Balıkesir Sındırgı üzerinde meydana gelen 6.2 büyüklüğündeki depremin ardından beşik gibi sallanmaya devam ediyor. Son olarak Sındırgı’da 5.1 büyüklüğünde bir deprem meydana gelmişti.
'SINDIRGI‘DA YANARDAĞ PATLAYACAK DEMEYİN'
Depremlerin ardı ardına sürmesi ise bölgede büyük paniğe sebep oldu. Depremlerin ardı ardına sürmesine dair Jeofizik Y. Mühendisi Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan’dan çarpıcı analiz yazısı geldi. Ercan, geçmişteki yanardağ patlamalarını hatırlatarak, ”Sakın siz bu rüyaya bakarak, Ercan bilmenimiz düşünü görmüş, Sındırgı‘da yanardağ patlayacak demeyin. Öyle bir uyarım yok” dedi.
NEDENLERİNİ SIRALADI
Ercan nedenini ise şu şekilde anlattı:
“Ancak 205 km boylu, üç dallı Sındırgı, Simav kırığı boyunca sıcak, kızgın su çıkışları, ılıcalar, kaplıcalar var. Bunlar yeraltında mağma sokulumunun, kızgın yumruların olduğunun birer belirtisi. En kuzey-doğu böleği olan Sındırgı altında da mağma yumrusu olamaz mı? Olabilir.
Geçmişte bu bölgede yanardağ patlamaları olmamış mı? Olmuş. Peki! Gelecekte olamaz mı? Olabilir. Yerkabuğu kendini yeniler. Yeni güre(enerji) kaynakları ortaya çıkar. Yeryuvarının işleyişi böyle. Görkemli bir gizem.
Günün birinde Sındırgı‘daki sarsıntılar bitecek. M6,1’den daha büyük bir depremin gelecekte patlayacağını düşünmüyorum. Ben şimdi yatıp uyuyacağım saat 05:35, siz de yatın sağlığınıza bakın. Bu bir rüyaydı, bir Jeofizik profesörünün düşü. Ocak’ın 27’si, yıl 2026.”

AÇIKLAMASININ DİĞER BÖLÜMÜ
Ahmet Ercan’ın X hesabındaki paylaşımının diğer kısımları ise şu şekilde;
“M6,2’lik deprem olmuştu. Depremin yaratmış olduğu sarsıntı dalgaları yerin altından geçerken, ayaklarımın altındaki toprak bir inip bir kalkıyor, yer dalga dalga sarsılıyor, evler, araçlar, yapılar o dalga ile uyumlu olarak bir inip bir kalkıyordu.
Birden kendimi sındırgıda bulmuştum. Sındırgı’nın olduğu yerden hemen biraz uzakta Sındırgı kırığını üzerinde bir yanardağı oluşmuştu. Uzaktan yanardağın bacasının ağzından su buharları, duman, ateş, lav püskürdüğünü görüyordum.
Yanımda birkaç kişi ile yanardağ bacasına doğru gittim. Kusak (Lav)# ve buhar püskülten yanardağ bacası, şiddetli soluk alan bir kişinin göğsü gibi bir inip, bir kalkıyordu.
Sonunda baca çöktü. Baca çökünce yanardağın biçimi sanki kesik koni gibi olmuştu.
Gittiğimde birkaç bilim adamı yanardağ çevresinde incelemeler yapıyordu. Oysa çok sakıncalıydı. Yanardağ güm diye patlayabilir. Belki bacayı da uçurabilirdi. Çekinerek gittim. Yanardağın çöken bacası tırmandım. Ağzını ( Kaldera) görmek istiyordum. Kapkara tepesine ulaştım, görüntü eşsizdi.
Ağzının içine bakınca kıpkızıl kusağın(lavın) höpür höpür, kocaman kabarcıklar gibi şişip, şişip, sönerek kaynadığını gördüm.
Çöküntünün boyutunu görmek için gözümle Ölçekliyordum. Yaklaşık 50 metre kadar göçmüştü.
Sonunda Ağustos 2025’ten beri olan sarsılan, bir türlü dinginleşmeden oluşan deprem ile depremcik sarsıntıları 27 Ocak 2026’da saat 04:30’da bir yanardağın patlamasıyla sonuçlanmıştı.
Hemen elime kağıt kalemi aldım gördüklerimi yazmaya başladım. Yanardağı ağzının hem fotoğrafını çekiyordum hem de elimdeki deftere çiziyordum. Öteki bilimcilerle konuşuyor düşüncelerimi anlatıyordum. Çevrede çok az kişiler vardı. Buralarda durmak çok sakıncalıydı. Kızgın su baharı, püsküren kızgın küller her şeyi yakıp kavurabilirdi.
Sonra yanardağdan uzaklaştım. Çünkü bir patlamayla bacayı uçurabilir herkes ölebilirdi. Kusakların bılkı bılkı akışını izledim. Her yer kapkara yanardağ taşlarıyla doluydu. Onlar içinden akan kusakların tabanı kızıl, yüzeyi karaydı. Kusak akışı önüne gelen her şeyi sürüklüyor, yeşil ağaçlar cayır cayır yanıyordu. Akışa geçen kusaklar soğuyunca sanki donmuş kara köpürüğe dönüşüyordu. İçlerinde boşluklar, koparıp sürüklediği kayalar. Kapkara, köpür köpür bir yanardağ kusuğu. Bu yer kusuğu 35-40 kilometre derinden ta yüzeryuvardan( astonosferden) gelmişti. Yer kabuğunu yeniliyor, kırığını yamıyordu. Bu ne ulu bir işleyiş ile görkemdi!
Çevre ılık, belki sıcak, gökyüzü yanardağ külleriyle kapkara kaplıydı. Kara bulutlar ardında yıldızlar bir görünüp bir yitiyorlardı.
Başımdan kaymış yastığı elimle düzelttim. Kendime geldim, uykudan uyandım. Kapkaranlık odamda uzandığım yataktan kalktım. Başımı koyduğum yastık, iç gömleğim yam yaştı. Terlemiştim. Kalktım yatagin içinde oturdum. Bu bir bilim adamının düşüydü. Ayak yoluna gittim yüzümü yıkadım.
Bunu unutmadan yazmalısın dedim. Ve yazdım.”