YENİÇAĞ - Berna CAN / Özel Haber
Ankara’nın gri havasında bugünlerde sadece siyasi polemikler değil, derinden gelen bir sessizlik konuşuluyor. CHP içindeki bitmek bilmeyen güç savaşları, üst üste yığılan dava süreçleri ve her gün bir yenisi patlak veren krizler karşısında Kemal Kılıçdaroğlu neden bir kelime bile etmiyor? Herkesin Akın Gürlek’in Adalet Bakanlığı’na gelmesiyle hız kazanacağını düşündüğü ‘mutlak butlan’ davası öncesi "taktiksel bir geri çekilme" olarak nitelendirdiği bu suskunluğun ardında, aslında siyasetin en kirli dehlizlerinden bile daha ağır bir gerçek yatıyor.

SELVİ HANIM’IN EN AĞIR SINAVI VE KEMAL BEY’İN VEFASI
Ankara’da konuşulan ama yazılmayan, Kılıçdaroğlu ve ailesine yakın isimlerin bildiği ve vicdanı olan herkesi durup düşündürecek olan o bilgi şu: Kemal Kılıçdaroğlu’nun sessizliği bir kaçış değil, bir nöbet. Eşi Selvi Kılıçdaroğlu, bir süredir kanser illetinin en ağır ve en hırpalayıcı evresiyle mücadele ediyor. Kemoterapinin bitkin düşürdüğü, her saatin bir sınav olduğu bu süreçte Kemal Bey, siyasetin o sahte parıltısını elinin tersiyle itip eşinin elini tutmayı seçti. Dışarıda "Neden konuşmuyor?" diye bağıranlar, aslında bir adamın hayat arkadaşının son ve en zorlu virajında ona siper olduğunu görmüyor.
KENDİ MAHALLESİNDEN GELEN İNSAFSIZ LİNÇ VE ÇİFTE STANDART
Kemal Kılıçdaroğlu, bugünlerde adeta kendi mahallesinin "günah keçisi" ilan edilmiş durumda. Özellikle "Altılı Masa" sürecinde kontenjan ayrılan isimlerin AK Parti saflarına katılması, tüm hıncın Kemal Bey’e boşaltılmasına yetti. Ancak burada durup sormak gerekiyor: Bu linç kampanyasını yürütenlerin "seçici hafızası" neden sadece Kılıçdaroğlu söz konusu olduğunda devreye giriyor?
Siyasetin tüm aktörleri birer birer sıyrılırken, o meşhur masanın tüm sorumluluğu bir "nefret objesi" yaratma pahasına Kılıçdaroğlu’nun omuzlarına yıkılıyor. Örneğin; Meral Akşener’in bizzat aday gösterdiği, İYİ Parti sıralarından Meclis’e giren Nebi Hatipoğlu, Kürşad Zorlu, Ünal Karaman, Salim Ensarioğlu, Seyithan İzsiz gibi isimlerin jet hızıyla AK Parti’ye geçmesi neden bugün aynı şiddetle konuşulmuyor? Akşener’in referansıyla vekil olup bugün iktidar saflarında yer alanlar için sessizliğe gömülen "muhalif" kamuoyu, konu Kılıçdaroğlu olunca neden adaleti sadece onda arıyor? Bu sadece bir eleştiri değil, planlı bir itibarsızlaştırma ve insafsız bir çifte standarttı da gözler önüne seriyor.
ALTILI MASA VEKİLLİĞİNDEN LİNÇ MALZEMESİNE
Siyasetin ne kadar nankör bir zemin olduğu, Kemal Kılıçdaroğlu üzerinden bir kez daha kanıtlanıyor. Bir dönem omuz omuza yürüyenlerin, vekil ya da belediye başkanı yapılanların ve masanın her türlü nimetinden faydalananların sessizliği bir yana; tüm okların Selvi Hanım’ın en hassas olduğu bu dönemde Kemal Bey’e yöneltilmesi siyasetin etik iflasıdır. Kılıçdaroğlu, hem evindeki büyük yangını söndürmeye çalışıyor hem de dışarıdaki bu insafsız kuşatmaya karşı sabırla direniyor.