Fon krizinde yeni bomba patladı.
Bu kez mesele bireysel yatırımcı değil.
Şirketler.
TCMB’nin son analizine göre tasfiye kapsamındaki fonlarda 4 bin 500 şirketin tam 116,2 milyar lirası var.
Az buz değil;
tam 116 milyar lira.
Elbette bu, para battı anlamına gelmiyor ama ne kadarının ne zaman verileceği belli değil.
Sonuçta şirketler paralarına ulaşamıyor ve bunun da bedeli ağır oluyor.
Çünkü şirketin derdi sadece parası değil, bu paranın nerede kullanılacağı.
Maaş geldiğinde,
vergi kapıya dayandığında,
çek yazıldığında,
tedarikçi alacağını sorduğunda,
kredi taksiti geldiğinde,
“Para fonda kilitlendi.” diyemeyecek elbet.
Dese de karşılığı olmayacak.
Alacaklı parasını isteyecek sonuçta.
Şimdi şunu diyenler olabilir;
“Yahu kardeşim, şirket de parasını işinde kullansaydı. Ne işi vardı fonda?”
Ama işin aslı tam olarak o değil.
Çünkü;
116 milyar liranın yaklaşık 57 milyar lirası para piyasası fonlarında.
Yani şirketlerin önemli bir bölümü bu fonları uzun vadeli yatırım yapmak için değil,
günlük nakdini değerlendirmek için kullanmış.
Yani devletine güvenip yapılması gerekeni yapmış.
Para işte kullanılmadığı zamanlarda değerlendirerek enflasyona karşı kendisini korumaya çalışmış.
Başka bir ifadeyle;
bu para şirketin yatırım parası değil,
korunma parası.
Maaş günü geldiğinde,
hammadde parası ödeneceğinde,
tedarikçinin günü geldiğinde,
vergi ödemesi yapılacağında,
çekip ödeyeceği para.
Bir nevi bankadaki parası.
Ve şimdi bu para kilitli.
Şirketler de ne yapacaklarını şaşırmış durumda.
Tabii bizimkiler konuyu çözeceklerine hemen durum tespidi yaptılar.
TCMB verilerine göre;
bu şirketlerin tasfiye sonrasında kısa vadeli TL kredi kullanımındaki payı artmış.
Yani çoğu mecburen banka kredisine yönelmiş.
Adamın kendi parası bloke olunca banka faizine mahkûm olmuş yani.
Parasıyla faiz alacakken faiz öder pozisyonuna düşmüş.
İnsanları düşürdükleri duruma bakar mısınız?
Hadi o zaman gelin bir hesap yapalım.
Diyelim şirketin 50 milyon lirası fonda kaldı.
Bu para üç ay boyunca çıkmadı.
Şirket de işletmeyi döndürmek için 50 milyon liralık kısa vadeli kredi kullanmak zorunda kaldı.
Kredinin yıllık maliyetini yüzde 50 kabul edelim.
Bu durumda üç aylık yaklaşık finansman maliyeti;
6 milyon 250 bin lira olacak.
Şaka değil !!!
6 milyon 250 bin lira…
Yani şirket parasını alamadığı için resmen faiz batağına batacak.
Ve üç ay sonra fon parasını eksiksiz verse bile;
sadece o paraya zamanında ulaşamadığı için milyonlarca lira faiz ödemiş olacak.
Üstelik bu sadece basit bir örnek.
İçeride daha fazla parası olanların ödeyeceği faizi siz hesaplayın…
İşte asıl mesele tam olarak bu.
Paranı geri almak, bu süreçten zararsız çıktığın anlamına gelmiyor.
Para geri geliyor;
ama ödediğin faiz cabası.
Üstelik olay sadece şirketle de bitmiyor.
Bir şirket tedarikçisine ödeme yapamazsa;
tedarikçi de kendi borcunu ödeyemiyor.
O da başkasından borç alıyor.
Ve bir fon problemi dönüp dolaşıp;
tüm reel sektörün problemi hâline geliyor.
Bu arada rakamlar birilerine küçük görünebilir ama unutmayın, küçük görünen bu rakam çoğu şirket için can suyu.
Üstelik eğer bir firmanın dönen varlıklarının yarısından fazlası fonda kalmışsa;
o şirket için mesele artık hayatta kalma meselesi.
Ayrıca tasfiye süreci hemen bitecek diye bir şey de yok.
Bazı fonlarda süre 3 aydan 6 aya çıkarıldı.
Şirket parasını altı ay sonra tam olarak geri alsa bile;
bugün kullanamadığı paranın maliyeti ortadan kalkmıyor.
Velhasıl;
fon krizinin reel sektördeki asıl faturası sadece;
“Kaç lira geri alınacak?”
sorusu değil.
Asıl mesele;
“Şirket o para gelene kadar neyle yaşayacak?”
Ve işin kötü tarafı,
bu süreci döndüremeyen pek çok şirket ayakta da kalamayacak.
İşte fon krizinin reel sektördeki gerçek yüzü bu:
Birkaç uyanık malı götürürken göz yumulduğu için;
şimdi binlerce şirket topun ağzında duruyor.
Ne diyeyim;
helal olsun size;
gerçekten süper ekonomi yönetimi…