DEVA Partisi'nin kapısından hiç içeri adım attınız mı bilmiyorum. Ancak bir gün yolunuz düşerse mutlaka uğrayın; parti kadrolarının samimiyetine ve misafirperverliğine bizzat şahit olun derim. İlk kurulduğu günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bile siyaseten çekindiği DEVA Partisi'nin Genel Başkanı Ali Babacan ile bir araya geldiğinizde, o engin birikimini aktarırken sergilediği mütevazılığa hayran kalmamak elde değil. Türkiye'nin asıl ve en yakıcı gündemi olan ekonomide, geçmiş bakanlık dönemlerinin en başarılı politikacılarından biri olan Babacan ile gerçekleştirdiğimiz bu özel söyleşi, eminim ki herkesi derin bir muhasebeye sevk edecek.

Şimdi sizleri; Babacan'la toplumsal çöküşten ekonomik krize, erken seçim tartışmalarından savunma sanayiine ve hepsinden öte "nerede o eski zamanlar" dedirtecek samimi bir sohbetle baş başa bırakıyorum...

Türkiye'nin siyasi ve ekonomik gündemi her geçen gün daha da hareketlenirken, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, YENİÇAĞ Gazetesi’nin sorularını yanıtladı. Bu kapsamlı özel söyleşide çok kritik değerlendirmelerde bulunan Babacan; erken seçim tartışmalarından ekonomideki yüksek faiz sarmalına, milliyetçilik tanımından yeni alternatif arayışlarına kadar pek çok başlığa çarpıcı yanıtlar verdi. Babacan ayrıca özel hayatına, çalışma temposuna ve geçmişte yaşadığı özel anılara da geniş yer ayırdı.
'SİYASİ KUTUPLAŞMA VE GERİLİM, HER ALANDA GÜVENLİĞİMİZİ TEHDİT EDİYOR'
Söyleşiye şüphesiz hepimizin yüreğini yakan, 14 gencimizin hayatını kaybetti okul katliamı ile başladık. Keşke bu soru hiç sorulmasaydı ama Babacan’a göre "Siyasi kutuplaşma ve gerilim, her alanda güvenliğimizi tehdit ediyor."
“Yaşanan olaylardan büyük bir üzüntü duyduk. Ancak, olayların niteliğine baktığımızda, yarınlara dair kaygılarımız bugünkü üzüntümüzden daha da büyük” diyen babacan şunları kaydetti:
“Ülkemizde üretilen siyasi kutuplaşma ve toplumsal gerginlik, hayatın her alanında güvenliğimizi tehdit edecek boyutlara ulaştı. Bireysel silahlanma kontrolsüz şekilde yaygınlaşıyor. Trafikteki pek çok insan, küçük bir kıvılcımla patlamaya hazır şekilde aracını kullanıyor.
‘TÜRKİYE’NİN KÜLTÜR POLİTİKASINA İHTİYACI VAR’
Gençler için eğitimde ve iş gücünde fırsat eşitliği kalmadı artık. 15-34 yaş arası 24 milyon gencimizin 6,5 milyonu ne eğitimde ne de işte. Küçük yaştaki çocuklar uyuşturucu, sanal kumar, çeteleşme gibi suçlara sürükleniyor.
Türkiye’nin acilen bir “Kültür politikası”na ihtiyacı var. Ama en başta da siyasetin dilinin yumuşamasına ihtiyaç var. Başarı üretemeyince sürekli düşman üreten; toplumu gererek, kutuplaştırarak iktidarda kalmaya çalışan bu yönetim zihniyetinin değişmesi gerekiyor.”
