dervişoğlu: Türkiye’nin düzlüğe çıkması için parlamenter sistem şartGündem