Bir dönem terör örgütü YPG/SDG’de sözde sorumlu olan “Ali” kod adlı Ahmet Osman PKK’nın ABD’yi dolandırdığını belirterek, ABD’den alınan silahları sattığını itiraf etti. Öte yandan Osman DEM Partili belediyelerden kendilerine pay ayrıldığını anlattı.

Güvenlik ve istihbarat uzmanı Serkan Yıldız, Ali kod adlı Ahmet Osman’ın ABD’yi kendi parasıyla nasıl dolandırdıklarını anlattığı itiraf üzerinden, olayın nasıl bir sistemde gerçekleştiğini analiz etti.

Sosyal medya hesabı üzerinden paylaşımda bulunan Yıldız, dolandırıcılığın sistemini şu sözlerle anlattı,

PKK, ABD’Yİ NASIL DOLANDIRDI?

“İstihbarat sahasında "tesadüf" yoktur, sadece fark edilmeyen bağlantılar vardır.

Ahmet Osman’ın itirafları bir magazin haberi değil, sistematik bir fon yönlendirme operasyonunun teknik dökümüdür.

ABD yasaları (Title 10), devlet olmayan aktörlere "maaş" ödenmesini yasaklar. Pentagon, bu yasal duvarı aşmak için SDG ödemelerini "Yaşam Desteği" koduyla sınıflandırır. Bu basit bir kelime oyunu değil, denetimden kaçışın arka kapısıdır.

Maaş bankadan yatar, iz bırakır. "Yaşam Desteği" ise operasyonel fon kapsamında nakit dağıtılabilir. Bölgede banka sistemi olmadığı için ABD Hazinesi’nden çıkan milyonlarca dolar, "Havale" ofisleri ve nakit kuryeleriyle sahaya iner.

Napolyon ne demişti? "Ordular mideleri üzerinde yürür." Ama burada yürüyen sadece para. "Kağıt İzi", paranın komutanın çadırına girdiği an sona erer.

Denetleyemediğin para, müttefikini değil, onun "gölge kasasını" besler.

Peki, bu kasa nasıl şişiriliyor? Matematiğine bakalım...”

“HAYALET ASKER MATEMATİĞİ”

“Burada devreye "Hayalet Asker" matematiği giriyor.

Kağıt üzerinde SDG personel sayısı 100.000 bandında gösterilirken, ABD Dışişleri’nin iç yazışmalarında "Çekirdek Güç" tahmini 35.000 civarındadır. Aradaki fark, sadece istatistik hatası değil; devasa bir vurgun mekanizmasıdır.

Biyometrik kayıt sistemleri (parmak izi/retina), merkezi bir veritabanı ile tam entegre çalışmaz. Sahada "internet yok" veya "güvenlik riski" bahanesiyle veriler manuel işlenir. Komutan, 100 askeri varken 200 kişilik liste sunar.

Ölmüş, firar etmiş veya hiç var olmamış binlerce kişinin kişi başı 300 dolarlık ödemesini kim alıyor? Elbette listeyi yapanlar.

Sun Tzu der ki: "Savaş hileye dayanır." Buradaki hile düşmana karşı değil, fon sağlayıcıya karşı yapılıyor.

Aylık yaklaşık 9 Milyon USD, tek bir kurşun atmayan hayaletlere ödeniyor.

Peki, bu nakit akışı yetiyor mu? Asla. Sırada petrol var...”

“İSTİHBARATTA BUNA "STRATEJİK KÖRLÜK" DENİR”

“Suriye petrolünün %70’i SDG kontrolündedir ama işleyecek rafinerileri yoktur. Esad rejiminin rafinerisi vardır ama petrolü yoktur. Bu, zorunlu ve kirli bir ticari evliliktir.

ABD’nin "Caesar Yasası" rejimle ticareti yasaklar. Ancak sahada binlerce tankerlik konvoylar Fırat hattında mekik dokur.

Yaptırım listesindeki şirketler, tanker filolarıyla ham petrolü taşır, navlun ve satış bedeli nakit döner.

Sizce ABD uyduları (KH-11) ve İHA’ları (MQ-9 Reaper), tankerlerin devasa motor ısı imzalarını görmüyor mu? Görüyorlar.

İstihbaratta buna "Stratejik Körlük" denir. Bazen görmemek, bir politika tercihidir.

ABD askeri, günün sonunda ABD yaptırımlarını delen tankerlerin fiili güvenliğini sağlamaktadır.

Ama bu kadar nakit para dikkat çeker. Nasıl aklanacak?”

“PETROL PARASI BETONA VE DEMİRE DÖNÜŞTÜRÜLEREK "TEMİZ" SERVET HALİNE GETİRİLİR”

“Petrol sahalarındaki ilkel "Çaydanlık" rafinerileri sadece düşük oktanlı mazot üretir. Büyük para, ham petrolün satışından gelen sıcak nakittir. Bu para sistem dışına çıkarılmalıdır.

Nakit, Kuzey Irak veya iç piyasada "inşaat ve altyapı" projeleri üzerinden aklanır. ABD'nin verdiği "Genel Lisans 22" muafiyeti, tarım ve inşaat sektörüne para girişini serbest bırakır.