‘SEÇİMİN NE ZAMAN OLACAĞI ERDOĞAN’IN İŞİNE NE ZAMAN GELİRSE İLE ALAKALI’
Kamuoyunda giderek daha fazla dillendirilen erken seçim ihtimalinin aslında Cumhurbaşkanı Erdoğan için anayasal bir zorunluluk olduğunu belirten Babacan, Berna Can'ın seçim takvimine ilişkin sorusuna sürecin nasıl işleyeceğini anlatarak net bir yanıt verdi:
“Şu anda seçim kararını ya Erdoğan tek başına alabiliyor ya da Meclis erken seçim kararı alabiliyor. Ancak Erdoğan'ın tekrar aday olması, Meclis'in 360 oyla erken seçim kararı almasına bağlı. Tekrar aday olmak istediğini rahatlıkla varsayabiliriz. Dolayısıyla bir şekilde bu seçimin meclis kararıyla ve bir miktar erken olması teknik olarak gerekiyor. Bu erken derken illa altı ay gerekmiyor; seçimi bir hafta bile öne çekseler bunun adı erken seçim oluyor. Fakat asıl seçimin ne zaman olacağı, Erdoğan'ın işine ne zaman geleceğiyle alakalı. Eğer ülkedeki genel şartları uygun görürse, daha erken bir zamanda da yapabilir. Asıl hesap şu olur; beş yıl kazanmak için mevcut sürenin kaç yılını ya da kaç ayını yakmaya razı olacak?”
'KAZANAN FAİZ ALAN YABANCI, KAYBEDEN SANAYİCİMİZ VE KOBİLERİMİZ'
Ekonomideki gidişatı ve özellikle döviz kurunu baskılamak için uygulanan yöntemleri sert bir dille eleştiren Babacan, bu politikaların faturasını doğrudan KOBİ'lerin ve sanayicilerin ödediğini vurguladı:
“Kuru çok yüksek faiz vererek tutuyorlar. Dünyanın en yüksek faizini vererek dışarıdan Türkiye'ye döviz çekiliyor ve Merkez Bankası'nın döviz rezervi de kuru baskılamakta kullanılıyor. Yüksek faizin asıl sebebi Türkiye'de enflasyonu düşürmek değil, dışarıdan dövizi cezbetmektir. Türkiye'ye dolar veya euro getirenler, dünyanın hiçbir yerinde kazanamayacakları kadar büyük paralar kazanıp gidiyorlar. Peki, burada kâr eden kim? Dışarıdan dövizini getirip faiz alanlar. Zarar eden kim? Kendi alın teriyle, bileğinin gücüyle üretip ihracat yapmaya çalışan KOBİ'lerimiz ve sanayicilerimizdir.”
'PARADAN ALTI SIFIR ATMAKTIR MİLLİYETÇİLİK'
Berna Can'ın milliyetçi cephedeki ittifak iddialarını ve bu kavrama nasıl yaklaştığını sorması üzerine söyleşinin en çarpıcı anlarından biri yaşandı. Hamasi söylemler yerine ekonomik başarı ve itibar üzerinden bir milliyetçilik tarifi yapan Babacan, kendi bakanlık dönemine işaret etti:
“Biz milliyetçiliği; bu milleti çok sevmek, millet için çok çalışmak ve faydalı hizmet üretmek olarak tanımlıyoruz. Türkiye'de enflasyon 34 yıldan sonra tek haneye indiyse ve 10 yıl boyunca tek hanede kaldıysa, paramızın itibarı bütün dünyada arttıysa işte bu milliyetçiliktir. Paramızın değerini korumak, paradan altı sıfırı atıp enflasyonu düşük seviyede tutmak milliyetçiliktir. Türkiye Cumhuriyeti pasaportunun değeri ekonomimizin en başarılı olduğu dönemde bütün dünyada çok daha iyiyse, o değeri oluşturmaktır milliyetçilik. Aynı zamanda milliyetçilik; bu milleti etnik kimliğine, dini inancına veya mezhebine bakmadan, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesi bağrına basmaktır.”
'İKTİDAR VE MUHALEFETE MESAFELİ YENİ ALTERNATİF ELZEM'
Siyasetteki kutuplaşma ve muhalefetin mevcut durumu hakkında da konuşan Babacan, iktidar ve ana muhalefet dışında yeni ve temiz bir yol açılması gerektiğinin altını çizdi:
“İktidarın içinde bulunduğu yanlışları ve etrafında oluşan menfaat şebekesini bir paket halinde düşündüğünüzde, iktidarın bu yanlışlardan dönmesini çok zor görüyoruz. Öte tarafta ana muhalefete baktığımızda ise özellikle 2023 seçimleri sonrasında farklı bir strateji izlendiğini görüyoruz. Dolayısıyla önümüzdeki seçimlere doğru giderken yeni bir alternatif inşasını çok önemli buluyoruz. Yani iktidarla da ana muhalefetle de mesafeli yeni bir alternatif inşası elzemdir. Türkiye'nin şu anda buna şiddetle ihtiyacı var. Bu yeni yapının tam merkezinde; önce insan diyen, hukuku ve adaleti merkeze koyan, temiz yönetim iddiasıyla hareket eden bir anlayış olmalıdır. Ortak paydada buluşabileceğimiz siyasi partilerle ve müstakil siyasetçilerle yeni bir alternatif inşasını önümüzdeki süreçte çok değerli görüyoruz.”
