Türkiye son günlerde tuhaf bir aynaya bakıyor. Aynanın yüzeyi pürüzsüz değil; kırık, çatlak ve her parçası başka bir gerçeği yansıtıyor. Bir parçada yapılan narkotik baskınları… Diğerinde magazin sayfalarından taşan “ünlü operasyonları”… bir köşede ise sessizce toprağa verilen gençler.
Bu gerçekten büyüyen bir kriz mi, yoksa sadece daha çok mu görünür oldu?
Gerçekler manşetlerde değil, rakamlarda saklı.
Dünya genelinde tabloya baktığınızda Türkiye “ağır kullanıcı ülkeler” içinde değil. Küresel ölçekte 15-64 yaş arası nüfusun yaklaşık %5,8’i en az bir kez uyuşturucu kullanmışken, Türkiye’de bu oran %3,1 civarında. Yani yüzeyde bakıldığında “temiz sayfa” gibi duran bir ülke…
Ama o sayfanın altına sızan mürekkep sentetik.
Rakamlar yalan söylemez ama bazen insanı utandıracak kadar dürüst olurlar.
2024 yılında uyuşturucu bağlantılı ölümler 427’ye çıktı. Bir önceki yıla göre %42,3 artış. Bu, bir istatistik değil; neredeyse her gün bir cenaze demek. Daha çarpıcısı, bu ölümlerin yarıya yakını bonzai, üçte biri metamfetamin kaynaklı. Yani mesele kimyasal bir felaketin içinde olmamız.
Çoklu madde kullanımı %57’yi geçmiş durumda. Yani insanlar artık tek bir bataklığa değil, aynı anda birkaçına saplanıyor.
Bir başka veri... 309 bini aşkın narkotik olay. %83’ü “kullanım” kapsamında. Bu şu demek; mesele artık birkaç büyük kartel değil, sokakta sıradanlaşmış bir alışkanlık.
Bir başka veri daha... Tedavi başvuruları 390 binin üzerine çıkmış.
Ve en çarpıcısı... Metamfetamin yakalamaları 33 tonun üzerine çıkmış. 81 ilin tamamında. Yani artık bu iş “şu şehirde var, burada yok” meselesi değil.
Peki medya mı abartıyor?
Hayır. Medya sadece projektörü tutuyor.
Ünlü isimlere yapılan operasyonlar, bu işin vitrin kısmı. Parlak, dikkat çekici, bol tıklamalı… Ama gerçekte o vitrin, arka sokakların küçük bir yansıması. Çünkü aynı anda on binlerce “isimsiz” dosya açılıyor, yüz binlerce kişi sisteme giriyor.
Magazin, bu işin sadece parfüm sıkılmış hali. Gerçek ise ter kokuyor.
Bugün Türkiye’de uyuşturucu meselesi bir “suç” olmaktan çok bir “toplumsal semptom” haline gelmiş durumda.
Türkiye hala dünyanın en kötüleri arasında değil. Ama hızla kötüleşenler arasında.