Sistem basit: Petrol geliri, sanki yasal bir ticari faaliyetmiş gibi inşaat şirketlerine faturalandırılır. Bu şirketler kimin? Genellikle örgütle bağlantılı paravan yapılar.

Petrol parası betona ve demire dönüştürülerek "temiz" servet haline getirilir.

Siz olsanız, bu kadar kolay kazanılan parayla sadece bina mı yapardınız? Yoksa silah mı alırdınız?”

“FİNANSMAN SADECE DIŞARIDAN GELMİYOR…”

“Gelelim silahlara. ABD tarafından hibe edilen M4'ler ve AT-4 tanksavarlar neden karaborsada veya başka cephelerde karşımıza çıkıyor?

Teknik açık şurada: "Son Kullanıcı Denetimi" (EUM), çatışma bölgelerinde %100 uygulanamaz. Silahın barkodu, teslimattan sonra takipten çıkar.

Komutanlar, sattıkları veya başka bölgelere transfer ettikleri silahları raporlarına "Çatışma Zayiatı"olarak işler. Kanıt mı lazım? Patlamış herhangi bir araç fotoğrafı dosyaya eklenir.

Bir silahın "kayıp" olarak raporlanması, onun muhasebe kaydını siler ama fiziksel varlığını yok etmez. O silah artık "kayıtsızdır" ve en yüksek fiyatı verene gitmeye hazırdır.

Pentagon envanterinden düşülen silah, gün gelir başka bir sınırda namlusunu müttefike çevirir.

Ama finansman sadece dışarıdan gelmiyor...”

“KURYE SİSTEMİ KULLANILIYOR”

“Havuzun bir musluğu da içeriden akıyor. Finansman sadece ABD kaynaklı değil.

MASAK raporlarını iyi okuyanlar, bazı yerel yönetim (DEM'li Belediyeler) ihalelerindeki "aşırı fiyatlandırma" ve yapılmayan işler için kesilen faturaları net görür. İhale örgüte yakın şirkete verilir, para tahsil edilir, nakde çevrilir.

EFT iz bırakır. Bu yüzden "kurye" sistemi kullanılır. Ahmet Osman’ın ifşaatı, bu paranın Kandil’deki "ana kasa" ile nasıl birleştiğini doğruluyor.

Terör finansmanında en güvenli yol, yasal kamu ihalesi kılıfına girmektir. Kamu hizmeti için ayrılan bütçe, sınır ötesinde mühimmata dönüşür.

Peki, dünyanın süper gücü ABD, kendi parasıyla dönen bu çarkı neden durduramıyor? Cevap korkutucu derecede basit...”

“BU İTİRAFLAR NEDEN ŞİMDİ GELDİ?”

“ABD Savunma Bakanlığı Başmüfettişliği, Pentagon mali tablolarına 7 yıldır "Görüş Bildirmekten Kaçınma" notu düşüyor. Kendi bütçesini denetleyemeyen kurumun, Suriye çölünü denetlemesi imkansızdır.

Denetçiler güvenlik gerekçesiyle sahaya inmez. "Uzaktan Denetim" yapılır. Yani denetçi, hırsızın gönderdiği Excel tablosuna "doğru" kabulüyle bakar.

Raporlarda "Veri Güvenilirliği Sorunları" ibaresi kullanılarak sorumluluktan kaçılır. Bu diplomatik dilde "Biliyoruz ama ispatlayamıyoruz, ispatlasak da işimize gelmez" demektir.

Denetimin olmadığı yerde fonlama, stratejik yardım değil, düpedüz "haraç" niteliği taşır. ABD bürokrasisi, başarısızlığını teknik jargonun arkasına saklıyor.

Ve şimdi perde kapanıyor. Bu itiraflar neden şimdi geldi?”

“NAKİT AKIŞI SIKIŞAN YAPILAR AGRESİFLEŞİR”

“Aralık 2024 itibarıyla bölgesel dengelerin değişmesi, SDG’nin petrolü satacağı "stabil" müşterileri sarstı. Nakit akışı sıkışan yapılar agresifleşir.

Maaş alamayan "gerçek" terör unsurları silahlarını satmaya veya taraf değiştirmeye başlar. Paralı ordularda sadakat, son ödenen çeke bağlıdır. Çek karşılıksız çıkarsa, namlular döner.

Ahmet Osman’ın itirafı, batan gemiden kaçanların "sigorta poliçesi"dir. Bilgi karşılığı güvenlik satın almaktadır.

Vekalet savaşlarında kullanılan örgütler, bir noktadan sonra "Frankenstein"a dönüşür; yaratıcısını tanımaz ve sadece kendi beslenmesine odaklanır.

"ABD'yi dolandırdık" cümlesi bir itiraf değil; ABD'nin "kullan-at" stratejisine karşı örgütün geliştirdiği "çal-biriktir-kaç" stratejisinin ilanıdır.

Oyunun kuralı budur: Kasayı tutan her zaman kazanmaz, bazen kasayı boşaltıp kaçan kazanır.”