'SAVUNMA SANAYİİNDE GELİŞME REKABETLE OLUR'
Son yılların en çok tartışılan konularından olan savunma sanayii yatırımlarına da değinen Babacan, devlet desteğinin önemini kabul ederken şeffaflık ve liyakat uyarısı yaptı:
“Savunma sanayiinde gelişme rekabetle olur. Kendi firmalarınız arasında her zaman adil bir yarışma ve rekabet ortamı oluşturmalısınız. Devlet; adil, fırsat eşitliğine dayanan ve şeffaf bir şekilde destek vermelidir. Çünkü savunma sanayii devlet desteği olmadan gelişmez. Ancak devlet bu desteği çok sayıda firmaya verip onları yarıştırmalıdır. Ülke içinde rekabete iyi alışan kondisyonlu firmalarımız, uluslararası arenada da başarılı olacaktır.”
'BAKANLIK DÖNEMİMDE GÜNDE 4 SAAT UYUYORDUM'
Siyasetin stresli ortamından biraz uzaklaşarak özel hayatına dair sorduğu sorular da söyleşiye renk kattı. Uyku düzenine dair soruya Babacan, o yoğun mesai yıllarını hatırlatarak şu yanıtı verdi:
“Uyku sürem günde 6 saati pek geçmiyor. O yoğun devlet görevleri döneminde ortalaması 4 saatti. Hazine ışıkları gece 2'ye, 3'e kadar yanardı. Gece 1'e, 2'ye insanlara randevu verirdik, işimizi öyle yapardık. 13 yıl boyunca ortalama 4 saat uyudum. Bugünlerde de 6 saati geçmiyor ama çok şükür 5'in de altına düşmüyor.”
'NÜKLEER SİLAHIN YIKICILIĞINI ÇERNOBİL DİZİSİNDE GÖRDÜK'
Boş vakitlerinde neler izlediği sorulduğunda ise Babacan, hem ailesiyle geçirdiği zamanlardan hem de dünyadaki gelişmelere olan merakından örnekler sundu:
“Ailece en son, birkaç dalda Oscar ödülü de alan Frankenstein filmini izledik. Sırf makyajı için her gün sette 6 saat harcanıyormuş, çok güzel bir yapımdı. Netflix'te izlediğim en son yapımlardan biri ise Çernobil dizisiydi. O 6 bölümlük dizi gerçekten çok etkileyiciydi. Nükleer silahın ne kadar yıkıcı olabileceğinin en açık uyarısıydı. Nükleer silaha sahip olan ülkeleri yönetenlerin, onu tekrar tekrar izlemesi lazım.”
'GENÇLERİN TÜRKİYE’YE GELMEK İSTEDİĞİ YILLARI YAŞADIK'
Söyleşinin sonlarına doğru Türkiye'nin uluslararası arenadaki geçmiş gücüne ve itibarına dair unutamadığı bir anısını da Berna Can ile paylaşan Babacan, Dünya Bankası'nın eski başkanı ile olan o ilginç diyaloğu aktardı:
“Dünya Bankası'nın eski Başkanı James Wolfensohn vardı. 80 yaşında, kendi özel uçağıyla bütün dünyayı dolaşan bir adamdı. 8 yıllık görev süresi dolmaya yakın beni aradı ve ‘Birkaç sene İstanbul'da yaşamak istiyorum’ dedi. O zamanlar gittiğimiz her ülkede Avrupalı gençler yanımıza gelip Türkiye'de staj yapmak, burada çalışmak istediklerini söylerlerdi. Dünyanın her yerini bilen 80 yaşındaki bir adam ömrünün son demlerinde İstanbul'da yaşamak istiyordu. Gençlerin bugün Avrupa'ya gittiğini konuşuyoruz ama biz, gençlerin Türkiye'ye gelmek için can attığı yılları yaşadık.”


